
|

Esirler artık ayaklanıyor (!)
Eğer son haftalarda TBMM’de yaşananları iyi değerlendirmezsek çok hata ederiz. Özellikle parti liderleri, milletvekillerinin tepkilerini sağlıklı okumalılardır.
Hepimizdeki genel kanı, küskün milletvekillerinin genelde kişisel çıkarlarla hareket ettikleri şeklindeydi. Yeniden seçilemeyecek yerlerden aday gösterilenlerin, aday gösterilemeyenlerin veya partilerinin baraj altında kalacağını görenlerin ayaklandığına inanılmıştı.
Bu saptamanın bir bölümü doğruydu.
Ancak tüm hareketi olduğu gibi kişisel çıkarlara bağlamak hatalı olur. İçinde kişisel çıkarlar yanısıra her kaygı vardı. En önemlisi artık bir "başkaldırı" geleneğinin yerleşmeye başlamasıdır.
Kendilerini "liderlerin esiri" gibi gören Milletvekilleri 1991’den bu yana, her seçim kararıyla kazan kaldırıyorlar. Osmanlı dönemindeki Yeniçeri’nin ayaklanması gibi, her defasında da liderler ulufe dağıtıp, ayaklanmayı yatıştırıyorlardı. Ancak bu defaki çok farklı oldu. Geçen yıllardakine hiç benzemedi. Liderlere karşı tepki, çok daha sertti. Seçim ve partiler yasalarının değişmesi için baskılar çok daha yoğundu.
Hemen "akılları neredeydi?" diye sorabilirsiniz.
Haklı da olursunuz. Onlar da hiç saklamıyorlar: "Seçim sonrasında, akibetimiz liderin iki dudağı arasındadır. Bundan dolayı korkarız. Ağzımızı açamayız. Liderin istemediği hiç bir adımı atamayız. Özgürlük süremiz sadece 1-2 haftadır. O da işte böyle anlarda ortaya dökülür."
BUNDAN SONRA FARKLI OLUR MU?
Pandora kutusunun kapağı bu defa çok geniş açıldı ve içindeki cinler tümüyle kaçtılar. Bir daha aynı kutunun içine sokulabileceklerini de sanmıyorum.
Seçim ertesinde Meclis’e geri dönecek olan Milletvekilleri acaba farklı hareket edebilecekler mi?
Ben, pek sanmıyorum.
Yine liderlerin gözüne bakacaklar. Yine kendilerini "liderlerin esirleri" olarak görecekler. Yine seçim yasası ve partiler yasasını değişiremeyecekler.
Ancak, benim burada liderlere iki çift sözüm var.
Esirler artık azdılar. Ayaklanmayı öğrendiler. Lidere başkaldırmanın pekte güç olmadığını gördüler. Bir ölçüde de tadını aldılar.
Seçim ve parti yasalarının değişmesi ve barajın düşürülmesine liderler artık direnmemelilerdir. Aksine, onlar başı çekmeli ve hem Meclis’i, hem de ülkeyi düzlüğü çıkarmalılardır. Eğer bu sıkışıklığı çözmezlerse birgün "Meclis yapımı bomba" ellerinde patlayacaktır.
KİM NE KAZANDI KİM NE KAYBETTİ? Aşağıda bulacağınız tespitler, hem benim değerlendirmelerine, hemde çeşitli medya mensupları, sözüne değer verdiğim politikacı, gözlemci ve sokaktaki vatandaşın tepkilerine dayandırılmıştır.
Bülent Ecevit resmi BÜLENT ECEVİT, başından sonuna kadar aynı çizgiyi sürdürdü. Seçime karşı çıktı, ancak karar alındıktan sonra küskünleri katiyyen kışkırtmadı. Partisinin aleyhine sonuç vereceğini bilmesine rağmen, sonuna kadar sözünde durdu. Büyük bir özveride bulundu. Oy kaybetti ancak saygınlık kazandı. Bu tutumu ne oranda seçim sandığına yansır bilinemez, ancak Büent Bey "Karaoğlanlığını" gösterdi.
Tayyip Erdoğan resmi TAYYİP ERDOĞAN hem sözünde durdu, hem de partisine fire verdirtmedi. Kamuoyuna, kişisel çıkarları için seçim erteletmeyen, bir lider görünümüyle yansıdı. Ayrıca, seçimlerin 3 Kasım’da yapılmasını güvenceye alarak, partisinin yakaladığı rüzgarı da kaybetmemiş oldu.
Mesut Yılmaz resmi MESUT YILMAZ çok iyi başlattı, ancak ardından çok zigzag’lar yaptı. Seçimi hem istedi, hem istemiyormuş izlenimi verdi. Siyasi manevraları kamuoyuna inişli çıkışlı yansıdı. AB’ye sahip çıkmasıyla kazandığı prestijini zedeledi. Ne istediğini iyi anlatamadı.
Devlet Bahçeli resmi DEVLET BAHÇELİ, belki de ilk defa parti disiplinini oturtamadı. Seçim isteyen, 3 Kasım tarihini ortaya atan lider olmasına rağmen, kamuoyuna partisinin kararlılığını tam anlamıyla yansıtamadı. Böylesine tartışma yaratan, tepki yaratan bir seçimi neden istediği, 3 Kasım tarihinde neden ısrar ettiği de bir türlü anlaşılamadı. Sandıktan çıkacak oylar, Bahçeli’nin doğru mu, yoksa yanlış mı hareket ettiğini ortaya koyacak.
Tansu Çiller resmi TANSU ÇİLLER , çok yüksek sesle ve büyük sözler söyledi. Ancak, grubunun nabzı farklı atıyordu. Bu da oylamada ortaya çıktı. DYP’nin seçim tarihini ertelettirmemekle iyi edip etmediği 4 Kasım sabahı belli olacak.
İsmail Cem resmi İSMAİL CEM’in YTP’si doğrusu onlardan beklenen tutumu sergileyemedi. ANAP gibi, inişli çıkışlı, zigzaglarla dolu bir tutum sergiledi. Önce, sözünde duracakmış izlenimi verdi, sonra aksi çıktı. Ayrıca seçimlerin ertelenememesi, YTP’nin kendini toparlayıp örgütleyecek vakti kalmayacağından dolayı aleyhinde oldu.
Recai Kutan resmi RECAİ KUTAN, başından itibaren karşı çıktı, ancak başaramadı. Gereken Hayırcı koalisyonu kuramadı. Seçimleri erteletememesi, kendi oylarının AKP’ye akmasını hızlandırabileceği için aleyhinde oldu.
mabirand@e-kolay.net
SAYFA BAŞI

|
|

|