01 Ekim 2002 Salı


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Subay olsam, ne düşünürdüm?

     Önce bir saptama yapalım.
     1991 yılında TUSİAD bir anket gerçekleştirmiş ve güvenilen kurumların sıralamasını yapmıştı. Ankete katılanların yüzde 41.9’u Meclis’e güven duymadıklarını söylemişlerdi.
     2001 yılında, aynı soruyu TESEV yolsuzluk anketinde sormuştu.
     Bu defa katılanların yüzde 63’ü TBMM’ne güven duymadıklarını açıkladılar.
     Yani politikacılarımız 10 yıl gibi kısa bir sürede toplumun güvenini büyük bir hızla kaybetmişler. Daha da acısı, prestij erezyonu giderek hızlanıyor.
     Günah değil mi?
     Bu durumu neden göremiyorlar?
     Ülke’nin en önemli bir kurumunu, demokratik sistemin en hayati unsurunu neden yıpratmak istiyorlar?
     Sayın Milletvekilleri;
     Halka kulak verin.
     Toplum size çok kızgın.
     Sizler belki seçimi, daha demokratik bir sistem (Partiler yasasınında değiştirilmesi - Tercihli oy getirilmesi vs...) kurulabilmesi için erteletmek istiyor olabilirsiniz.
     Ancak, toplumun en az yüzde 90’ı, buna inanmıyor. Girişiminizin altında tamamen kişisel (tekrar aday gösterilmemeniz, seçilemeyecek sıralara konmuş olmanız; partinizin baraj altında kalma tehlikesi gibi...) çıkarlar aranıyor. Seçimi bu nedenle erteletmek istediğinize inanılıyor.
     Bundan dolayı da öfke duyuluyor.
     Eminim sizler de bunu hissediyorsunuzdur.
     Adam bar bar bağırıyor.
     "Kardeşim, 440 milletvekili geçen ay alkışlarla seçim kararı aldılar. Liderlerinin emirlerine uydular. Eğer istemiyor idiyseler, neden o zaman karşı çıkmadılar da, listeler açıklandıktan sonra ayaklandılar" diye haykırıyor. Bu saatten sonra kimseyi "ülkenin iyiliği için böyle hareket ediyorum" gerekçesine inandıramazsınız.
     Eğer bugün yarın yeterli oy bulup seçimi erteletebilirseniz, hem kendinize, hem TBMM’ne, hem de ülkeye büyük kötülük yapmış olacaksınız.
     · Demokrasinin en önemli kurumlarından biri Sayın Meclis’in prestijini daha da yıkacaksınız. Toplumun, size değil başka kurumlara sığınma, onlara güvenme hislerini arttıracaksınız.
     · Ekonomik krizi derinleştirecek, faizlerin artmasına neden olacak, yani hepimizin daha da borçlanmasına yol açacaksınız.
     · Nihayet kendinizi, içinde bulunduğunuz kurumla birlikte küçük düşüreceksiniz,
     Yazıktır.
     Ayıptır.
     Kendinize acımıyorsanız, bari biraz dahi olsa, bütün bu olanakları size sağlayan bu ülkeye acıyın.
     
BEYLER, AKLINIZ NEREDEYDİ?
     İster "küskünler" diye adlandırın, ister " Demokrasi Reformcuları" deyin. Amaçlarının doğru olduğunu kabul etmeliyiz.
     - Yüzde 10’luk baraj, seçmenin yüzde 40’ının meclis’te temsil edilmesini engellemektedir. Bunu yüzde 5’e indirmek istiyoruz.
     - Liderler sultasına son vermek için Partiler Yasasını değiştireceğiz. Partilere demokrasi sokacağız
     - Seçim Yasasını yeniden düzenleyip, ittifakların önünü açacağız. Tercihli oy ve 2 turlu sistemleri getireceğiz.
     Bütün bunlar son derece doğru ve mutlaka gerçekleştirilmesi gereken reformlar.
     Ancak, halk soruyor ve yargılıyor: "Beyler aklınız neredeydi? Neden zamanında hareket etmediniz? Liderlerinizin gözünden düşmekten korktuğunuz için sustunuz. Şimdi, yeniden seçilme imkanı kalmayınca kükrüyorsunuz. Yani, kişisel çıkarınız söz konusu olunca, reformlar aklınıza geliyor. Yok efendiler, bize bu oyunu satamazsınız. Hedefleriniz ne kadar doğru olursa olsun, bizim oyumuzu alamazsınız.
     
ASKER OLUP SİZİ SEYRETSEM, NE DERİM?
     Ben bir Subay olsam ve politikacıların seçim kararı öncesinden başlayıp, bugüne kadar gelen performanslarına bakıp acaba ne düşünürüm?
     Yüksek rütbeli, dört yıldızlı filan değil, normal sıradan bir subay olsam ve Türkiye’nin apar topar seçime sürüklenmesini izlesem... Kurum olarak TBMM’nin sapır sapır dökülmesini görsem... Bir partiden öbürüne adaylık pazarlığı yapanları, birgün önce göklere çıkardığı liderini ertesi gün yerin dibine batıranları,birbirini satanları, ilke, dünya görüşü, sorunlarla ilgili tutum almak yerine liderlerinden gelecek emre itaat edenleri gözlesem... Dersini çalışmadan ortaya fırlayan ve sadece laf üretmekle yetinen politikacı türünün tükenmediğini saptasam ne düşünürüm?
     Çok üzülür, Ülkemin geleceği açısından karamsarlığa kapılırım.
     Bunlara ek olarak, geleneksel partilerin beceriksizlikleri nedeniyle, İslami eğilimi ağırlıklı partilerin giderek büyüdüğünü anketlerden öğrensem...
     Peki ne yapardım?
     Her araştırmada siyasetçi prestij kaybederken, TSK’nin Cumhurbaşkanından sonra (TESEV araştırmasına göre yüzde 77) en güvenli kurum olarak öne çıktığını görüp "durumdan görev" çıkarmaz mıydım? Asker okulda okutulduğu gibi, Türkiye’nin gerçek sahibinin bizim olduğumuz, ülkeyi koruma ve kollama görevimizin daha da önem kazandığını hissederdim. Atatürk’ün bana bıraktığı miras konusundaki duyarlığım artardı.
     Bundan dolayı da, Ülke’nin yönetimine daha fazla karışılması, Genelkurmay’ın ağırlığının daha da arttırılması için elimden gelen çabayı harcardım. Askerin politikaya karışmasına karşı çıkan, bu konuda eleştiride bulunanları duymazdan gelirdim.
     Belki de beni tek sıkıştıracak konu, ülkenin geleceği açısından katılmak zorunda olduğumuza inanıyorsam, AB olacaktır. Ancak, herhalde onlar da politik kadroları görüp askere hak verirler diye düşünürdüm.
     Ne dersiniz, bu şekilde Asker’imizi neredeyse zorla siyasete sokmuyor muyuz?
     
     mabirand@e-kolay.net
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Seçimler olacak mı?

Melih AŞIK
Irak’a doğru...

Fikret BİLA
Ecevit: Ertelenirse düşünürüm

Hasan CEMAL
Kendi alnına kara çalmak!

Güneri CIVAOĞLU
Derviş Dışişleri’ne!

Can DÜNDAR
Aldatma mevzusunu bir de ondan dinleyin

Abbas GÜÇLÜ
Yaşlı deyip geçmeyin. Bir gün siz de...

Sami KOHEN
İki kabadayı gibi...

Derya SAZAK
Genç Parti olayı

Güngör URAS
IMF’den ‘iflas sopası’

M. Ali BİRAND
Subay olsam, ne düşünürdüm?

© 2002 Milliyet