
|

Düşün bittiği yerde yaşam biter mi?
İki güzel kitap okudum. İkisini de gerçekten keyifle okudum. İkisi de beni hem düşündürdü, hem hayal dünyamda dolaştırdı.
Biri İngilizce, biri Türkçe.
İkisi de hayata dair. İnsanlığın macerasını, insanın insana yaptıklarını, ‘insanlar yaşadıkça’yı anlatıyor.
Biri özyaşam öyküsü, biri roman.
Birinin yazarı Alman.
Sen nesin diye kendisine sorulunca, "Yarım porsiyon Alman, yarım porsiyon Polonyalı, yarım porsiyon da Yahudiyim" diyor alaylı bir dille...
Diğerinin yazarı, yarım Kürt yarım Türkmen olduğunu söyleyen, Türkçeyle şaheserler yaratan bir romancı...
İkisi de 80’inde.
Biri, Marcel Reich - Ranicki.
Kitabının adı:
The Author of Himself.
Diğeri, Yaşar Kemal.
Kitabının adı:
Karıncanın Su İçtiği.
Marcel Reich - Ranicki ünlü bir edebiyat eleştirmeni. Acımasız sivri dili bir yana, Almanya’nın Doğan Hızlan’ı denebilir.
Polonya’da doğar, Alman kültürüyle Berlin’de çok iyi bir lise tahsili alır. Üniversiteye gitmeye fırsat bulamaz. Çünkü Hitler iktidara gelince, ailesiyle birlikte Polonya’ya sürülür. Varşova Gettosu’nda cehennem hayatı yaşarlar. Annesiyle babasının Auschwitz’e doğru, gaz odasında bitecek yolculuklarına tanık olur.
Getto’da bir gün pencerede hayal kurarken, karşı evde birinin kendini asmaya çabaladığını görür. Fırlar ama yetişemez. İntihar eden babasının ayakları dibinde ağlayan genç kızı alır, kendi evine getirir.
Bir gün sabahın köründe Naziler hepsini toplar. Auschwitz ölüm kampına götürecek trenlere doğru yürüyüşe geçerler. Bir kavşakta karanlıktan istifade el ele tutuşup kaçarlar, sonra evlenirler.
Savaş sonrası komünistlikleri, Doğu’da uğradıkları hayal kırıklıkları, Batı’ya kaçış, Batı Almanya’da tutunmak ve zirveye tırmanmak için verilen olağanüstü mücadele. Önce Die Zeit’ın, sonra Frankfurter Allgemeine Zeitung’un edebiyat editörlüğü.
Ya da hayata, bir boğayı boynuzlarından yakalayıp yere çöktürürcesine tutunmuş bir insanın heyecan verici yaşam çizgisi... Yalın, gösterişsiz, iddiasız bir anlatım, üslup...
Marcel Reich - Ranicki ve eşiyle 1986’da Venedik’teki bir toplantıda tanışmış, iki gün birlikte olmuştum. Hallerinden, sohbetlerinden çok etkilenmiştim. Yıllar sonra özyaşam öyküsünü okuyunca acı olgunlaştırır sözünü biraz daha anladım.
Reich - Ranicki, Avrupa’daki altüst oluşu, Avrupa Yahudiliği’nin yaşadığı acıları kendi hayatının penceresinden veriyor.
Yaşar Kemal ise Anadolu’da Birinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan ana baba günlerini anlatıyor. Bir Ada Hikâyesi isimli romanının, Karıncanın Su İçtiği adını taşıyan ikinci kitabında ‘yüzleri cehennem’ insanları, ‘yüzlerinden ışık saçılan’ insanları, savaşın korkunçluğunu, göçleri anlatıyor. İnsanı tedirgin ediyor, tüylerini ürpertiyor okurken...
Şu satırlar koca yazarın:
"Uykusuz, gergin, hiç düşünmediği kadar çok deniz, çok kayalık, çok savaş, çok insan, çok ölüm düşünüyor. Her savaşı düşündükçe torunlarını da birlikte düşünüyor, torunlarını düşünürken bir el geliyor mengene gibi yüreğini sıkıyor, torunlarını kaçıracağı yeri bulamıyor. Çöllere, çöllerin ta ortasına, yedi denizlerin ötesine kaçırsa da oralarda da savaş var. Çırpınıyor, çıldırıyor, her yerde, her yerde savaşıyorlar, Allah bin belalarını versin, bu dünyaya, bu denize, bu ağaçlara, bu çiçeklere, şu gülen çocuklara, şu arılara kurban olası musibet insanlar. Savaşa, daha başlamadan, inşallah hepinizin gözleri çıkar, çıkar da önünüzü göremez, kurşun atacak yeri bulamaz olursunuz."
Romanın bir yerinde not ettim:
"Düşün bittiği yerde yaşam biter!"
Düşlerimiz hiç bitmesin!
Yaşar Kemal’in yaptığı gibi düşleri, umutları bizden sonra gelenlere aşılayalım. Çünkü Yaşar Kemal’in Doğan Hızlan’la bir konuşmasında dediği gibi:
"Yaşamı sürdürmek kimi zamanlarda kolay olmasa da, can tatlıdır, dünya güzeldir. Sonuna kadar yaşamak vardır."
İyi pazarlar!
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|