
|

Seçmen kim?
SOSYAL Araştırmalar Merkezi (SAM) tarafından yapılan araştırmaya göre, seçmenlerin yüzde 55’inin hane (aile) geliri ayda 300 milyondan az!
Yüzde 25’lik kesimin hane geliri ise 175 milyonun altında!
Her gece TV’lerde çılgın "lüküs hayat" sahnelerini izleyen böyle bir toplumda, bir Hitler’in, bir Stalin’in neden çıkmadığını iyi bellemek lazım.
Bu tablo eriyen partilerle birlikte, Genç Parti’nin yükselişini de izah eder. Sadece bol ve boş vaatlerde bulunup yemek dağıtarak değil, sosyal öfkeyi de kullanarak yürütülen bir popülizm.
Arjantin’deki eski Peronist hareketi andırıyor. Onun kadar köklü ve yaygın olacağını sanmıyorum. Daha çok 1950’ler Fransa’sındaki Pujadizm’i hatırlatıyor: Mösyö Pujade vergileri bile kaldıracaktı! Fransız milliyetçiliğini de kullanan Pujadizm, sabun köpüğü gibi büyümüş, yayılmış ama uzun ömürlü olmamıştı.
***
SAM Başkanı Cenap Nuhrat, ekonominin yanında bir faktöre daha dikkat çekiyor:
"Seçmen hizmet beklediği için, sorunlarına çözüm bulma ümidiyle oy verir. Ama bir seçmeni bir partiye yönelten ‘kültürel yakınlık’ faktörünü de gözden uzak tutmamak gerekir."
Ben buna, seçmenle "duygudaşlık" kurabilme diyorum.
SAM’ın araştırmasına göre, Türk seçmeni için büyük çoğunluğu kapsayan temel kültürel faktörler, 10 üzerinden 6.7 puanla "milliyetçilik", 6.1 puanla "modernleşme" ve 6 puanla "dindarlıkötır.
Başka bir yazımda bu konuyu açacağım. Şimdilik şunu belirteyim ki, bu üç kültürel faktör birbirinden kopuk değil; üçünü birden önemseyen geniş bir kitle de var. Onun için sadece milliyetçilik, sadece dindarlık, sadece modernlik büyük çapta oylar getirmiyor. Hatta seçmenlerin ortalama yüzde 80’i dinin ve milliyetçiliğin bir parti tarafından tekel altına alınmasına karşı çıkıyor.
Bu üç temel değer, partilerin "ayırt edici" özelliği olduğu zaman değil, bir duygudaşlık faktörü olduğu zaman geniş kitlelerle iletişim sağlıyor.
Bir partiye gelenekleşmiş bağlılık da bir "kültürel yakınlık" faktörüdür. CHP ve DYP’nin dayanıklılığında bunun rolü var.
***
ARAŞTIRMANIN ortaya koyduğu bir husus da, Türk seçmeninin politikacılara karşı duyduğu derin güvensizliktir. Cenap Nuhrat, halkın sorunlarını çözecek yeterli kaynak olmadığını, yolsuzlukların da kaynak kullanımını olumsuz etkilediğini belirterek diyor ki:
"Bu durum siyasetçilerin seçim öncesi halka vaat ettiklerini yerine getirmelerini engelliyor ve bir güven bunalımına yol açıyor..."
Güven bunalımı partileri ufaltıyor, ufalan partiler sorun çözme gücünü kaybediyor... Kaynak yaratacak uzun vadeli politikalar geliştirilemiyor... Kısır döngü...
Bu sosyal ve politik tablodan iki ders:
Bir: Yükselmekte olan partiler, çabuk gelen oyların çabuk kaçabileceğini bilmelidir. Eriyen partiler ekonominin yanında neden kitlelerle "kültürel yakınlık" kuramadıklarını düşünmelidir.
İki: Artık görmeliyiz ki koalisyonlar olmuyor; gidenle gelen fazla fark etmiyor, "yöneten demokrasi" sistemlerinden birine geçmek zorundayız.
t.akyol@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|