26 Eylül 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Dünya Kültür Bakanları toplantısı

Çırağan Sarayı’nda dünyanın kültür bakanları toplandı. Tartışılan konular içinde en önemlisi "küreselleşme sonucu kültürel renkliliğin aşınma tehlikesi" oldu

     16-17 Eylül günleri UNESCO’nun pek ünlü Dünya Kültür Bakanları yuvarlak masa toplantılarının üçüncüsü İstanbul’da yapıldı. İstanbul bu, her zaman güzel ve muhteşem; Türkiye de eski Türkiye değil, Avrupa ve Asya’daki birçok ülkeye göre bu tip toplantılar mükemmel tertipleniyor ve Dışişleri Bakanlığı da protokolü oturmuş bir kurum. Tabii UNESCO genel merkezinin bu toplantıda yaptığı düzenlemeler için aynı şey söylenemez. Mesela; Diyanet İşleri Başkanı’mız ve fehametlu Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos cenapları, salondaki iştirakçilerin nezaketi olmasa bir köşede kalacaklardı ve tabii bu durumda UNESCO’cular faturayı da gene bizimkilere çıkarırlardı. Aynı şekilde UNESCO genel merkezinde "halkların yazılı ve kalıcı olmayan kurallarından söz edenler" toplantıyı 16 Eylül’e, Yom Kipur gününe koymuşlar. Bu dini perhiz günlerinde Yahudilikle ilgisi olan herhangi bir kültür bakanı ve temsilcinin katılımını beklemek mümkün değil.
     Evsahibi Kültür Bakanlığı’ydı. Açılıştan sonra hemen her bakana dörder dakika söz verildi. Bunu aşmak isteyenleri oturum başkanı olan Nijerya’nın güzel kültür bakanı Bomajack hanımefendi susturuveriyor. Doğrusu bir-ikisi dışında bu konuşmalar UNESCO toplantılarının umumi havasına uygundu; havanda su dövülen, uyutucu bir söylem tarzı hakimdi. Allah’tan yuvarlak masa etrafındaki kültür bakanı hanımlar için aynı şey söylenemez. Neden bu kadar çok güzel kültür bakanesinin bulunduğunun sebeplerini bilemiyorum ama doğrusu Lübnanlının restore ettiği çirkin Çırağan Sarayı’nda zarif ve arif güzelleri bir arada görmek bir şans.
     Konu "intangible heritage", maddi olmayan sözlü kültür mirası idi. Doğrusu boş lafa uyan bir konu, nitekim uydurdular da... Altı dilde yapılan konuşmalar anında birbirine çeviriliyor. Azerbaycan kültür bakanı ve asıl önemlisi TÜRKSOY (Türk halkları UNESCO’su) başkanı Polat Bülbüloğlu konuşmasını Türkçe değil, Rusça yaptı. Kendileri bilirler ancak Türkçeden İngilizceye tercüme daha iyi yapılıyordu. Bakanımız Prof. Dr Suat Çağlayan’ın açılış konuşması, konunun ve sorunun en güzel tasviriydi; "Globalizasyon (küreselleşme) kültürel renkliliği aşındıran en önemli tehlikedir" dedi. Türkiye’de bu konu çok az tartışılıyor. Bunu tartışmak sanki başkasının sorunu değilmiş gibi "dinci muhafazakar" denen çevreye bırakılmış. Oysa aklı başında insanlar sırf üçüncü dünya ülkelerinde değil, Avrupa’da ve Rusya’da bile bu aşınmanın tehlikesinden söz ediyorlar. Küreselleşmenin yarattığı tahribat illa ki Amerikan kültürünün işi olarak özetlenmemeli. O tarzın çıkıntılarına Amerikan kültürü hakim olmakla beraber, uluslararası bir cüruf her yere akıyor. Rusya kültür bakanı Svıtkoy ülkesinde tanınmış bir tiyatro eleştirmenidir; "Biz folkloru muhafaza ettik" diyor. Aslında her muhafaza uygun bir muhafaza değildir. Gerçi yapılan hatalara rağmen geçmişte sosyalist blokun folklor zenginliklerine devlet olarak verdiği önem malum. Ama yazılı olmayan mirasın korunması süreci başka politikalar, daha doğrusu politikasızlıklar istiyor. Köy toplumunun ve kişilerin söz sahibi olduğu bir ortamdan bahsediyorum.
     Butan’ın kültür bakanının konuşması bence sorunun dramatik boyutlarını ortaya koyuyor. Kültür ve yaşam tarzlarını kurtarmak için UNESCO’dan medet umuyorlar. Heyhat, UNESCO şişkin bir bürokratik gövde, çok az şeyde etkili olabiliyor. "Intangible" denen soyut, yazılı ve maddi olmayan kültür mirasını koruyacak uzmanlar her ülkenin kendi adamı olmalı; bunlar tarihi ve dünyayı iyi bilip kendilerine ait olanı da insanlığın macerası içinde bir yere oturtabilmeli. Oysa üçüncü dünya ülkeleri hekimden, hocadan, mühendisten çok bu gibi aydın kültür uzmanlarının sıkıntısını çekiyor. Haklı olarak şikayet ettikleri, kendilerini ezen emperyalist dünyanın kültürünü bile iyi tanımıyorlar. Üçüncü dünyanın maddi olmayan edebi ve manevi kültür mirasını da gelişmiş Batı’nın güçlü uzmanları tanıyor. Ne var ki onlarla işbirliği yapacak yerli uzman aydın tabaka bile ya zayıf ya hiç yok. Sorunların çözümü için iyi niyet yetmiyor, daha hazin manzaralar var. Bu konuya ileride yeri geldikçe değineceğiz.
     



 PAZAR


"Seviştikten sonra ‘Oyun bitti’ diyerek işkenceye başladılar"
Yaşamak... İnceden...
Onlar için artık "Sezoş"
Kafede ev hali
Bilgisayar oyunu milli takımı Kore’de
Karşınızda işadamları orkestrası
Erkekleri mat eden kadın...
Hamama giren eğlenir
LEZZET
Mevsimin parfüm rehberi
"Ağzı küs, sözü barışık!"
İzmir’de Avusturya usulü kafe
Evliliğe değer mi?
Dünya Kültür Bakanları toplantısı
Ruhu olmayan bankalar
"Şeytan Ayrıntıda Gizlidir"


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet