26 Eylül 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



"Polisiye, edebiyatın piçi değil, kremasıdır"

Ahmet Ümit’i öyle uzun boylu tanıtmaya gerek yok. Memleket yayıncısına polisiyeyi kabul ettirmiş adam, diyebiliriz. "Şeytan Ayrıntıda Gizlidir"e gelince, o; son yayımlanan kitabı...

     SERPİL GÜLGÛN

     Faylar Kırılmadan" adlı hikâyenizde Prof. Celal Şengör’den acayip intikam almışınız. Kendisinin haberi var mı? Hikâyeyi okuyup, başıma iş açacaksın derse ne olacak?
     Ne "Faylar Kırılmadan" adlı öykümde Sayın Celal Şengör’ü hedef aldım, ne de "Çin İşkencesi" adlı öykü de Sayın İbrahim Tatlıses’i. "Şeytan Ayrıntıda Gizlidir" gündelik hayatın bir tür eleştirisi. Pek çok insana bu bayat bir tavırmış gibi gelse de ben yazarların muhalif tavır almalarından, farklı bakış açılarını korumalarından yanayım. Bu nedenle de, günlük yaşamımızda gördüğüm pek çok sorunu öykülerimde polisiye edebiyatın diliyle eleştirmeye çalıştım. Amacım, toplumdaki şu ya da bu kişiyi rencide etmek değil, ülkemizin geçirmekte olduğu bu evreye ilişkin, kendi görüşlerimi okurla paylaşmaktı.
     
     Misyonum var diyorsunuz yani...
     Edebiyatın ahlaki yönünü belirleyen etmenlerden biri de yanlış görülene, sahtekârlığa, şarlatanlığa karşı kaleminle mücadele etmek. Üstelik bunu edebiyatın estetik haz verme, eğlendirme, hoşça vakit geçirme, meraklandırma, arındırma vb. işlevlerini bozmadan yapmak. Edebiyat bu görevi üstlenmelidir çünkü toplumsal kültürdeki bozulma, yoğun olarak edebiyatı da etkiler. Edebiyat şimdi eskisinden daha muhalif bir tavır üstlenmeli, eskisinden daha aykırı, daha hınzır olmalıdır. Bu tavrın getireceği riski göze almak da edebiyatçının başka bir görevidir diye düşünüyorum.
     
     Polisiye şu sıra ‘in’. Gün geçmiyor ki, genç bir yazarın polisiyesi yayımlanmasın. Bu durum için ne diyorsunuz? Onları okuyor musunuz? Beğeniyor musunuz?
     Bunu doğal buluyor ve çok olumlu karşılıyorum. Okur giderek bilinçleniyor. Bir ülkede edebiyatın ne kadar yaygınlık kazandığının ölçüsü, o ülkede polisiye romanın ne kadar okunduğuyla ilintilidir. Çünkü polisiye roman edebiyatın piçi değil, kremasıdır. İyi polisiye metinler edebi zevkin en üst basamağında yer alırlar. Deyim yerindeyse, "Gılgamış Destanı"ndan, "Küçük Prens"e kadar, o zorlu okuma çevriminin bir ölçüde tamamlanması gerekir. Okurları bunu tamamlayamamış ülkelerde polisiye pek okunmaz, okurun kapasitesi polisiye romanı anlamaya yetmez. Ülkemizde yıllarca polisiye roman yazılmamasının nedenlerinden biri de budur. Tabii buna bir de suç kültürümüzü eklememiz gerekir. Polisin işkenceyle, sopayla itiraflar yaptırdığı bir ülkede, polisiye romanlık suç bulmak da o kadar kolay bir iş değildi. Ancak gerek benim, gerekse öteki polisiye yazan arkadaşların çabasıyla ülkemizde bir polisiye kültürü oluşmaya başlıyor.
     
     Sizden önce de polisiyeye el atmış yazarlar vardı. Ama geniş kitleler sizi daha çok tanıyor. Bunu neyle açıklıyorsunuz? Polisiyeye hiç ihanet etmemekle mi?
     Benim ülke içinde ve ülke dışında en çok tanınan Türk polisiye romancısı olmamın nedeni, bu konudaki ısrarcı tavrım. Gerçekten de ben hiçbir zaman polisiye roman yazdığımı açıklamaktan gocunmadım. Romanlarımı yazarken bu gerçekliğin farkına daha çok vardım. Polisiye yazarının, hem bir mimar, hem bir dil uzmanı, hem bir siyasi analizci, hem bir psikoloji uzmanı, hem bir sinemacı (kurgucu), hem bir araştırmacı, hem de bir felsefeci olması gerektiğini anladım. Sonuç olarak işimi iyi yaptım.
     
     Ufukta "Patasana" ya da "Kukla" gibi polisiye bir roman var mı? Varsa, nasıl bir şey olacak?
     Beyoğlu’nda geçen bir gerilim romanı yazıyorum. Bilindiği üzere, benim romanlarımın tümünde bir ana tema vardır. "Sis ve Gece"de görev bilinciyle aşk arasındaki ilişkiyi, "Kar Kokusu"nda ideal ile gerçek arasındaki çelişkiyi, "Patasana"da şiddet kavramını, "Kukla"da ise kaybetmeyi anlatmıştım, bu romanımda ise okurla ölümsüzlük kavramını tartışıyorum. Orta yaşlı, yaşamdan kâm almış sigortacı Can’ın başından geçen esrargengiz serüven içinde bu felsefi kavramı yeniden ele almaya çalışıyorum. Üç arkadaşın aralarındaki ilişkiden yola çıkarak kurduğum öykü, geçen yüzyılın başlarına kadar uzanan, Beyoğlu’nun arka sokaklarından daha karanlık bir entrikayı içeriyor. Kitabın üçte birine yakını bitti, önümüzdeki yaz ya da sonbahar okurla buluşabileceğini sanıyorum.
     
     Nedensiz, saf kötülük, bununla ilgili bir eser hâlâ edebiyatımızda yerini almış değil. Yani bence. Sizce de öyle mi?
     Kötülük insanın varoluşuyla ilgili bir meseledir. Bu nedenle, hem edebiyatın hem felsefenin hem de psikolojinin ilgisini çekegelmiş bir konudur. Bizde ise nedensiz saf kötülük üzerine, Yusuf Atılgan’ın "Anayurt Oteli" adlı kitabı iyi bir giriştir. Ancak bu konunun edebiyatımızda derinlemesine işlenmediği düşüncesinde hemfikirim. Kuşkusuz sorunuz doğru kişiye soruluyor. Bu konu benim de çok ilgimi çekiyor. Sonraki romanlarımda mutlaka ele almam gereken bir sorunsal olarak, beni bekliyor.
     
     
     Şeytan Ayrıntıda Gizlidir
     Ahmet Ümit
     Doğan Kitap
     179 s.
     Fiyatı: 7.500.000 TL.
     







 KÜLTÜR & SANAT


Bıçak sırtı bir ruh hali
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Öfkenin şiiri
"Yazarlığımın bittiği yerde ben erkeğim!"
Prenses olmayan masal kadınları
Gerçek ideal renkler
Günyüzüne çıkan canavar
Uluslararası bir buluşma
DJ Shadow kaldığı yerden
Özgünlük zekâ Patricia Barber
2002 model mahveden kadın
Merhaba Celil Bey!..
"Polisiye, edebiyatın piçi değil, kremasıdır"
Hakikat ile paranoya
Erkek erkeği ister aşk olur
‘Küresel köyün zorba şerifi’
Ömer Uluç’tan bir müze girişimi
Oda Projesi Deposu izleyiciye açılıyor
Feminist tel etekler
Video sanatına güncel bir örnek
Topraktan doğan bedenler
Kurt Cobain tartışması
Salkım söğüt serisine devam...
Alıp da ne yapacak, nerede çalacağız?
Yarından itibaren yüzümüz gülecek!
Lennie’ler ve diğerleri
Hayat atölyesi
Cumhurbaşkanı Edirne’ye niye gitti?
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet