28 Eylül 2002 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Savaş rüzgarları eserken biz ne yapıyoruz?

     Şu sıralar ya Bağdat’ta bir darbe olur, Saddam devrilir. Ya da bir mucizeyle Saddam süt dökmüş kediye döner, yani Birleşmiş Milletler kararlarının hepsine uymaya başlar.
     Ne ala!
     Yoksa Ankara’da herhangi bir kuşku yok. Amerika’nın Irak’ta vuracağını, bu konuda kesin kararlı olduğunu biliyor.
     Ankara tabii ki Amerika’nın vurmasından yana değil. Çünkü Türkiye’nin birçok bakımdan olumsuz etkilenmeye açık olduğunu görüyor. Ülkenin güvenliğiyle ilgili olarak yıllardır bölgede oluşturduğu nazik dengelerin altüst olmasından kaygı duyuyor.
     Fakat Ankara bir başka şeyin daha farkında: Amerika vurduğunda Türkiye’nin dışında kalamayacağını, zaten fazlasıyla olayın içinde olduğunu biliyor. Ayrıca, öyle çok fazla dışında kalmanın Türkiye açısından sakıncalar taşıdığının da bilincinde...
     Bu nedenle önlemlerini alıyor, ilgili taraflara da uyarılarını yapıyor. Kuzey Irak’ta özellikle 1995 büyük operasyonundan beri mevcut askeri varlığını güçlendiriyor.
     İki uyarısı çok önemli:
     Kuzey Irak’ta Kürt devleti.
     Kerkük’ün Kürtlere geçmesi.
     Ankara bunları kırmızı çizgiler olarak niteliyor ve geçilmesine kesinlikle izin vermeyeceğini her fırsatta yüksek sesle tekrarlıyor.
     Soru:
     Kırmızı çizgilerden biri de Irak’ta federasyon olabilir mi?
     Ankara öteden beri Irak’ta bir federal devlet kurulmasına karşıdır. On yıl önce Kuzey Irak’ta Barzani’yle Talabani anlaşıp Kürt Federe Devleti kurdukları zaman Ankara büyük tepki göstermişti.
     Irak’ta Kürtler için 1974’te özerklik ilan edildiğinde ilk kez Kuzey Irak’a, Erbil’e gitmiştim. Bağdat sonradan bu özerkliği çok fazla işletmemişti.
     Barzani’yle Talabani’nin Kürt Federe Devleti 1992’de ilan edildiği zaman da Kuzey Irak’a gitmiştim. Kürdistan Ulusal Meclisi’ni görmüş, Irak Kürdistanı Başbakanı Dr. Mahsum’la mülakat yapmıştım.
     Talabani ve Barzani’yle daha sonraki görüşmelerimde şunu hep tespit etmiştim:
     Bağımsız Kürt devleti bir ideal olarak yüreklerinde hep var olacaktı. Bunu saklamıyorlardı. Ancak bölgedeki reel politika gerçeklerinin bu idealin gerçekleşmesine çok fazla şans tanımadığını da biliyorlardı. Onun için de gevşek bir federasyonun Irak Kürtleri için en iyi imkan olduğunu savunuyorlardı.
     Aradan on yıl geçmiş.
     Bugün de durum farklı değil.
     Evet, Barzani’yle Talabani bugün ortamı uygun görüyorlar. Amerika’nın kendilerine ihtiyacı var. Çünkü operasyona hazırlanıyor. Bu nedenle Washington’dan daha çok vaat koparabiliyorlar.
     Türkiye yüzünden bağımsızlık talebinin imkansızlığını herhalde görüyorlar. Ancak, petrolüyle birlikte Kerkük’ü de içine alan bir federasyonun mümkün olabileceğini, bunun için Washington’dan yeşil ışık yanabileceğini, hatta yandığını düşünüyorlar.
     Ankara rahatsız!
     Haklı kaygıları var.
     Bunları ve uyarılarını iletiyor, hem Iraklı Kürt liderlere hem Washington’a. Bunlar, özenle dikkate alınması gereken kaygı ve uyarılar...
     Tabii federasyon, Saddam sonrası Bağdat’ında karara bağlanabilecek bir konu. Onun için bugünden federasyona tümüyle karşı çıkmak yerine, eğer Saddam sonrasında federasyon masaya gelirse, o zaman Türk tarafı olarak federasyonun niteliğini, bu çerçevede Türkmenlerle Kerkük’ün durumunu düşünmek daha akıllıca bir yol değil mi?
     Ama bunun için de Saddam sonrası masasında, Dışişleri’nden bir kaynağın deyişiyle sağlam bir koltuk kapmak gerekiyor. Bunun birçok ince, kritik düğümü atmaktan geçtiği malum. Washington’la, Iraklı Kürt liderlerle, bugünün ve yarının Bağdat’ıyla, Arap dünyasıyla ilişkileri göz önünde tutmak, yalnız ne istemediğini değil, aynı zamanda ne istediğini daha çok sakin bir üslupla ifade etmek, yani birçok ince dengeyi kollamak şart.
     Güç bir dönem!
     Savaş rüzgarları esiyor.
     Coğrafyamız böyle ne yapalım?
     Seçimi ertelemenin peşinde olan politikacılarımız yoksa bu coğrafyada yaşamıyorlar mı?
     Ne yazık!
     
     h.cemal@milliyet.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Huntington ve ‘İslamcı’ Özal

Çetin ALTAN
Sonbahar yağmurları

Melih AŞIK
Sayısayarlık...

Fikret BİLA
Ecevit: Kürt devletine izin vermeyiz

Hasan CEMAL
Savaş rüzgarları eserken biz ne yapıyoruz?

Güneri CIVAOĞLU
Gönül tercihi

Can DÜNDAR
Bir deniz yıldızı hikâyesi

Sami KOHEN
Kopenhag’da umut yok... mu?

Mehmet Y. YILMAZ
Bu yazıyı okumak yasak!

Meliha OKUR
‘Sorun yok, ofis çok...’

Derya SAZAK
Seçimi iptal senaryosu

Tamer HEPER
Siyasilere af mı geliyor?

Güngör URAS
Sergi üzerine sergi

M. Ali BİRAND
Kıbrıs için ABD son şanstır (4)

© 2002 Milliyet