03 Ekim 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



"Rezaletler müzesi" için malzeme bolluğu...

     Galatasaray - Club Brügge karşılaşması; hımhım sesli bir hafızın, ne dediği de anlaşılmayan sıkıcı bir mevlit okuması gibiydi. Anlamsız bir koşuşma ve kaleyi bir türlü tutmayan üç - beş şutla, 0 - 0 bitti sonunda...
     Tribünlerin maç boyu durmayan tamtam temposu da bir işe yaramadı, hep bir ağızdan söylenmeye çalışılan "Dağ başını duman almış" marşı da...
     "En büyük Cimbom, başka büyük yok" naralanmaları da, kursaklarda kaldı.
     Neyse ki maçı anlatan genç arkadaşlar, aşırı hamasiliğe kaymadılar. Eskiden olsa, Fransız hakemin, kasıtlı olarak taraf tuttuğu vurgulanır dururdu. Ve maç sonunda da iç çekilerek şöyle denirdi:
     - Ne yapacaksınız, Türk’e Türk’ten başka dost yok.
     ***
     Ressam Çallı, Çamlıca Klubü’nde Ermeni bir dostuyla kumar oynarken, dalgınlıkla yaptığı bir hatayı biraz geç fark etmiş. Ermeni dostu da gülerek:
     - Türk’ün aklı sonradan gelir, demiş.
     Ve birden Çallı ayağa fırlamış:
     - O senin söylediğin Ermeni’dir arkadaş.
     Ermeni hemen susmuş ve galiba biraz da sararmış.
     Çallı, sakin sakin yerine otururken tamamlamış sözünü:
     - Türk’ün aklı hiç gelmez.
     ***
     Tanzimat’la başlayan Paris burjuvazisini taklit özeni... Alman İmparatoru II. Wilhelm’in, Orta Asya’ya doğru uzanma hesaplarıyla İttihatçıları yönlendirdiği ırkçılık... Ve 1947’de Amerika’nın "karayolları seferberliğiyle" başlattığı "taşracı" siyasetle, İstanbul’un gecekondu yağmasına uğraması...
     Bütün bu dış etkenli değişimlerin, eksisi artısıyla sağlıklı bir dökümü hiç yapılamadı Türkiye’de...
     Yapılması da istenmedi...
     ***
     Tarihsel gerçeklerle yüz yüze gelmekten korkulduğunda; çağın gerçekleri, büyüyerek gelir toplumların üstüne. Tıpkı Irak harekatının öngörülemeyen sonuçları gibi, tıpkı Kıbrıs’ın Avrupa Birliği üyeliğine yaklaşması gibi, tıpkı, artık iyice beklenmekte olan İstanbul depremi gibi...
     ***
     Şayet siyasetçiler, II. Meşrutiyet dönemi de dahil, Meclis tutanaklarını inceleme geleneğine sahip olsalardı...
     Şayet medya, Ankara egemenlerinin propagandasını yapmış kalemlerle, "yazı"ya layık olmaya çalışmış realist kalemlerin biyografileri üstünde bir saydamlık yaratmaya yönelseydi...
     Şayet Hazine’den geçinmeli "önemliler" hiyerarşisi yanında; İlhan Koman gibi, Cahit Arf gibi, Nejat Devrim gibi evrensel boyutlu "değerler" hiyerarşisi de billurlaşmış olsaydı...
     Gerek üniversiteler, gerek kentli görünümündekiler, gerek tüm öğrenciler; sanal ve yapay bir çağdaşlık "imajı"nın hamasi sloganlarıyla böyle mi mumyalanırdı?
     Ve gerek Birleşmiş Milletler’in, gerek Dünya Bankası’nın yayımladığı istatistiklerde, "Türk’e Türk propagandası" yapa yapa, ne tür bataklıkların içine yuvarlandığımız, böylesine acı mı çıkardı ortaya?
     ***
     Naci Sadullah bir zamanların en parlak kalemiydi. SSK hastanesinde yapayalnız öldü. 15 kişiyle kalktı cenazesi...
     Neriman Hikmet Hanım, medya oportünizmine karşı çıkmış bir kalemdi; sefalet içinde bitirdi yaşamını.
     Suat Derviş, romanları Fransa’da ilk yayımlanmış olan kadın yazarlarımızdandı; sıkıntılar içinde geçti hayatı.
     Nusret Sefa Coşkun, doğurgan bir yazı adamıydı. İlgisizliğin kuyularında kaybolup gitti.
     Refik Halit 24 yıl sürgünde kaldı. Hüseyin Cahit 82 yaşında tıkıldı hapishaneye. Kemal Tahir’in 14 yılı hapishanelerde geçti. Sabahattin Ali, kafasına odun vurularak öldürüldü. Necip Fazıl’ın hapishaneden gönderdiği mektubu, hala okurum arada sırada...
     Zamanla Türkiye de saydamlaştıkça "siyasetçi yalanları"nda ne rekorlar kırılmış olduğu da ortaya çıkacak ve belki de dünyada ilk kez, bir "rezaletler müzesi"nin kurulmasına neden olacak...
     ***
     Herkes soruyor birbirine:
     - Seçimlerden sonra ne olacak, diye...
     "Euro - İslam" profilli; global sermayeye gitgide açılan; Avrupa Birliği üyeliğine dönük; oligarşik savurganlıklarını dizginleme eğiliminde değişik bir Türkiye’nin ilk adımları çıkacak ortaya...
     İnsanlık kötüye gitmez. Türkiye de gitmez.
     Enseyi karartmayın...
     
     c.altan@prizma.net.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Seçmen kim?

Çetin ALTAN
"Rezaletler müzesi" için malzeme bolluğu...

Melih AŞIK
Asiye’nin kaderi

Fikret BİLA
Gözler Kuzey Irak’ta

Hasan CEMAL
Irak’ta az zarar çok zarar hesabı!

Yılmaz ÇETİNER
Otopark soygununda paralar nereye gidiyor?

Güneri CIVAOĞLU
CHP ve ibadet

Can DÜNDAR
"Baltalar elimizde / uzun ip belimizde/ Gidiyoruz seçime, hey seçime..."

Hurşit GÜNEŞ
Hazine’nin borç finansman hesabı

Sami KOHEN
AKP’nin yeni yaklaşımı

Mehmet Y. YILMAZ
Genel seçim yöntemiyle parti kongresi

Meliha OKUR
Krizi yenenler

Hasan PULUR
Çok şeyler yazmak lazım çoookkkk!

Derya SAZAK
Seçim şimdi başlıyor

Güngör URAS
Tarımda işler kötü

Serpil YILMAZ
İşadamının Karaoğlan anısı

M. Ali BİRAND
Esirler artık ayaklanıyor (!)

© 2002 Milliyet