
|

Maç fiyaskosu, Irak, Kıbrıs, deprem v.s...
Galatasaray - Barcelona maçı; tribünlerde meşaleler yakarak, daha karşılaşma başlamadan sahayı dumana boğanlar için de bir fiyasko oldu; bir futbol galibiyetinde, ortak başarı açlığına, bir avuntu arayan geniş kitleler için de...
***
Hazine’den geçinen "önemliler"in ötesinde, evrensel boyutta bilim ve sanat "değerler"inden yoksunluk; kitlelerde kuşak kuşak öylesine bir "başarı" açlığı yaratmış ki; sonunda bu açlık, "Türk’e Türk propagandası"yla hamaset ufuklarında olmadık masal kuşları uçurarak, hipnotize edilmeye başlanmış.
Ne 1877 - 78 Osmanlı - Rus savaşlarındaki yenilginin, ne 1911 Trablusgarp yenilgisinin, ne 1912 Balkan savaşları yenilgisinin, ne 1914 - 18 I. Dünya Savaşı yenilgisinin, analizleri dahi yapılmadan; okullarda çocuklara zorla ezberletilen, kahramanlık şiirlerine abanılmış:
"Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı, değerler" v.s...
***
O nedenle futbol, basketbol gibi takım sporlarındaki milli karşılaşmalarda da, izleyiciler coşkularını hemen hamasetleştiriyorlar:
"En büyük Türkiye, başka büyük yok"...
Bizim gençliğimizde de, futbol karşılaşmalarında yenilgiye uğradığımızda şöyle demeçler verilirdi:
- Futbolü biz oynadık, golleri onlar attı.
Tıpkı Namık Kemal’in "Galip sayılır bu yolda mağlup" demesi gibi...
***
3 Kasım seçimleriyle ilgili tefrikalar, her gün sürprizli yeni bir bölümün eklenmesiyle süre dursun; ABD’nin Irak harekatı da yaklaşıyor galiba...
Başkan Bush’un, Saddam’a karşı mutlak ve mutlak askeri bir harekata geçme azminin arkasında, "silahçılarla petrolcülerin" çıkarları bulunduğu iddiaları yaygın...
Bizim TV’lerdeki özel programlarla açık oturumlarda da, konu artık enine boyuna ele alınıyor...
ABD, 50 bin kişilik bir güçle Irak’a oturduğunda; Kuzey Irak’tan Mısır’a kadar, tüm İslam ülkelerinde statükoların değişeceğinden söz ediliyor...
Hızla yaklaştığı anlaşılan böylesi bir değişimin, Türkiye üstündeki etkileri ne olacak?
Hamaset edebiyatımız güçlü olsa da, 2003 Eylül sonunu şimdiden yeterince öngörebilme olanağımız yok gibi...
***
Dünkü Posta’da da Mehmet Ali Birand, "Uyanın, Kıbrıs’ı kaybediyoruz" başlıklı yazısına şöyle başlıyordu:
"Belki bıkacak, belki kızacaksınız ancak, hafta boyunca hep aynı konuya dikkatinizi çekeceğim. Kıbrıs gidiyor. Belki Kuzey’i elimizden alamayacaklar, ancak o toprak giderek üstündeki insanlarıyla birlikte erozyona uğraşacak"...
***
Ve birden gündeme taşınan İstanbul depremi konusu...
Yooo... Sakın karamsarlığa kapılmayın ve enseyi karartmayın...
Unutmayın ki Türkiye’nin iç dinamikleri çalışmaz ve Türkiye "imajını" değiştirmeye özense de; kendi öz gerçekleriyle yüz yüze gelmeye asla yanaşmaz ve dış etkenler olmadan, evrensel değişimin temposuna kendiliğinden ayak uyduramaz...
***
Resmi bayramlardaki zafer taklarının üstüne "Köylü efendimizdir" yazılı bez bantların asıldığı dönemlerde; köylünün yoksulluğunu gösteren fotoğraflar yayımlamak da yasaklıydı, köylünün yoksulluğunu konu alan yazılar yazmak da...
***
Salt "imaj"a ve hamasete abanarak, "realist kalemleri" yok etmeye kalktığınız ve üretimde çağdaşlaşamadığınızda; evrensel değişime ayak uyduramadığınız için biriken bedelleri de, bir yerde ödemek zorunda kalırsınız.
Türkiye için o keskin dönemeç; gerek AB’nin ileri sürdüğü koşullar, gerek ekonomik tablolardaki saydamlaşma, gerek yaklaşan Irak harekatı hazırlıklarıyla görünmeye başlamıştır.
***
Ancak o keskin dönemeçten sonraki dönem, İstanbul depremiyle başlayacak...
İstanbul depreminin üstünden 15 - 20 yıl geçtikten sonraki Türkiye, bambaşka bir Türkiye olacak...
O zamana kadar ne mi yapılacak?
20 - 30 yıl önce hiç böyle sorular sorulmuyordu...
Hadi hadi, çoğu gitti azı kaldı. 21. yüzyılı da ıskalatmayacaklar Türkiye’ye...
Enseyi karartmayın...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|