
|

Harika bir döneme doğru...
Yazı makinesinin başına sabah saat 8’de oturduğum için, öğleden sonra saat 15’te yeni dönem çalışmalarına başlayacak olan Büyük Millet Meclisi’nin; daha önce 3 Kasım’da yapılmasını büyük bir çoğunlukla onayladığı "erken seçim" kararından, vazgeçip geçmeyeceğini bilemiyorum.
Bildiğim Washington’un da, AB’nin de, seçimlerin 3 Kasım’da yapılmasını istediği.
Seçimlerin erkene alınmasına "hayır" diyen Bülent Ecevit’e karşı o korkunç çürütme kampanyası, boşuna mı açıldı yani?
***
Washington, seçimlerin bir an önce yapılıp, yeni bir hükümetin bir an önce kurulmasını; Irak harekatı için Türkiye’ye biçtiği rollerde, yeni aktörlerin açık, seçik ve net olarak belirlenmesi açısından istiyor.
Cumhuriyet gazetesinin de manşetine taşıdığı gibi; Ankara, şimdiden pazarlığa başlamış durumda Washington’la.
- Böyle bir harekat, Türkiye’ye 150 milyar dolara patlar.
***
20. yüzyılın başında da, ortasında da çok olmuştur böyle pazarlıklar.
Enver Paşa, bir gecede Rusya’ya, İngiltere’ye, Fransa’ya, İtalya’ya, Japonya’ya savaş ilan etme ve Türk bayrağı çekmiş iki Alman zırhlısı Goben ile Breslav’ın, Odesa’yı bombardıman etmesi karşılığında; 5 milyon altın yardımı istemişti Alman İmparatoru II. Wilhelm’den...
Kore’ye asker gönderme karşılığında da, Marshall yardımları gelmeye başlamıştı Ankara’ya...
***
Biz, bazen ABD Başkanı Wilson’un düzenlediği Sevr Antlaşması’nı nasıl yırttığımızla övünür; bazen de "donumuza kadar her şeyimizi Amerika veriyor" diye, Washington’un Ankara’da izlediği Soğuk Savaş politikasını eleştirenleri içeri tıkarız.
***
Avrupa Birliği’nin de, Türkiye’de erken seçim istemesi; Kopenhag kriterlerinin, ne ölçüde ve ne sürede uygulanacağı konularını görüşeceği, sağlam bir Ankara hükümetine duyduğu ihtiyaçtan...
Ve bendenize kalırsa, erken seçim kararı kolay kolay değiştirilemeyecek gibi...
***
Kimbilir ne kulisler, ne ziyaretler, ne taktik hesapları yapılmakta şu sırada...
En büyük rantı siyasetin getirdiğini, angutların en magandası bile öğrendi artık.
Neden övgü ve sövgü, yani çürütmecilik geleneği çok köklü bizde?
Çünkü "ihya" ve "imha" etme gücünü elinde tutan "efendi"ye karşı, bir yandan hayranlıklarını sunarken; onun muhaliflerini de sürekli yereceksin.
Tek parti dönemi medyası, Atatürk ölüp de, yerine İsmet Paşa Cumhurbaşkanı olunca; hemen İnönü’ye "Milli Şef" payesini yakıştırmıştı. Eski Atatürk övgüleri de, "Ebedi Şef" etiketiyle kaldırıldı arşive...
***
Siyasal rantı ele geçirme yarışları... Ve hemen liderlerin çevresinde beliren övücüler... "Gidene ağam, gelene paşam" deyimi, nerdeyse toplumsal bir ilke olmuştur bizde...
Onun için de Üsküdarlı Deli Hikmet, vaktiyle şu beyti yazmıştı:
"Ne utanmaz köpekleriz
Kimi görsek etekleriz"
***
2. Dünya Savaşı’ndan sonra, İsmet Paşa da, çok partili döneme geçme gereğini duymuştu.
Ve Vatan gazetesinin sahibi Ahmet Emin Yalman, CHP iktidarına karşı sert bir muhalefete başlamıştı.
Nurettin Artam da, hemen bir "hicviye - yergi" yazmıştı Ahmet Emin için:
"Şu bizim dönme dolap Ahmet Emin
Ortalığı birbirine katıyor.
Başımız ağrımaz etsek de yemin
Vatan’ı 10 kuruşa satıyor"
***
Türkiye sanal bir çağdaşlık görünümünden, kendi temel gerçekleriyle yüz yüze gelme dönemine giriyor... Ankara egemenleri ise pek alışık değiller buna... Küresel bir şeffaflaşma sonucu, Türkiye’nin döküntü ülkeler arasına düşmekte olduğunun ortaya çıkmasını da yadırgıyorlar; ekonomik bir bataklık içinde debelendiğimizin de... Hele "hukuk devleti" olmadığımızı da söyleyen, Yargıtay Başkanı olunca...
***
Gerek Irak harekatı, gerek Kıbrıs’ın Avrupa Birliği üyeliği, hatta bir İstanbul depremi; Türkiye’yi kendi öz gerçekleriyle daha çok yüz yüze getirecek... "Türk’e Türk propagandası"yla halk yığınlarının nasıl ketenpereye getirilmiş olduğu, öylesine tabak gibi çıkacak ki ortaya...
Ve Türkiye ilk kez ıskalayamayacak 21. yüzyılı da...
Saçma sapan demagojilere kulak asmayın ve enseyi karartmayın...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|