28 Eylül 2002 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Sonbahar yağmurları

     Gün artık sabah saat 7’ye doğru ağarıyor. Bir haftadan beri gecenin süreci, gündüzünkini geçmeye başladı. Eskilerin "şeb - i yelda" dediği en uzun geceyi, 21 Aralık’ta yaşayacağız. Hadi yeri gelmişken, bir de bir beyit oturtalım Osmanlı edebiyatından:
     "Şeb - i yeldayı muvakkitle
     (vakti belirten) müneccim
     (astronom) ne bilir
     Müptelayı gama (derdi olana)
     sor kim geceler kaç saat"
     ***
     Sonra yine gündüzler uzamaya başlayacak...
     Dünya kuruldu kurulalı, tahminen 5 milyar yıldan bu yana, bu hep böyle...
     Ve sabahın erken saatlerinde dışarıda sonbahar yağmurları...
     Kimbilir kaç bin, belki de kaç yüz bin şiir yazılmıştır sonbahar yağmurları üstüne...
     Servet - i Fünun edebiyatının en ünlü yağmur şiiri, Tevfik Fikret’inkiydi:
     "Küçük, muttarid, muhteriz darbeler
     Kafeslerde, camlarda pür - ihtizaz"...
     ***
     Bizden önceki kuşağın köşe yazarları, sonbahar kendini belli etmeye ve gök, yağmur bulutlarıyla kapanmaya başladığında; genellikle sonbahar üstüne bir edebiyat potpurisiyle başlarlardı yazılarına...
     Sonbahar edebiyatının en unutulmaz örneklerinden biri de; Anatole France’ın, "Dostumun Kitabı" adlı çocukluk anılarındaki, "Okulun Açılışı" adlı parçasıydı.
     "Lüksemburg Parkı’ndaki çıplak heykellerin omuzları üstüne sararmış yapraklar düşerken..."
     ***
     Ve eski yazarlar, genç kuşağın "elitist" olmadığından yakınırlardı. Vâlâ Nurettin’in, 60 yıl kadar önceki bir yazısını hatırlıyorum; kendi gençliğinin genel kültür donanımıyla, yeni gençliğin sığlığını karşılaştırıyor ve aklımda kaldığı kadarıyla özet olarak şöyle diyordu:
     - Biz Carmen operasının ilk oynandığı gece nasıl yuhalanmış olduğunu bilirdik. Şimdiki gençlik ise sadece tuttuğu takımda kimlerin oynadığını biliyor...
     ***
     Her dönemde yaşlı kuşak, kendi gençlik yıllarını ballandırır ve yeni kuşakları yalapşap bulur...
     Bunun iki nedeninden biri, yaşlıların kendi gençlik yıllarına duydukları özlemdir. Unuturlar kendi gençlik yıllarında ne televizyonun, ne cep telefonunun, ne otoyolların bulunduğunu...
     İkinci neden ise, olanaklar genişledikçe "elitizm"in de bir kıyıya itildiği...
     Bugün 1 milyar nüfuslu Hindistan’da, taransistorlar sayesinde müzik dinlemeyen kimse kalmamışsa, dinlenen müzik elbet de, ne Chopin’dir, ne Mozart...
     ***
     Özellikle "insan"ı da kapsayan gelişmiş canlılarda ortak olan 3 temel güdü var; bir barınak içinde uyku gereksinmesi, karnını doyurma gereksinmesi, çiftleşme gereksinmesi...
     İnsanoğlunda da bu 3 temel güdü güvence altında değilse; beyinsel radarlar pek çalışmaz...
     Açlıktan çöp tenekesini karıştırmakta olan birine, Tevfik Fikret’in Yağmur şiirini okumaya kalkarsan:
     - Hastir, çekebilir sana...
     Türkiye’de neredeyse 60 milyonu aşkın insan; beyinsel bahçelerden "elitist" bir örneğe, "hastir" çekecek bir cendere ve birikimsizlik içinde...
     Hazin ama, böyle...
     ***
     Bir başka olgu, Türkçe dilinin usul usul erimekte olması... Zaten Türklerin 2 özelliğinden biri, "mesleksizlik" ise; öteki de, anadillerinin "yazı" boyutundan kopuk oluşları...
     Bir dilin "yazı" boyutu, kuşakların yüzlerce yıl içinde ortaklaşa oluşturduğu evrensel bir "anıtötır...
     Ne yapmalı ki, bizim Osmanlı döneminde sadece "şiir" vardı; "nesir edebiyatı" yoktu.
     ***
     Dışarıda sonbahar yağmurları; medyada siyasal liderlerin açıklamalarıyla, seçimler ve Irak üstüne yorumlar...
     Ve çocukluğumun köşk dönemlerinden kalma eski Türkçe bir levha:
     "Bu da geçer yahu..."
     
     c.altan@prizma.net.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Huntington ve ‘İslamcı’ Özal

Çetin ALTAN
Sonbahar yağmurları

Melih AŞIK
Sayısayarlık...

Fikret BİLA
Ecevit: Kürt devletine izin vermeyiz

Hasan CEMAL
Savaş rüzgarları eserken biz ne yapıyoruz?

Güneri CIVAOĞLU
Gönül tercihi

Can DÜNDAR
Bir deniz yıldızı hikâyesi

Sami KOHEN
Kopenhag’da umut yok... mu?

Mehmet Y. YILMAZ
Bu yazıyı okumak yasak!

Meliha OKUR
‘Sorun yok, ofis çok...’

Derya SAZAK
Seçimi iptal senaryosu

Tamer HEPER
Siyasilere af mı geliyor?

Güngör URAS
Sergi üzerine sergi

M. Ali BİRAND
Kıbrıs için ABD son şanstır (4)

© 2002 Milliyet