03 Ekim 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Sultan V. Mehmed Reşad

Saltanatı tatsız, ananelere bile uygun olmayan bir şekilde başlamıştı Sultan Reşad’ın. Yaşlı ve hasta bir padişah olarak tahta çıkıp dokuz yıl tahtta kaldı

     Bizim tarihimizde pek tanınmayan sevimli ihtiyar, İkinci Meşrutiyet'in kabuğuna çekilen hükümdarı, Sultan V. Mehmed Reşad; dokuz yıl Osmanlı tahtında kaldı. Daha çok Avrupalı meşruti bir hükümdar, bunların içinde de idareye en uzak ve sembolik yetkili birisi olarak değerlendirilmelidir. Kendinden önceki kudretli hakanın karaltısı altında bir güçlü kişilik çizemeyeceği gibi; İttihat Terakki ricalinin devlet hayatındaki tecrübesizliği fakat hakana karşı tahfif edici nazar ve komiteci tavırları onu zor bir yola sokmuştur. Harbin sıkıntılarını gören ve paylaşmak zorunda kalan bir hükümdardır. Her şeyden önemlisi yaşlı ve hasta bir padişah olarak tahta çıkmıştır. Cülus töreni ecdadı gibi Topkapı'da Babüs'saade önündeki altın tahtta değil, Harbiye Nezareti'nde oldu. Bu da bir ananesizlik ve hatta bir skandaldı. V. Mehmed saltanatına tatsız bir şekilde başlamıştı. Universal Roma İmparatorluklarının sonuncusu olan Osmanlı İmparatorluğu bu dönemi ve son imparator kişiliğini II. Abdülhamid'le kapatmıştır. Demokratik olmayan bir ortamda V. Mehmed Reşad son meşruti imparator olarak, saltanatın yıkımına hazırlanmaktadır. Padişah tahta geçtikten sonra imparatorluk Rumeli'de Balkan Harbi faciasını yaşayacaktır. Edirne dahi zorla elde kalacaktır. Akdeniz adaları elden çıkacaktır ve Trablusgarp Savaşı'yla Afrika'daki hakimiyet sona erecektir. V. Mehmed Reşad bu faciaları yaşayan ve darbeyi atlatamayan bir Türk milletinin başındadır ve şimdi Birinci Büyük Harb'e girerken kimse ne ona ne de diğer devlet organlarına danışmamıştır. Ondan istenen halife olarak "sancak-ı şerif"in açılması ve Müslümanları cihada davettir. Müslümanların çoğu sancak altına gelmemişti. Bu sükut-u hayali de milletle yaşayacaktır. Ama vatanın savunulduğu Çanakkale'de, Kafkas'ta o da herkes gibi vatanseverlik duygusuna ve millet şuuruna ulaşan bir toplumun mensubu, devlet başkanı olmakla gurur duyacaktır. Muhtemelen kendi karakterine uymamakla beraber, Çanakkale'deki askerler için kaleme alınan şiire bu nedenle imza atmıştır. Tabii yıkımı ve Arabistan'daki çöküntüyü de gözlemiştir ve kalbi dayanmamıştır. Küçük biraderi VI. Mehmed Vahideddin uçaklarla bombalanan bir payitahtta kılıç kuşanmıştır. İngilizler bu törenin hatrına o gün bombardımanı kesmiştir. Hakan da bunu öngörmüş ve Almanları protesto eder ve İngilizlere bir sempati ifade edercesine "Bugün bombardımanı keseceklerdir" demişti.
     Cihan Harbi'nin prova mekanlarından biri Osmanlı memaliki, hatta Türk anavatanıydı. Dönemin politik çekişmeleri ihanete kadar uzanabilirdi, uzandı da. Devlet teşkilatı modernleşiyordu ama partizanlık, usulsüzlük, anane düşmanlığıyla birlikte yapılıyordu. İkinci Meşrutiyet bir darbeci aşırılığıyla başladı. Sorgusuz sualsiz paşaların rütbeleri indiriliyor, bazı subaylar kadro dışı bırakılıyordu. Alaylı diye cahillerin yanında bazı tecrübeli olağanüstü kabiliyette eski komutanlar da atılıyordu. Unutmayalım, Yunan muharebelerinin şehidi Abdülezel paşamız da alaylı takımındandı. Gülünç ve hazin olan taraf; rütbesi indirilen bu zabitler iyi yetiştiğinden bazıları paşa oldular. Cevat Paşa gibi rütbe indirimine uğrayan bazısı yeniden paşa olacak ve tensikata uğrayanlar Cihan Harbi felaketinde yeniden hizmete çağrılacaktı. Bütün bu ortamda padişah hiçbir şeye müdahale etmedi, edemedi. Oysa bu aşırı infiradcılık ve çekinme meşruti rejimle bağdaşmazdı. Her şeyi idare eden büyük biraderin devrinden sonra; saraya gelen kararnameyi imzalamak için telaşla sofradan kalkıp yazı masasına koşuşan küçük biraderin padişahlığı devrine gelinmişti. Küçük birader II. Meşrutiyet'in ilanından sonraki son veliahtlık yılında dahi olmayacak şeylere alkış tutmuştu. Niyazi Bey'in hürriyet geyiğini çoluk çocuk ve işsiz takımıyla gidip ziyaret eden veliahd-ı saltanatı, Sultan II. Abdülhamid hayli hüzünle istihza etmiş olmalıdır. Bu kadar itaatkar karakter ve tavra rağmen; İttihatçılar onu "bunak" diye istihza ettiler, değildi. Cahil diye tanıttılar, bildiğinin farkına bile varamadılar. Halk onu sevdi ama bu saygıdan çok, sevimli ihtiyar, dindar padişaha duyulan sade sevgiydi. Osmanlı padişahı gibi cihanşumul imparator tipi bu milletin ufuklarından silinmiş, tarihe gömülmüştü...
     Padişah Haziran 1916'da Rumeli seyahatine başladı. Ayaklanan Arnavutluk, padişahı sıcak bir muhabbet ve hürmetle karşıladı. Meşrutiyet sarhoşluğu çabuk geçti: Kompartımanlar halinde universal bir imparatorluğu teşkil eden Osmanlı milletlerinin vatandaşlık toplumunu meydana getirmesi mümkün değildi. Aslında hiçbir yerde hiçbir toplum böyle ortak bir ideal ve kimlik etrafında toplanamazdı ve toplanmamıştır. Nitekim 29 Eylül 1911'de İtalya Trablusgarp'a ve Bingazi'ye saldırdı. Donanmalarını durduracak bir donanmamız yoktu ama kıyıdan içeri bir adım atamadılar. Libya halkının genç fakat harp sanatını bilir subaylar öncülüğünde (Fethi Enver, Mustafa Kemal) bu saldırıyı durdurduğu anlaşılıyor. Gerçekte İtalya da 1930'lara kadar Libya'ya rahatça yerleşemedi. 1912'de Rodos'u İtalya rahatça işgal etti. 15 Ekim 1912'de Uşi Andlaşması ile İtalya Trablusgarp'ı (Libya) aldı ve adaları ise terk etmedi; başlayan Balkan Harbi bu boşalma projesini geciktirdi ve Oniki Adalar bir daha yurda dönemedi.
     
     



 PAZAR


Dürümcünün TIR filosu
Marksist rock’çıların Türkçe pop eşliğinde tuhaf dansları
Aşık katiller bu kitapta buluştu
‘Tekneyle uçuyorum’
"İstediğim evliliği İngiltere’de yapamazdım"
Magazinin ve taraftarın "Hulki abi"si
Saltanat suya indi
‘Birçok şeyden fedakarlık yaparak başarılı oldum’
Konuklarınıza restoranda yemek pişiri
Şaraplık üzüm, kuru üzüme karşı
Alman meclisinin Türk kadınları
Gayya kuyusu Marmara
Zanzibar’da yemek keyfi
Gıdı gıdı skandalı
Sultan V. Mehmed Reşad
"Muz gibi futbolümüz döndü çürük iğdeye"
Anne-baba kandırmacaları
Dönüp bakın yazınıza hele bir...


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet