
|

Bireysel dayak, bireysel silah
Beğeniyle izlediğimiz, ne yazık ki, "yayımına ara verdiği" bildirilen aylık "kadın gazetesi" Pazartesi’nin yazarlarından Ayşe Düzkan Cumhuriyet Dergi’de Berat Günçıkan ile yaptığı söyleşide, "koca dayağı"na değinerek şöyle diyor:
"Herhangi bir vatandaşı bir başkası dövdüğünde müdahale eden devlet, bir erkek karısını dövdüğünde müdahale etmeme eğiliminde. Böyle bir noktada, sadece bağımsız sığınaklar açmak değil, devlet siyasetine ve bütün toplumun yapısına karşı topyekün bir mücadele yürütmek gerekiyor. Son yıllarda feminizmin bu bütünlükçü yanı öldürülmeye çalışılıyor."
Bırakın müdahaleyi; devlet, eline bireysel silah geçirenler tarafından şu ya da bu biçimde insan hayatına kastedilmesini önleme eğiliminde mi?
Tam tersine, hesapsız kitapsız bir şekilde silah ruhsatı dağıtarak ve ruhsatsız silahlanmaya da göz yumarak, bu cinayetlerin teşvikçisi durumunda.
Bireysel bir silahın hedefi olan oğlu Umut’u yitiren, onca çabasına karşın adaletten de umudunu kesen, Nazire Dedeman oğlunun adına kurduğu Umut Vakı ile dokuz yıldır bireysel silahlanmaya karşı çok yönlü bir mücadele sürdürüyor. "İnsan nörofizyolojisinde onu şiddete zorlayan bir şey yoktur, onu toplum koşullandırıp zorlamaktadır" diyen Dedeman bireysel silahlı şiddete karşı toplumu bilinçlendirmeye ve toplumun baskısıyla devleti bu yönde harekete geçirmeye uğraşıyor.
Ama devlette tık yok. Ne 28 Eylül’ün Bireysel Silahsızlanma Günü ilan edilmesi istemini onaylıyor, ne silah ruhsatı vermeyi sınırlayacak yasal düzenlemeye gidiyor, ne de kaçak silah kullanımına karşı etkin bir mücadele yürütüyor.
Devlet bir yana, Nazire Dedeman’ın belirttiği gibi, şiddete karşı toplumun koşullanması da büyük önem taşıyor. İşin başı sivil toplum örgütlerine ve de bireye dayanıyor. Önce bireylerin silahlı ya da silahsız şiddetten arınması gerekiyor. Silahlıdan önce, evlerdeki silahsız şiddete; dövülen kadınlara, çocuklara bakar mısınız?
Düşünün; birey olarak şiddete kaçımız ne ölçüde tepki gösteriyoruz, nereye kadar direnebiliyoruz?
Hele kadınlar, hele kadınlar. Ekonomik gücün ya da güçsüzlüğün boyun eğdirdiği kadınlar... Dayağa başkaldıran, hatta bu yüzden boşanan kadınları bile, "hayatın zalim koşulları" zamanla eski kocaları karşısında başka bir noktaya getirmiyor mu?
Bir şiir
Şiddetin panzehiri sevgi değil mi? Bakın, Mehmet Salihoğlu sevginin gücünü nasıl anlatıyor: (Türk Dili Dergisi, Ekim 2002)
Karıştırttınız bana hem de baharla güzü / Ne yaptınız ki kalbe, sizi büyücü sizi! // Aynaların dediği hiç umurumda değil / Umurumda değil, yokuşlardan çektiklerim / Sevme gücü var ya yüreğimde / Güzelleri, güzellikleri, şiiri... / Daha ne isterim?!"
ngureli@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|