03 Ekim 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Gördüğünüze inanır mısınız?

"Azınlık Raporu"nun gösterime girmesiyle "New Age kahini" fütüristik bilimkurgu yazarı Philip K. Dick’in (PKD) yapıtları bir kez daha gündeme geldi. Fizik ve metafizik dünyaları buluşturan PKD, kitaplarında yaşam, gerçek ve insan tanımlarını arıyor.

     ESİN KÜÇÜKTEPEPINAR

     Inanmaktan vazgeçtiğinizde ortadan yok olmayandır" sözleriyle tanımlamıştı gerçeği Philip Kindred Dick. İnancının kaynağı tartışıldı ve 53 yıllık yaşamı boyunca çoğunluğu bilimkurgu türünde kırka yakın roman, yüzü aşan öykü aracılığıyla varoluş gerçeğini sorguladı. Yaşam, gerçek ve insan tanımlarını arıyordu. Felsefe okumuştu ve varolan ile olması gereken arasındaki çelişkiye bir de ‘görünen’ boyutunu ekleyerek yarattığı paranoya ile bastığımız son oynak taşı da kaydırıverdi. Her gördüğümüze de inanmıyorduk ama büsbütün algımızla oynadı.
     Philip Kindred Dick ya da kendi deyişiyle PKD, kendisini ve bizi hep zaman kayması ve alternatif gerçeklik gibi iki temel temanın ortasına atıverdi. "The Man In The High Castle"daki (1962) gibi müttefiklerin yenildiği bir alternatif dünya düzeni kurdu. Alman ve Japonların 2. Dünya Savaşı’nı kazandığı ve ABD’nin sömürge olduğu kurgusu üzerine bir de romandaki yazar karakterinin yazdığı günümüz düzenini yansıtan romanı ekleyerek döngüsel bir gerçeklik / yanılsama yarattı. 1982’de "Blade Runner" adıyla sinemaya uyarlanacak "Do Androids Dream of Electric Sheep?öte (1968), insan benzeri gelişmiş robotlar ve onları ‘yaratan’ insan ikileminde kimlikleri tersyüz ederek insanın tanımını sorguladı.
     Modern bilimkurgunun bir felsefecisi olarak 1950’lerden ‘70’lere uzanan yazma serüveninde fizik ve metafizik dünyayı buluşturdu. Yüksek teknolojinin büyüleyici ve etkileyici tarafında değil, bunun aracılığıyla mübah kıldığı kendi spekülasyonları içinde serbestçe dolanmayı tercih etti. Teknolojinin sinsice özel yaşamlara sızarak müdahale etmesi, uyuşturucular ve otorite mekanizmasıyla oluşan sınırsız komplo teorileri vardı. "Matrix", "Truman Show" ve nicelerine ilham verircesine açıklamıştı ki: Her şey yapaydı, özgür iradesi dışında bireye empoze edilen hallüsinasyonlardan ibaretti.
     "Yaşamıma neler olduğunu bilmek zorundayım!" repliğiyle haykıran "Azınlık Raporu"nun mağdur polisi John Anderton, savunduğu sistemin geri tepmesiyle başlayan farkındalığıyla ‘gerçeği’ bilmek istiyor ve kaos ortamına sürükleniyordu. PDK’nin 1956 tarihli bu kısa öyküsü, gönüllü(süz) teslim edilen kimlik bilgilerinin kanun ve düzen adına hoyratça kullanılabileceği tehlikesini bir yana, suçlunun suçu işlemeden cezalandırılması halinde ‘düşünce suçu’na onay verilmesiyle özgür irade ve birey özgürlüğünden geriye ne kalacağı sorularıyla yüzleştiriyordu.
     Genel geçer beğeniye prim vermeden, bilimkurgu türüne sadık kalmanın ‘makus talih’ olmadığına inanarak karın tokluğuna ve uyarıcı amfetamin haplarının yardımıyla durmadan yazdığı yıllar boyunca, Hollywood’a hiç ilişmedi. Sonunda gelen "Blade Runner"ın ancak kaba montajını görebildi, film ölümünden birkaç ay sonra vizyona girdi. Hollywood PKD’yi keşfetmişti. Avcı Harrison Ford gibi, varoluş kaygısından Arnold Schwarzenneger bile kaçamadı. "We Can Remember It For You Wholesale" adlı öyküsünden uyarlanan "Total Recallöda (1990) Arnie, hafıza ve kişilik hırsızlığı kumpasından sıyrılmayı başardı. "Barjo" (1993), "Screamers" (1995) ve "Imposter" (2001) da beyazperdeye yansıdılar. Narkotik polisinin triplerini anlatan "Karanlığı Taramak"ın (Altıkırkbeş Yayınları) sinemaya uyarlanacağı da söylendi. Oysa PDK, senaryosunu bizzat yazdığı 1969 tarihli Ubik’in (Altıkırkbeş Yayınları) sinemaya uyarlanmasını çok istemiş ama para bulunamamıştı.
     Nasıl paranoyak olmanız izlenmediğiniz anlamına gelmiyorsa, onun yazdıkları da bir psikiyatristinin koyduğu ‘olası şizofreni’ tanımlarına sığmayacak denli öngörülüydü. 1959 tarihli "Gökteki Gözödeki (Metis) gibi McCarthy döneminin paradosini yansıtmaktan da geri kalmadı.
     Uyarıcılar, esrar ve alkol alışkanlığının abartıldığını düşünen PDK, hayal gücünün kaynağının bunlar olduğunu sananlara ve romanlarında finali yoruma açık bırakmasını gene bu maddelere bağlayanlara gücenmişti. İkizinin doğumdan sekiz hafta sonra ölümü ve annesinin ilgisizliğiyle yaşadığı travmanın yanı sıra fobileri, intihar teşebbüsleri oldu. Monogamiden yanaydı. Beş ayrı evliliği ve sayısız ilişkisi hep art arda geldi. 1974’de ise ‘vahiy’ indi. "VALIS" üçlemesinde anlattığı gibi Tanrı’nın onu ziyaret ettiğini söylüyordu. 1982’de bir kalp kriziyle aramızdan ayrılmadan önce artık resmi otoriteden değil Tanrı’dan korktuğunu söylemişti. Kimilerince bir "New Age kâhini" olan PKD, inanmaktan hiç vazgeçmiş miydi acaba?
     
     




 KÜLTÜR & SANAT


Sanatçıların denizi
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Türk toplumu hızla budalalaşıyor"
Türk reklamcılığının panoraması
Gördüğünüze inanır mısınız?
Melodik sihir
Boş yok! Seçenek yok! İş yok!
Sırılsıklam aşk ve ölüm
İyi ki doğdun ve yaşadın
"Bütünün içindedir insan"
New York’un ilk seks müzesi
Ayasofya’da yenileme çalışmaları
"Resimlerim şöminelik değildir"
Ipanemalı bir kız sevdim!
Tavizsiz melodi ustaları
Doğu’dan Batı’ya müzikalite
Selda geldi. Hoşgeldi!
Hadi bakalım Loona!..
Fütüristik kara film
Nurgül Yeşilçay’a zorlayıcı bir rol aranıyor
Spielberg uyarıyor
"Herkes aşkı yaşayamaz!"
Sadakatsiz Safiye
Hayat atölyesi
Durun bakalım!..
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet