04 Ekim 2002 Cuma


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



"Türk toplumu hızla budalalaşıyor"

"Budalalığın Keşfi", Hilmi Yavuz’un Can Yayınları’ndan yayımlanan son deneme kitabı. Hilmi Yavuz’a göre, basit beğeniler, sıradanlık ve vasatlık bağlamında sadece Türk toplumu değil, dünya da hızla ve çok ciddi bir biçimde budalalaşıyor.

     SERPİL GÜLGÛN

     Niçin "Budalalığın Keşfi"? Bir de budalalık nedir, ne değildir?
     Kitabıma adını veren "Budalalığın Keşfi", Milan Kundera’nın "Roman Sanatı"ndan alıntı. Kundera da Gustave Flaubert’in Türkçe’ye "Bilirbilmezler" adıyla çevrilen "Bouvard ve Pecuchet" romanına gönderme yapıyor. Sıradanlığın ve yerleşik birtakım düşüncelerin, sanki hayatımıza anlam katan, yön veren ve hayatımızı düzenleyen ilkelermiş gibi kabullenilmesine budalalık demek doğru. Budalalığı, sıradanlıkla, yerleşik düşüncelerle, bir anlamda da basit beğenilerle açıklamak mümkün. En azından benim kitap bağlamında tanım bu. Yani bir akıl meselesi olmaktan çok dünyaya karşı alınan bir tavır.
     
     Peki, bu budalalaşmanın edebiyata yansıması nasıl oluyor?
     Somut olarak bir isimden söz etmek gibi bir meselem yok. Benim mediocrite’ye itirazım var. Dolayısıyla sıradanlığa, bayağılığa... Böyle bakıldığında da bu tanıma, yani sıradanlık, vasatlık ve bayağılığa karşılık gelen yapıtlar, yazarlar, dolaşımda olan düşünceler; sadece edebiyatla sınırlı değil. Yani problem, dar ve belirli bir topluluğa ya da çevreye inhisar etmekten, sınırlanmaktan çok ötede. Medyada da, politikada da, üniversitede de, kamusal ve özel hayatımızın hemen her kesiminde bu sıradanlığın, bayağılığın ve yerleşikliğin; kısaca budalalık diye tanımladığım o olgunun, yaygınlaşma eğilimi göstermiş olmasıdır, asıl büyük problem.
     
     Bunun dışına çıkan kimse yok mu peki edebiyat âleminde? Kimler mesela onlar?
     Orada da isim vermek çok güç görünüyor. Beğenilerin kitsch’leşmesine, düşüncelerin sıradanlaşmasına, bayağılaşmasına, hayatı genel olarak algılayışına, kavrayışlara budalalığın hakim olmasına karşı bir başkaldırı olması elbette gerekli. Ama budalalığın ağırlığı ve egemenliği karşısında bu sesler o kadar zayıf ve cılız çıkıyor ki, neredeyse belli belirsiz.
     
     Hep böyle miydi sizce?
     Hayır, böyle değildi. Bunu bir nostalji olarak, geçmişte böyle değildi, diye koymak istemiyorum. Benim meselem nostalji değil. Ben sadece Türk toplumunun çok ciddi biçimde budalalaştığını düşünüyorum.
     
     Kitapta Noam Chomsky’ye de gönderme yapıyorsunuz. "Amerikalılar budaladır," diyen Chomsky’e.
     Evet, çünkü bütün dünya budalalaşıyor. Biz de bundan payımızı alıyoruz. Ne zaman başladı bu? Valla, bunu tesbit etmek çok zor. ‘50’ler, ‘80’ler gibi bir tarih vermek istemiyorum. Ama 50’li yıllara bakıyorum mesela. Diyelim medyaya. Çok düzeyli bir medya görünüyor. Vasatlığı kendi dışına atan, kendi söyleminden uzak tutan bir medya var.
     
     Peki, bunun karşısında ne hissediyorsunuz? Dehşet mi, daha da karanlık bir gelecekten korkmak mı, şaşkınlık mı?
     Dehşet değil. Şaşkınlık. Bu mediocrite’nin, vasatlığın, çok önemliymiş gibi gösterilmesi, ki medyanın bunda çok önemli bir katkısı var. Pek çok kişi, bana Flaubert’in "Bilirbilmezler"in kahramanlarını, Rabelais’nin Agelaste’larını, "Madame Bovaryödeki (G. Flaubert) eczacı tiplemesini anımsatıyor. Espri anlayışı mesela. O da o kadar bayağılaştı ve sıradanlaştı ki.
     
     Cem Yılmaz’ları, Yılmaz Erdoğan’ları beğenmiyorsunuz o halde.
     Şu veya bu diyecek halim yok. Bu isimlerle ilgili bir mesele değil. Budalalık, o kadar yaygın ki. Birini ötekinden ayırd etmek çok güç. Nasrettin Hocalar’a, İncili Çavuşlar’a, abdallar’a, Bektaşiler’e dayanan, büyük dünya görüşlerinin gömülü olduğu derin ve incelikli bir humour, mizah geleneğini arkasında taşıyan Türk toplumunun, bu kadar anlamsız ve sıradan şeylere gülmesi, bunları izlemek için para ödemesi, buna şaşırmamak mümkün değil. Bu, aklımın almadığı bir şey. Eski deyişle, hüzn - ü umumi. Genel hüzün bu.
     
     Kitapta üniversiteyi de, lise eğitimini de eleştiriyorsunuz.
     Milli eğitimin sorunlarının toplandığı, yoğunlaştığı, kristalize olduğu yer lise. Kimse, lise eğitimi için bir şey düşünmüyor. Düşünülen şey, aruzu kaldırmak, Divan Edebiyatı’nı kaldırmak. Böyle bir saçmalık olur mu? Budalalık, her yere yayılmış, bütün dokulara nüfuz etmiş durumda. Bugün, ben de dahil olmak üzere, üniversite hocalarının yüzde 90’ı, benim lise öğretmenlerimin eline su dökemez. Bir Behçet Necatigil’i, bir Ziya Somal’ı düşündüğümde... Kabataş Lisesi’nde iki felsefe hocamız vardı. İkisi de felsefe doktoruydu. Faruk Iranaz’ın İsviçre’den, Ziya Somal’ın İstanbul Üniversitesi’nden... Bu çapta, Necatigil’in çapında, bırakın lise öğretmeni, üniversite hocası bile yok bugün.
     
     Budalalığın Keşfi
     Hilmi Yavuz
     Can Yayınları
     115 s.
     Fiyatı: 4.500.000 TL.
     







 KÜLTÜR & SANAT


Sanatçıların denizi
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Türk toplumu hızla budalalaşıyor"
Türk reklamcılığının panoraması
Gördüğünüze inanır mısınız?
Melodik sihir
Boş yok! Seçenek yok! İş yok!
Sırılsıklam aşk ve ölüm
İyi ki doğdun ve yaşadın
"Bütünün içindedir insan"
New York’un ilk seks müzesi
Ayasofya’da yenileme çalışmaları
"Resimlerim şöminelik değildir"
Ipanemalı bir kız sevdim!
Tavizsiz melodi ustaları
Doğu’dan Batı’ya müzikalite
Selda geldi. Hoşgeldi!
Hadi bakalım Loona!..
Fütüristik kara film
Nurgül Yeşilçay’a zorlayıcı bir rol aranıyor
Spielberg uyarıyor
"Herkes aşkı yaşayamaz!"
Sadakatsiz Safiye
Hayat atölyesi
Durun bakalım!..
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet