
|

Hayat atölyesi
MURATHAN MUNGAN
Füsun Akatlı ile bir akşam yemeği Füsun Akatlı’nın çeşitli kitaplara dağılmış yazıları, yeni yazılarla desteklenerek Boyut Yayınları’ndan bir dizi halinde tekrar yayımlandı.
Geçenlerde, Füsun Akatlı, kızı Zeynep Altıok ve ben Doğa Balık Restaurant’ın çatı katında hoş bir akşam geçirdik. Eminönü - Sirkeci önlerinden gökyüzüne saçılan havaifişekler gecemizi ışıklandırdı. Füsun ilk kez geliyormuş buraya. Ne zamandır bir araya gelemiyorduk. Büyük kentte yaşam sürdürenlerin çoğu, bir süredir telefonlarla ve e - postalarla yürütülen bir haberleşme türünün, yüz yüze görüşmelerin yerini aldığını kendi deneyimlerinden biliyorlardır. Bense neredeyse artık kimselerle görüşemez oldum.
Okur yazar çevresinde edebiyat ve sanat dergilerinin yaygın bir heyecan kaynağı olduğu ‘70 sonlarıydı onunla tanıştığımızda. Metin Altıok ile evliydi, Füsun Altıok imzasıyla eleştiriler, denemeler yazıyor, Hacettepe Üniversitesi’nde ders veriyordu. Ankara, Kavaklıdere, Bestekâr Sokak’taki evlerinin çatı katında, aklımda ışığı bol kalmış günler, geceler geçirdik... Hemen bir sokak altında Bilge Karasu otururdu. Ben, başta Selçuk Baran olmak üzere bazı edebiyatçıları Füsunların evinde tanımıştım. Önünde yemek masasının bulunduğu duvarda Metin’in yaptığı desenler dururdu. Füsun’la "Gösteri" dergisi için bir söyleşi yapmıştım. O söyleşinin fotoğraflarında arkadaki duvarda o desenler görülür. Metin Altıok ile Zafer Çarşısı’nda, çoğunlukla da Remzi İnanç’ın Toplum Kitabevi’nde karşılaşır, ayaküstü laflardık. Ankara’da birçok edebiyatçı için, kitapçılardaki bu ayaküstü karşılaşmalar, gündelik hayatın önemli bir parçasıydı; ruh ve güç tazelerdik.
Sonra hayat araya girer, herkes bir yere dağılır, birileri ölür. Bir gün, bir akşam yemeğinde bir bakarsınız, yıllar geçmiştir.
Füsun Akatlı, "Niçin Diyalektik" adlı kitabını ‘80’de imzalamış bana. ‘82’deyse "Bir Pencereden" kitabını, "Böyle de askerlik hatırası olur mu?" diye imzalamış. Askere gittiğim yıl.
Sonra "Edebiyat Defteri", "Felsefe Kıyılarında", "Zamansız Yazılar", "Tenha Yolun Ortasında", "Pusulamız Felsefe" gibi çeşitli kitapları yayımlandı. Yakın bir tarihte, daha önce çeşitli kitaplara dağılmış yazılarını çeşitli başlıklar altında yeniden bağlamlandırarak ve yeni yazılarla destekleyerek Boyut Kitapları’nda bir dizi olarak çıkardı: "Acıyla, Sevgiyle, Kahramanca", "Öykülerde Dünyalar", "Zamanı Yaşatan Roman / Zamana Direnen Şiir", "Düşünce Ufkunda Pupayelken", "Sis Lambası".
Füsun Akatlı’nın kitapları arasında "Yaz Başına Neler Gelir"in ise, benim için ayrı bir yeri vardır. ‘80’li yıllarda "Yeni İnsan" dergisini çıkardığımız sıralar, Füsun Akatlı da bizim dergide yazardı. Bu kitabın kimi yazıları o dergide yayımlanmıştı, ayrıca deneme türünün sınırlarını zorladığı, bir adım sonrasının kurmacaya açılacağını söyleyen hikâye eşiğinde denemelerdi bunlar. Kimi okurları bu anlamda bir beklentiye itmişti. O gün bugün Füsun’dan hikâye bekliyoruz.
Füsun Akatlı, zekâsı, kültürü, birikimi, beğenisi ve dil duygusuyla Türk edebiyatında önemli bir yere sahiptir. Anladığım kadarıyla, son yıllarda seçilmiş bir tutum olarak yalnızca sevdiği kitaplar üzerine yazıyor, bense açıkçası o yıllarda kimilerince hırçın ya da sert bulunan yazılarını özlediğimi söylemek istiyorum. Dostluğumuza sığınarak, bu anlamda söylemek istediğim bir şey daha var: Konuşurken, zaman içinde kimi beğenilerinin ve yargılarının önemli ölçüde değişmiş olduğunu gördüğüm Füsun Akatlı’nın bu değişimlerinden okurlarının da haberdar olması gerektiğine inanıyorum. Edebiyatımızın özellikle şu sıralar her zamankinden daha fazla oylumlu incelemelere, derinlikli metinçözümlere, kuşatıcı incelemelere gereksindiği göz önüne alınırsa, bunlara yönelmesinin bizler için bir kazanç olacağını düşünüyorum. Füsun Akatlı, denemelerini düzenli olarak her ay Varlık Dergisi’nde yayımlamayı sürdürüyor.
Kitaplarından birine uğramanın zamanıdır.
ALİ’NİN KİTAPLIĞI "Günışığı Kitaplığı, kurulduğu 1996 yılından bu yana çocuklar ve gençler için hem içerik ve dil hem de biçim açısından özenli kitaplar yayımlıyor. Onların gelecekte birer edebiyat ve şiir okuru olabilmelerinin ilk adımlarını yaratmak düşüncesi seçimlerimizde bize yol gösteriyor. Günümüz dünya çocuk ve gençlik yazınının özellikli örneklerini Türkçeye çevriyor, ülkemiz çocuk ve gençlik yazınına yeni ve özgün isimler kazandırıyoruz."
Yayın yönetmeni Mine Soysal bu sözlerle tanıtıyor yayınevini. Özenle hazırlanmış bir dizi çocuk ve gençlik kitabı yollamışlar. Seviniyorum, çünkü bu kitapları karıştırmak çocukluğumu, yeniyetmeliğimi yeniden düşünmem için bir fırsat oluyor. Hem de sevgili yeğenim Ali’nin kitaplığı zenginleşiyor. Ali, daha yirmi aylık ama ona ne zaman okuyacağını bilmediğim kitaplardan bir kitaplık hazırlamak büyük keyif veriyor bana.
Zaman zaman çocuk kitaplarını karıştırmak insana tuhaf bir duygu verir. Zamanı başka bir yerinden katedersiniz sanki. "Kırk Oda"daki masalları yazarken, okuma yazmayı yeni öğrenmiş en küçükler için yazılmış olanlarından, en gelişkinlerine varana dek birçok masalı yeniden ve yeniden okurum. "Zamanımızın Bir Külkedisi", "Yüzyıllık Uyuyan Güzel" öykülerimde onlardan alıntılara da rastlarsınız.
Behçet Necatigil’in bazı şiirlerin bazı yaşları beklediğinden söz eden dizesini anarak kitapların da bir yaşı olduğunu anımsamanın ve anımsatmanın yeridir. Bazı kitapları doğru yaşlarda okumak hayattan tasarruf sağlar insana. Zamanında okumadığınız için geç kaldığınız kitaplar olduğu gibi, erken okuduğunuz için zamanında tadına varamadıklarınız da vardır.
Kitaplar da aşklar gibidir. Doğru yer, doğru zaman ve diğer doğrular gibi...
Çocukların ve yeniyetmelerin ilgisini çekecek biçimde hazırlanmış bu çeşit kitaplar çocuklara hem okuma alışkanlığı ve zevki kazandırır hem de meraklarının, tutkularının, yönelimlerinin biçimlenmesinde yararlı olur.
Metis Yayınları’ndan polisiye kitaplarını tanıdığımız Daniel Pennac’ın çocuklar için yazdığı "Kamo" dizisini yayımlıyor Günışığı Kitaplığı. Kimi yazarlar, aynı zamanda çocuklar için de kitap yazarlar. Örneğin, sevdiğim yazarlardan biri olan Roald Dahl’ın çocuklar için yazdığı kitapları çocukken okuyabilmek isterdim doğrusu. Can Yayınları onun çocuklar için yazdığı kitapları yayımlıyor.
Boyama kitaplarının, "Zamanda Gezinen Üç Kafadar" diye eğlenceli bir macera dizisinin, resimli masalların yanı sıra yetişkinliğe adım atmaya hazırlanan gençler için yazılmış romanlara da yer veriyor programında Günışığı Kitaplığı. Çocuklara bir hayat hazırlarken iyi bir kitaplık da hazırlamak gerekir.
Korku edebiyatından tanıdığımız, kimi kitapları Oğlak Yayınları’nca basılmış Clive Barker’ın bir kitabına rastladım bu dizide. Demek ben de okuyabilirim.
Ali’nin kitaplığı zenginleşiyor.
ANMANIN BİR YOLU, BU KEZ DE: MARC BOLAN Farklı firma etiketleriyle farklı toplamlar yapılıyor şu sıralar onun için. Yeni yazılmış biyografileri yayımlanıyor. Ölümünün 25. yıldönümde Marc Bolan’ı anmanın bir yolu bu. Yeniden basılan çeşitli "Best ofölarının yanı sıra, "The Essential Collection" başlıklı bir dizi ve en önemlisi bir şarkısına yapılan göndermeyle "20th Century Superstar" adı altında 4 CD’lik bir "boxset" yayınlandı.
Yeniyetmeliğimin önemli müzik figürlerinden biridir Marc Bolan. Kısa adı "T. Rex", açılımı "Tyrannosaurus Rex" olan iki kişilik topluluğun beyniydi. Şarkıları o yazıyor, o seslendiriyordu. Hızla ve arka arkaya çok güzel şarkılar yaptıktan sonra, aynı hızla bir gün bir trafik kazasında ölüverdi. Her şey o kadar birdenbireydi ki, bu yüzden ölümü inandırıcı değildi. Bir ağaca toslamış olan parçalanmış araba görüntüsü bir süre kimseyi ikna etmeye yetmedi. Günümüze kalan bilinen parçaları arasında "Telegram Sam", "Metal Guru", "Children of the Revolution", "London Boys", "Solid Gold Easy Action", "New York City", "Teenage Dream", "Born to Boogie", "Hot Love" ve "20th Century Boy" sayılabilir. Bu son şarkı, dönemin ruhunu ve "glam - rock" havasını en iyi yansıtan filmlerden biri olarak kabul edilen Todd Haynes’ın "Velvet Goldmine" filminde Placebo tarafından yeniden seslendirilmiştir. Bunun benim için ayrı bir önemi vardır: Placebo, benim son yıllardaki gözde topluluklarımdan biridir. Özel stüdyo kayıtlarına varana dek bütün "single" ve özel baskı CD’lerini arşivimde bulmak mümkündür. Üstelik ben onları bu kadar beğenirken, Los Angeles’tan Las Vegas’a bir gün önce geçemediğim için oradaki konserlerini, bir gün önce Zürih’e gitmek zorunda kaldığım için de Istanbul’daki konserlerini kaçırmışımdır. Benim, tam Placebo’nun, T. Rex’in ‘90’lı yıllar karşılığı olduğunu düşündüğüm sıralar, Todd Haynes’ın söz konusu filmde bir T. Rex şarkısını Placebo’ya seslendirtmesi bana ayrı bir keyif vermiş, bu yargımda yalnız olmadığım duygusu yaşatmıştır bana.
Bu arada anımsatmak isterim: Placebo’nun içinde yer aldığı albüme adını veren "Without You I’m Nothing" adlı şarkısında, David Bowie eşlik eder onlara. Bu şarkının dört ayrı çeşitlemesinin yer aldığı "single"ı, özellikle "Brothers in Rhythm Club Mix" düzenlemesi nedeniyle salık veririm. Nasıl ki, toplululuğun "Every You Every Me" adlı şarkısının "single"ını, "Brothers in Rhythm Glam Club Mix", "Special K" adlı "maxi - single"ını da aynı gerekçeyle "Brothers in Rhythm Mix" düzenlemesi için salık vereceksem...
Ayrıca Placebo, bir şarkının yıllar sonra seslendirilirken, nasıl hem aslına sadık kalınacağının hem de nasıl "yeniden söylenebileceğinin" iyi bir örneğini veriyor "20th Century Boy" ile... Filmi görmediyseniz, "sound - track"inden ya da topluluğun "You Don’t Care About Us" adlı "single"ından dinleyebilirsiniz bu şarkıyı. Bu arada bir anımsatma: Bu çeşit alışverişler için şu sıralar fiyatları en uygun site "amazon.co.uk". Internetteki çeşitli sitelerde fiyat karşılaştırmasına gitmeden, asla ilk girdiğiniz siteden alışveriş etmeyin. Bu bir Naim Dilmener öğüdüdür, ben yararını görüyorum.
Marc Bolan’ı ölümünün 25. yıldönümünde yeniden dinliyorum şarkılarını. Popüler müziğin gramerinde de büyük değişiklikler oldu, bu yanıyla eskimiş elbet, ama bir yanı hiç eskimemiş. Bize geçtiğimiz yolların şarkısını söylüyor: Metal Guru, Telegram Sam...
ADINI SEN KOY Daha önce Lillian Helmann’ın ünlü "Küçük Tilkiler"ini ilgisiz bir adla gösteren DigiTürk’ü eleştirmiştim. Bu kez de Trauffaut’nun ünlü "Piyaniste Ateş Ediniz"ini, "Piyaniste Vurun" diye gösteriyorlar. Sinemalarda, TV kanallarında kim bilir kaç kez bu adla gösterilmiş, sinema günleri programında ve benden Enis Batur’a varana dek birçok edebiyatçının yapıtlarında, daha önemlisi belleklerde bu adla yer almış bir filme yeni bir ad koymak merakı niyedir?
Gene daha önce Kazuo Ishiguro’nun "When We Were Orphens" romanının "Çocukluğumu Ararken" diye çevrilmiş olmasına bu sayfada tepki göstermiştim. "kitaplık" dergisi, 55. sayısında "Japon Edebiyatı" başlıklı hoş bir dosya hazırlamış. Ishiguro ile ilgili yazıda roman bu adla anılırken (Ben olsam, "Türkçeye "Çocukluğumu Ararken" diye çevrilen..." demeyi yeğlerdim) Daha önce Can Yayınları’ndan "Uzak Tepeler" diye çevrilen "A Pale View of Hills" kitabı ise nedense "Tepelerin Soluk Görünümü" diye anılıyor. Kitabın İngilizcesini merak edecek olursanız "Çocukluğumu Ararken"i, Türkçesi var mı, diye bakacak olursanız da "Tepelerin Soluk Görünümü"nü asla bulamazsınız... Bu çeşit yazılar, kafalar iyice karışsın diye değil, berraklaşsın diye yazılır. Kitabın Türkçe adını beğenmediyseniz, aynı biçimde "Türkçeye ‘Uzak Tepeler’ diye çevrilen" denebilir ama asıl önemlisi kitabın çevrildiğini bilmiyor olabilirler. Eh, dosyalar da bilgi tazelemek içindir zaten.
TV 4’te yayınlanan Klasik Türk Müziği programlarında, yılların deneyimli sunucuları, şarkıların sözlerini tane tane özenle, doğru Türkçeyle okuyorlar ama bir bakıyorsunuz altyazıdan geçen aynı sözlerde bir dolu yanlış; "de"ler, "da"lar bile bitişik. Aynı biçimde birçok TV kanalının haber ve duyurularında altyazıları en basit dil hatalarından geçilmiyor.
Dil duygusuzluğu düzey farkı tanımıyor.
Yazara e-mail
KÜLTÜR & SANAT


Bıçak sırtı bir ruh hali
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Öfkenin şiiri
"Yazarlığımın bittiği yerde ben erkeğim!"
Prenses olmayan masal kadınları
Gerçek ideal renkler
Günyüzüne çıkan canavar
Uluslararası bir buluşma
DJ Shadow kaldığı yerden
Özgünlük zekâ Patricia Barber
2002 model mahveden kadın
Merhaba Celil Bey!..
"Polisiye, edebiyatın piçi değil, kremasıdır"
Hakikat ile paranoya
Erkek erkeği ister aşk olur
‘Küresel köyün zorba şerifi’
Ömer Uluç’tan bir müze girişimi
Oda Projesi Deposu izleyiciye açılıyor
Feminist tel etekler
Video sanatına güncel bir örnek
Topraktan doğan bedenler
Kurt Cobain tartışması
Salkım söğüt serisine devam...
Alıp da ne yapacak, nerede çalacağız?
Yarından itibaren yüzümüz gülecek!
Lennie’ler ve diğerleri
Hayat atölyesi
Cumhurbaşkanı Edirne’ye niye gitti?
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|