03 Ekim 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Asabi futbol

     Evet, futbolu her şeyin üstüne taşıyoruz, ekonomik koşullar da sinir katsayımızı yükseltiyor ve stadlara keyif almak için değil, öfkemizi boşaltmak için gidiyoruz. Yetmezmiş gibi anti - futbolcu, anti - teknik direktör yorumlarıyla daha da dolarak. Ama ‘sapına kadar heyecanı yaşama’ işini aşırıya götürdüğümüz stadlarda, sahaya akan kızgınlıktan boğulma noktasına geldik.
     İstim üzerindeki Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin tribünlerinde hakim olan gerilimini televizyon karşısında bile hissedebiliyorsunuz. Diğer kulüpler de farklı değil. Galatasaray’ın yıllara yayılan başarıları bile geleceği düşünen futbolda tepkileri bir noktaya kadar dizginleyebiliyor. Salı günü Brugge karşısındaki alışkın olunmayan futbol ve istenen skoru alamamanın hoşnutsuzluğu hemen kendini gösterdi.
     Sıralama çok basit: Futbolcu önce sorumluluk almaktan kaçar, hata yapma endişesi taşıdığı için konstrasyonunu kaybeder. Ardından teknik direktörünün söylediklerini uygulayamayacak kadar zihinsel dağılmaya gider. Bunu, kenar yönetimlerin ‘ileri ileri’ haykırışlarına bakarak gözlemlemek bile mümkün.
     Teknik adam boyutu da önemli. Lorant’ın geleceğinin ne olacağını bilemediği, kontrolü dışında bir yığın olayın döndüğü iş ortamında sadece sorumluluklarına odaklanması zor. Bir ekibin lideri zihinsel bütünlüğünü kaybettiğinde çalışanları da verimden düşer ve akılları karışır. Teknik adam ‘oyuncularımdan ne istiyorum, önemli olan kazanmak mı sistemi oturtmak mı’ gibi kişisel motivasyon soruları sormak yerine ‘bu saldırılara nasıl engel olacağım, beni yarın gönderecekler mi, takımı bunlardan nasıl uzak tutacağım’ ile debelenip kendini kısıtlamaya başlar.
     Başarı olursa bunlar hallolur iddiası da doğru değil. Fenerbahçe şampiyon olduğunda dahi o tolerans ilk maçta bitmişti. Başarı, belirli bir dinginlik sağlayabilir. Ama her ülkenin bir futbol kimliği olduğu gibi Fenerbahçe’nin de sınırı aşan bir sabırsızlığı var.
     Taraftarın, kendi isteğiyle ve karşılık beklemeden başladığı misyonunda başarı gelmeyince ortaya çıkan huzursuzluğu, toplu motivasyon eksikliğinden de kaynaklanıyor. Kulüplerde güven vermeyen ortamlar oluştuğunda, bu önce takıma, sonra da o takımı ve yönetim sorunlarını görüp her gün daha da endişelenen taraftara taşınıyor. Yönetimler icraatlarındaki kararlılıklarını ve teknik ekiplerine olan güvenlerini yansıttığında, tribünlerdeki kişilere yönelik hakaretler ve fiziki saldırılar da azalacaktır.
     Solna maçının sonucu biraz da bu aceleci ve baskıcı atmosfere bağlı olacak. Tıpkı diğer takımlarımızın evlerinde oynadıkları tüm maçlarda olduğu gibi.
     
     ekoksaldi@milliyet.com.tr


 SPOR


GÖZ GÖRE GÖRE
HAFTANIN ANALİZİ
At yarışları
AVRUPA LİGLERİ
Karşıyaka iyi başladı : 66-65
1. Basketbol Ligi ilk yarı fikstürü
2. LİG
Güle güle Patrick
GAP’ta plaj voleybolu
TECRÜBE KAZANIR
GERGİNSİNİZ YİNE!
Küçük cehennem
Trabzon’a taze kan!
Var mısın bu gece
Horozlar tur arıyor
Ankaragücü’nde sakatlar iyileşti
Ayhan’a sevgi seli
Kocaelispor mucize peşinde
Lorant’a markaj
Hummalı ve muammalı maç
Asabi futbol
Kazanmak mecburiyeti


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet