04 Ekim 2002 Cuma


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Fütüristik kara film

Steven Spielberg ile Tom Cruise’u ilk kez buluşturan "Azınlık Raporu", 2054 yılından karanlık tablolar çizen etkileyici bir bilimkurgu denemesi.

     FERHAN BARAN

     "Azınlık Raporu / Minority Report" - Yönetmen: Steven Spielberg / Senaryo: Philip K. Dick’in kısa hikâyesinden Scott Frank, Jon Cohen / Görüntü: Janusz Kaminski / Müzik: John Williams / Oyuncular: Tom Cruise (John Anderton), Samantha Morton (Agatha), Colin Farrell (Danny Witwer), Max von Sydow (Lamar Burgess), Lois Smith (Dr. Iris Hineman), Kathryn Morris (Lara), Peter Stormare (Dr. Solomon Eddie), Caroline Lagerfelt (Greta van Eyck), Jason Antoon (Rufus Riley), Mike Binder (Leo Crow), Jessica Harper (Anne Lively) / 2002 ABD yapımı, 145 dakika.
     Amerikan sinemasının benzersiz masalcısı Steven Spielberg, Pinokyo’dan hareketle yaratan / yaratılan ilişkisini tartışmaya açtığı bir önceki çalışması "Yapay Zeka / Artificial Intelligence"nın ardından yine geleceğe yönelik bir filmle karşımıza çıkıyor. Bu kez olaylar daha yakın bir gelecekte, 2054 yılında geçiyor. Adalet Bakanlığı bünyesinde oluşturulan ‘suç öncesi’ ünitesinin faaliyete geçmesiyle ABD genelinde suç oranının en yüksek olduğu bölgelerden Washington D.C.’de işlenen cinayet sayısı neredeyse sıfıra inmiştir. Bu yeni birim, ilaç zerkedilmek suretiyle mutasyona uğramış üç kişinin geleceği görme yetisinden yararlanır. Sıvı dolu bir tankın içinde tutulan, adlarını ironik bir biçimde polisiye yazınının efsanevi isimlerinden almış üçlü - Agatha (Christie), Dashiell (Hammett), Arthur (Conan Doyle) - olağanüstü sezgileriyle, suçu henüz ortaya çıkmadan saptar ve cinayet anının görüntüleri dev bilgisayar ekranına yansır. Bu veriden yola çıkan ünite görevlileri de potansiyel suçluyu, suç henüz oluşmadan yakalar ve cezalandırır.
     Altı yıl önce ünitenin başına gelen John Anderton’ın geçmişinde bir acı gizlidir. Anderton, küçük oğlunun halka açık bir yüzme havuzunda kaçırılıp bir daha bulunamayışından kendini sorumlu tutmaktadır. Bu arada evliliği de bitmiş, çareyi uyuşturuculara sığınmakta bulmuştur. Kusursuz çalışan ‘suç öncesi’ biriminin motivasyonunda geçmişteki acı tecrübesinin payı olan ve gelecekteki suçluların yüzünü herkesten önce gören Anderton, günün birinde ekranda kendi görüntüsüyle karşılaşır. Şimdiye kadar hatasız çalıştıkları varsayılan üç kâhin, onun 36 saat içinde Leo Crow’un katili olacağını rapor etmiştir. Şaşkına dönen Anderton, kendi yetiştirdiği adamlarından kaçmaya başlar. Umudu, adını temize çıkarabilecek, diğer ikisiyle aynı sezgiyi paylaşmayan Agatha’nın (ikiye karşı bir) azınlıkta kalmış raporundadır. Ne var ki, genç kadının bedenine gizlenmiş raporu ele geçirmek kolay değildir.
     Ridley Scott’ın efsanevi yapıtı "Blade Runner" gibi Philip K. Dick’in bir kısa hikâyesinden yola çıkan Spielberg, bu kez küçük hayranlarından çok yetişkin izleyicisi için çektiği son filmini, geleceğin mekanik dünyası üzerine kurmuş. Trafik sorununun gökdelenlerden yukarı tırmanabilen vasıtalarla çözüldüğü, polisin her deliğe girebilen örümceğe benzer aygıtlarla delil topladığı bu dünyada her şey kontrol altında. Kişisel mahremiyet büyük ölçüde yok olmuş, toplu taşıma araçlarındaki cihazlarla kim olduğunuz gözlerinizden okunuyor. Teknolojinin duvarların ötesini, çatıların altını görebilir hale geldiği, özgürlüklerin büyük ölçüde kısıtlandığı bu geleceğin ürkütücü dünyasının, yönetmenin "Schindler’in Listesi"nden beri birlikte çalıştığı Janusz Kaminski’nin gri ve soluk mavi tonlarının hakim olduğu görsel tasarımı son derece başarılı.
     11 Eylül sonrasında toplumun güvenliği için bireysel özgürlüklerin kısıtlanması çelişkisini masaya yatıran film, henüz suç oluşmadan insanların ‘potansiyel’ suçlu olarak mahkûm edilmesini etik anlamda sorguluyor. Geleceğe ilişkin giysisini sıyırdığımızda ise anlatılan bildik bir hikâye. 1940’ların kara filmlerinden esinler taşıyan, Hitchcock’un suçsuzluğunu kanıtlamaya çabalayan masum kahramanlarının değişmez öyküsü. Tüm bunlar Spielberg gibi usta bir anlatıcının elinde keyifle izlenen bir serüvene dönüşmüş.
     
Jackie Chan’in İstanbul macerası
     Hong Kong’da başlayıp İstanbul’un tarihi güzelliklerle dolu büyüleyici atmosferinde devam eden macera filminde, Uzakdoğu aksiyonlarının ünlü yıldızını zoraki bir casus olarak izliyoruz.
     "Altın Yumruk İstanbul’da / Te Wu Mi Cheng - Accidental Spy" - Yönetmen: Teddy Chan / Senaryo: Ivy Ho / Görüntü: Wing Hung Wong / Müzik: Peter Kam, Pui Tut Kam / Kurgu: Chi Leung Kwong / Dövüş Koreografisi: Wei Tung / Oyuncular: Jackie Chan (Buck), Eric Tsang (Liu), Vivian Hsu (Yong), Min Jeong Kim (Carmen), Hsing Kuo Wu (Bay Zen), Alfred Cheung (Cheung) / 2001 Hong Kong yapımı, 87 dakika.
     
     Uzakdoğu’dan sonra kapağı attığı Hollywood’da da ünlenen dövüş ustası Jackie Chan, bu kez Kong yapımı bir macerayla karşımızda. Filmin bizler için özelliği ise önemli bölümünün ülkemizde çekilmiş olması. İstanbul’un tarihi güzelliklerle dolu büyüleyici atmosferinde çekilen Hong Kong sinemasının bu en pahalı yapımında Jackie Chan’i, filmin İngilizce adından anlaşılacağı üzere, zoraki bir casus rolünde izliyoruz.
     Chan’in canlandırdığı yetimhanede büyümüş Buck’ın, zorlu geçen çocukluk yıllarında kendini korumak amacıyla başladığı yakın dövüş sporlarına merakı zamanla onda bir tutku halini almıştır. İki mücevher hırsızının yakalanmasında polise yardımcı olan genç adamın gazetelerde boy boy fotoğraflarının yayınlanmasından sonra hayatı değişir. Buck’ın peşine düşen özel dedektif Liu, onun ölüm döşeğindeki Koreli müşterisinin oğlu olduğundan şüphelenmiştir. Bebekken yetimhaneye bıraktığı oğlunu son bir kez olsun görmeyi arzu eden yaşlı adamın muazzam servetine sahip olabilmek giriştiği oyunun bir parçası olarak yolu İstanbul’a düşen Buck’ı bu masallar kentinde sayısız sürpriz bekler. Kendisine miras kalan banka kasasından çıkan bir çanta dolusu parayla hiç bilmediği bir memlekette kafasında bir dolu soru işaretiyle kalakalan kahramanımız, kendini çantanın peşindeki karanlık tiplerle garip bir kovalamacanın ortasında bulur. Bu arada Buck’a babasının eski bir ajan olduğunu anlatan gazeteci Carmen ile Türkiye’de yaşayan gizemli Yong da işin içine karışır vs.
     Hong Kong film şenliğinde kurgu ve dövüş koreografisi dallarında ödül kazanmış olan bu yakın tarihli çalışma, Uzakdoğu sporlarına meraklı aksiyonsever izleyiciler için uygun bir seçenek olarak dikkat çekiyor.
     
Teoman mumyanın peşinde
     Genç bir ekibin sinemamız için yüksek sayılabilecek bir bütçeyle kotardığı film, Teoman ile Selami Şahin’in zıt ikiliyi oynadığı bir yerli güldürü / aksiyon denemesi.
     "Mumya Firarda" - Yönetmen: Erdal Murat Aktaş / Senaryo: Haluk Özenç / Görüntü: Hayk Krakosyan / Müzik: Genco Arı / Oyuncular: Teoman (Ahmet), Nurgül Yeşilçay (Fatima), Selami Şahin (Ekrem), Tarık Pabuççuoğlu (Cahit), Nurseli İdiz (Semra / Nurten), Maged El - Masri (Hasan), Fathy Abdelwahab (Megid), Nelly Karim (Dalia), İlhan Şeşen (Yahya), Dilek Türker (Ahmet’in annesi) / 2002 Türkiye - Mısır ortak yapımı, 105 dakika.
     
     Belgesel ve reklam filmciliğinden gelen Erdal Murat Aktaş’ın bu ilk uzun metraj çalışması, mumyaların 17. yy.’ın Avrupalı zenginleri tarafından unufak edilip çeşitli kimyasallarla karıştırılmak suretiyle afrodizyak bir macun olarak kullanıldığı söylencesinden yola çıkmış. İktidarsızlık sorunundan dertli mafya babası Cahit son bir ümit olarak bu rivayetin peşine takılır. Mısır’daki kazılar sırasında Cahit’in adamları tarafından çalınan firavun mumyası bir tabut içinde gizlice Türkiye’ye kaçırılır. Ancak mumyanın içinde bulunduğu tabut yanlış adrese teslim edilince işler sarpa sarar. Böylece İstanbul, Kapadokya, Kahire üçgeninde bir kovalamaca başlar.
     "Mumya Firarda" yüksek bir bütçe ve geniş yapım olanakları gerektirdiği için ülkemizde pek çekilmeyen aksiyon tarzında bir deneme. Bir Türk - Mısır ortak yapımı olarak sinemamız koşullarında yüksek sayılabilecek bir bütçeyle yola çıkmış, ancak bir ilk filmin acemiliklerini fazlasıyla taşıyor. Aksiyon sahneleri Hollywood’un popüler üstün yapımlarıyla kıyaslandığında kuşkusuz çok mütevazı, ne var ki asıl sorun senaryo ve diyaloglardaki yetersizliklerden, başıboş bırakılmışa benzeyen kurgu çalışmasından kaynaklanmış. Teoman hiç de inandırıcı çizilmemiş MİT ajanında donuk bir oyun sergilerken, Selami Şahin şarkıları, türküleri ve sempatisiyle durumu kurtarmaya çalışıyor.
     
     




 KÜLTÜR & SANAT


Sanatçıların denizi
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Türk toplumu hızla budalalaşıyor"
Türk reklamcılığının panoraması
Gördüğünüze inanır mısınız?
Melodik sihir
Boş yok! Seçenek yok! İş yok!
Sırılsıklam aşk ve ölüm
İyi ki doğdun ve yaşadın
"Bütünün içindedir insan"
New York’un ilk seks müzesi
Ayasofya’da yenileme çalışmaları
"Resimlerim şöminelik değildir"
Ipanemalı bir kız sevdim!
Tavizsiz melodi ustaları
Doğu’dan Batı’ya müzikalite
Selda geldi. Hoşgeldi!
Hadi bakalım Loona!..
Fütüristik kara film
Nurgül Yeşilçay’a zorlayıcı bir rol aranıyor
Spielberg uyarıyor
"Herkes aşkı yaşayamaz!"
Sadakatsiz Safiye
Hayat atölyesi
Durun bakalım!..
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet