26 Eylül 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



"Yazarlığımın bittiği yerde ben erkeğim!"

Ahmet Altan’ın yeni romanı "Aldatmak", bugün kitap vitrinlerine çıkıyor. Altan, bu kez kocasını aldatan bir kadın üzerinden olağanüstü bir ruh kazısı gerçekleştiriyor.

     FİLİZ AYGÜNDÜZ

     Aldatan kadın temasını yazmak için beklemeniz gerekti mi?
     3-4 senedir kafamın bir yerinde oynayan bir fikirdi. "İsyan Günlerinde Aşk", "Bir Kılıç Yarası Gibi" çok zor, hacimli kitaplardı. Dışarıdan yardım almadan yazabileceğim bir kitap yazmak istedim. Hem de kendimi biraz dinlendirmek...
     
     Zaman ve mekân çok dar kitapta...
     Çünkü çok derin. O derinliği sağlamama yardım eden bir darlık tercih ettim zamanda ve mekânda. Böylece sadece girmek istediğim yere girdim.
     
     Aslında Aydan kocasından çok kendini aldatıyor ama bunu fark etmiyor. Sizin fark etmemenize ihtimal vermiyorum.
     Aldatan kadın kendisine karşı dürüst başlamaz bu işe. Girmek üzere olduğu dünyaya girmek için kendini kandırması gerekir.
     
     Acaba Ahmet Altan hemcinsleriyle gizli bir ittifak kurmuş olabilir mi? Kadını uyandırmayarak.
     Hayır. Ben kitaplarımda hiç taraf tutmam. Aydan öyle yaşıyordu. Ama Tanrı da bize bir irade payı veriyor her zaman. Gerçeklikten çok uzak değiller. Yazarların deli olduğunu unutma. Başkaları için roman kahramanı olan şey benim için çok uzun zamandır gerçek bir insandı. Onunla yaşadım, onunla hissettim, bazı şeyler için onun adına üzüldüm.
     
     Aldatma heyecanı bir süre sonra bir tür dürtü denetim bozukluğuna dönüştü. Niye "riskler" içeren psikolojik bir rahatsızlığa kaydı olay?
     Eğer heyecan sizi ciddi şekilde tatmin ediyorsa tümüyle heyecansız bir hayata geçmek zor. Onun yerini doldurması için o tarafa kaydı.
     
     Risk almanın antidepresan etkisi olduğuna inanıyor musunuz?
     Risk almıyorsan hemen hemen hiçbir şey kazanamazsın. Aldığın riskin o ölçüde büyük bir bedeli var. Kazandığını hissediyorsan bu seni kurtarır.
     
     Alt metinde bir oyun teması da var. Aydan kocasını aldattığı adamla yaşadığı sekse "bir çeşit sevişme tiyatrosu" diyor. Dürtüleri denetimden çıkınca da iyice oyuna sarıyor. Gerçeklikle ilişkiniz ne bu oyunlarda?
     Ben oyunu gerçekten kopuk bir şey olarak kabul etmiyorum. Gerçeğin değiştirilmesi, bozulması zevk verecek bir hale sokulması bu. Ama bunu yapanlar gerçek, bundan alınan zevk gerçek.
     
     Neden erkeklerden tanrı yaratır, sonra da sınıfta bırakır kadınlar?
     Tahminimi söyleyeyim, çünkü tanrı istiyorlar ama yok. Karşılaştıkları erkekte görmek istediklerini görmeye daha yatkınlar. Bir yanlarıyla hoşlandıkları adamı tanrısallığa doğru yükseltirken bir yandan da gerçeği görürler ama saklarlar. Çünkü tanrı isterler.
     
     Neden tanrı isterler?
     Çünkü kendilerini tanrıça kılacaklar. Bir tanrıyla birlikte olmak, ona hakim olmak. Bir kadının ben bu erkeğe hakim olamıyorum dediğini çok az duydum.
     
     Erkeklerde niye bir tanrıça tutkusu yok?
     Güçsüz olmak, güçsüz görünmek bir erkek için korkunç. Bir tanrıçanın ışığı yanında güçlü görünmek pek de kolay değil. Kadınlar baştan zayıf kabul ediliyor aslında öyle olmadıkları halde. Bence bu onları çok güçlü kılıyor. Görünenin tam tersine bir denge kuruluyor.
     
     Aydan’ın, kocasının gücünden bir şeyler almayı istediğini yazmışsınız.
     Çünkü o adamı ameliyathanesinin kapısında gerçekten bir tanrı gibi görüyor. Bence kadınlar daha cesurlar. Kadınlara tanrıyı göstersen onu da isterler. Erkekler ise bir tanrıçayla bir gece isterler en fazla.
     
     Kadınlar güçlü olmak istemiyorlar mı?
     Bence kadınlar güçlü olduklarını biliyorlar.
     
     Niye o zaman adamın gücünden almak istiyor?
     Belki de kadının istediği gerçek güce sahip olana sahip olmak ve onu yönetmek. Kadınlara şunu sormak lazım: Bütün dünyayı yöneten bir imparatoriçe mi olmak istersiniz, bu dünyayı yöneten bir imparatoru mu yönetmek istersiniz? Sanki bana ikincisini seçecekler gibi geliyor.
     
     Alon Gratch "Erkekler Dile Gelse" adlı kitabında erkeklerin erkeklik kalkanlarını indirip dinleneceği kadınca bir yer bulmak için gizli bir arzu duyduğunu söylüyor. Kadınları bu kadar iyi anlattığınız yer erkeklik kalkanlarını indirdiğiniz kadınca bir yer mi?
     Erkeklik yorucu bir şey. Bence kadınlıktan daha yorucu. Çünkü senden güçlü olmanı bekliyorlar sürekli. Bence adamın dediği doğru, bir şekilde kalkanlarımızı indirip dinlenmek isteriz. Ama yazarları kadınlar ya da erkekler olarak anlamak mümkün değil. Çünkü o anda kadın da değil erkek de.
     
     Yazı yazarken kadın okurların beklentileri baskı yaratmıyor mu?
     Hiçbir şekilde. Yazmadan önceki varlığına ait bilinçten herhangi bir korku, endişe, beğenilip sevilme arzusu yazarkenki haline sirayet ederse onu bozar. Orada çok saf olmak zorunda yani yazdığı şeyden başka hiçbir kaygısı olmamalı. O kaygılar, kitap ya da yazı bittikten sonra insanın aklına gelir.
     
     Ama bir de Ahmet Altan var. O, bu anlamda erkek olmaktan sıkılmadı mı?
     Ben bunun çok farkında değilim. Söylediğin şeyi duyuyorum, anlıyorum ama moda deyimiyle bunu içselleştiremiyorum. Bilincime çok vurmuyor.
     
     Ama dizi yazısı hazırladınız, "Yazarlar, kadınlar, romanlar..." diye...
     Bunu da anlatmak çok zor. Şimdi sen beni bir yere koyuyorsun. Senin koyduğun yerde görmüyorum ben kendimi. Ben öyle yaşamıyorum.
     
     Ben bir yere koymuyorum sizi. Ortak algıdan söz ediyorum.
     İyi işte ben kendimi öyle algılamıyorum. Ben kendimi sıradan bir adam gibi algılıyorum. Bunu uydurmuyorum. Ama "erkek" olmaktan hiç rahatsız olmam doğrusu. Yazarlığımın bittiği yerde ben erkeğim!
     
"Ayaküstü konuşmasınlar!"
     Ahmet Altan’ın Sabah Gazetesi’ndeki yazı dizisi "Yazarlar, kadınlar, romanlar..." ile ilgili Duygu Asena, Şebnem İşigüzel, Nazlı Eray, Müge İplikçi, Buket Uzuner, Orhan Pamuk, Ataol Behramoğlu, Hilmi Yavuz, Hakkı Devrim, Ahmet Ümit, Hasan Bülent Kahraman, Erdal Öz, Pınar Kür, Hüsnü Terek, Kürşad Başar, Osman Akınhay görüşlerini açıkladılar. Ahmet Altan, isim vermedi ama adı geçenlerin bir bölümüne karşı gerçekten öfkeli. Başkalarına da... Ve bir o kadar da üzgün.
     
     Yazı dizinize gelen tepkilerden biri de kadın okurlarınızın çokluğu nedeniyle onlara biraz ödün vermenizin yadırganmadığı şeklindeydi. Kadınlara ödün verdiğinizi düşünüyor musunuz?
     Türk edebiyat dünyası, böyle bir dünya varsa eğer, benim anlayabildiğim kadarıyla ciddi bir şekilde zavallılaşmış. Gerçekten ben o dünyaya epey mesafeli duran bir adamım, onun bir parçası değilim. Ama son zamanlarda bende bir acıma duygusu uyandırmaya başladılar. Birçok açıdan. Bir kere edebiyatı sevmediklerini fark ettim. İkincisi, edebiyatla ilgili ciddi bir tartışmaya girebilecek ne birikimleri ne de istekleri var, böyle bir şeyden hoşlanmıyorlar. Şimdi edebiyatla o kadar ilgilenip de edebiyat konuşmaktan, tartışmaktan bu kadar kaçınmayı anlayamıyorum. Üç; inanılmaz derecede korkaklar. Kendilerine ait bir fikirleri var mı bilmiyorum ama es kaza bir fikirleri varsa bu fikri açıkça söyleyecek cesaretleri yok. Bunlar edebiyatı, görebildiğim kadarıyla, ciddi bir dedikodu düzeyine indirmişler. Yazılardan ve kitaplardan değil, yazarlardan konuşmayı seviyorlar. Yazarlardan konuşmak dedikodudur, evet bu da edebiyat dünyasının bir parçasıdır ama sadece bir parçasıdır, hepsi değil.
     
     Edebiyatı bilmedikleri ya da konuşacak yeterlilikte olmadıkları için mi böyle yapıyorlar yoksa edebiyatınızı kıskandıklarını mı düşünüyorsunuz?
     Kıskanma kelimesini kullanmam. Ama biraz boş olduklarını düşünmeye başladım. Ben onlara Sabah Gazetesi’ndeki 4 yazıyla bayağı büyük bir tirajı olan edebiyata çok yakın durmayan birçok okuru edebiyata çekebilecek, onlara edebiyatı sevdirebilecek bir tartışma zemini yarattım. Burada biraz düzeyli, aklı başında hakikaten düşünerek cevap veren birkaç kişi çıksaydı, biz Sabah okurlarının 300 - 350 bin kişinin ilgisini çekececek, onları eğlendirecek, onlara bir şeyler öğretecek ve edebiyatın hoş eğlenceli bir şey olduğuna onları inandıracak bir tartışma yapabilirdik. Oysa onlar sadece benimle ilgili bir şeyler söylediler.
     
     Bu kitaptan sonra da sizinle ilgili sözler devam edecek. Gene kadınları ne kadar iyi yazdığınıza indirgenecek kitap.
     Çünkü edebiyatı sevmedikleri zaman indirgemeci oluyorlar. Bir kitabı edebi kriterle ölçmek yerine yazar hakkında edebiyat dışı şeyler söylemeyi tercih ediyorlar. Ben hakikaten saf bir şekilde Sabah’taki yazı dizimden sonra edebiyatla ilgilenen insanların da bir şeyler söyleyeceğini düşündüm. Ama kimseden ciddi bir laf çıkmadı. Beni çok şaşırttılar, inanılmaz bir şekilde düzey kaybediyorlar; edebiyat onların kafalarında sadece, şöhret, satış, hedef kitle, vs... Edebiyatçılar bunları mı konuşur? Konuşacak başka hiçbir laf akıllarına gelmiyor mu? Ve bunun için utanmıyorlar mı? Ve neden bu kadar sevmedikleri bir hayatın içinde kalmaya çalışıyorlar. Başarısız olurlar, ki oluyorlar!
     
     Çok kızmışsınız...
     Kızmadım, acıdım ve çok üzüldüm gerçekten. Yazık bunlara başka iş yapsınlar. Çok acı çekecekler. Edebiyat yazmakla ilgili bir şey, bu sözcüğü hatırlıyorlar mı bilmiyorum, çok az kullanıyorlar; konuşacaklarsa yazmakla ilgili konuşsunlar. Yazarlarla ilgili görüşlerini duymaktan sıkıldım. Edebiyatla ve yazıyla ilişkilerini görmek istiyorum. Ayrıca o yazı dizisindeki tanımlar tamamen benim tanımlarım. Bunlar tartışılabilir. Mesela derler ki hayır büyük romanın tanımı bu değil. Büyük roman nedir tartışması çıkabilirdi aramızda. Birilerinin de bu konuda fikrini söylemesi gerekmez miydi?
     
     Burada bir de telefon açan muhabire birkaç dakika içinde bir şeyler söyleme durumu sözkonusu...
     E ayaküstü konuşmasınlar o zaman. Ayrıca eğer bir fikri varsa dört satırda da söyler bence. Nedir büyük roman sorusunu düşündüyse anlatabilir. Bu tanımlar hiç mi akıllarına takılmadı? Niye edebiyatçıların ilgisini çekmez ki böyle konular? Ayrıca niye bunu ben yazdım? Aslında bunları romancılardan önce romancı olmayan edebiyatçıların gündeme getirmesini beklerdim. Bu eleştirmenler ne işe yarıyor? Eğer yeni ölçüler getirmeyeceklerse yeni tartışma platformları yaratmayacaklarsa ne işe yarıyorlar? Hayatlarını bir yalanla mı geçirmek istiyorlar? Olmadıkları bir şey gibi görünerek hayatı geçirmek çok acıklı.
     
     Aldatmak
     Ahmet Altan
     Can Yayınları
     249 s.
     Fiyatı: 8.000.000 TL.
     







 KÜLTÜR & SANAT


Bıçak sırtı bir ruh hali
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Öfkenin şiiri
"Yazarlığımın bittiği yerde ben erkeğim!"
Prenses olmayan masal kadınları
Gerçek ideal renkler
Günyüzüne çıkan canavar
Uluslararası bir buluşma
DJ Shadow kaldığı yerden
Özgünlük zekâ Patricia Barber
2002 model mahveden kadın
Merhaba Celil Bey!..
"Polisiye, edebiyatın piçi değil, kremasıdır"
Hakikat ile paranoya
Erkek erkeği ister aşk olur
‘Küresel köyün zorba şerifi’
Ömer Uluç’tan bir müze girişimi
Oda Projesi Deposu izleyiciye açılıyor
Feminist tel etekler
Video sanatına güncel bir örnek
Topraktan doğan bedenler
Kurt Cobain tartışması
Salkım söğüt serisine devam...
Alıp da ne yapacak, nerede çalacağız?
Yarından itibaren yüzümüz gülecek!
Lennie’ler ve diğerleri
Hayat atölyesi
Cumhurbaşkanı Edirne’ye niye gitti?
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet