
|

Kim demişti "Etrak bi - idrak; Türkler algılamasızdır" diye?
Başkan Bush’un iyice kararlı göründüğü Irak harekatı, bizde de seçim kampanyalarıyla ilgili haberlerin önüne geçmeye başladı.
Em. Büyükelçi Yalım Eralp, CNN Türk’teki "Manşet" programında:
- Türkiye’nin durumu çok zor, diyordu; sınır komşusu Irak’la, stratejik müttefiki ABD arasında iyice sıkıştı; tıpkı iki cami arasında kalmış bir "bi - namaz" gibi...
Kemal Derviş de, CNBC - e’deki "Soru Yağmuru" programında:
- Irak operasyonu, Türkiye için ek kaynak ihtiyacı doğuracaktır, diyordu.
Ve şimdiden gelecek yılı öngörme olanağının bulunmadığını söylüyordu.
***
Olaylara objektif bakabilecek düzeydeki çevrelerde, Irak operasyonunun Türkiye’ye pahalıya mal olacağı kaygıları yaygın görünüyor.
Bendenizin aklına takılan soru ise, biraz daha başka:
- Yönetenlere mi daha pahalıya mal olacak, yoksa yönetilenlere mi?
***
"Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için" sloganının arkasındaki gerçeklere bakmak; "sınıfı sınıfa düşürmek, milli birliği bozmak" türünden suçlamalarla yasaklı olduğundan, Türkiye’de genel bir saydamlık gelişmesi olamadı.
Sanırım Irak harekatı, biraz daha hızlandıracaktır Türkiye’de de saydamlaşmayı. Bu nedenle de "yönetenler"e daha pahalıya mal olacağa benzer...
***
Kuzey Irak’ta bir Kürt federasyonunun, resmi bir devlete dönüşmesine izin veremeyeceğimizi sık sık ilan ediyoruz.
Böyle bir girişime karşı, II. Mahmut’un, 1821’de Yunanlıların Mora başkaldırısını bastırmak için uyguladığı yöntemi uygulamayacağız herhalde...
II. Mahmut’un uyguladığı yöntem neydi?
Victor Hugo’nun, "Mavi gözlü Yunan çocuğu" adlı şiirinde, tablolaştırılarak anlatılmıştır bu yöntem...
***
Biz, "Türk’e Türk propagandası" yapıp durmaktan vazgeçip de; eksisi artısıyla objektif bir tarih değerlendirmesi açısından, II. Mahmut’un uyguladığı yöntemle sonuçlarını, yeterince analiz ettik mi?
***
Ne yaptık peki?
Victor Hugo’yu, Türk düşmanı ilan etmekle yetindik...
Bugün "yaşam kalitesi"nin evrensel merdiveninde, Yunanistan’ın 57 basamak altındaysak; nedenlerini ta 1821’e kadar uzanarak aramak gerekirdi...
Bizim egemenler ise, hamaset edebiyatına abanarak, oligarşik saltanatlarını sürdürmeyi yeğlediler.
Ve onların keyfini yelpazeleyen kalemler ihya edildi, "yazı"ya layık olmaya çalışmış realist kalemler ise imha edildi.
***
II. Mahmut’un, 1821’de Girit başkaldırısına uyguladığı yöntem, beklenen sonucu vermedi. Osmanlı egemenliğine karşı Yunanistan, bağımsızlığını kazanan ilk ülke oldu Balkanlar’da...
Yeniçeri’nin başarısızlığı da, 1826’da 140 bin kişilik Yeniçeri ordusunun katliamdan geçirilmesine neden oldu.
Ve bu olay iki sözcükle geçti resmi tarihlere, "vak’a - i hayriye; hayırlı vaka"...
O zamanki Şeyhülislam, "vak’a - i hayriye"yi onayladığı için de; ilk kez Kışla ile Cami’nin arası açılmaya başladı.
***
Osmanlı dönemindeki olayları eleştiren evrensel kalemler, Türk düşmanı olarak yansıtıldı içeriye; sonra da övünülüp duruldu, Osmanlı saltanatı yerine, Cumhuriyet’i kurduk, diye...
Acaba "etrak bi - idrak, yani Türkler algılamasızdır" diyen Osmanlı Enderun’u, pek mi Türk dostuydu?
Ya "Türk’e hak çeşme - i irfanı haram etmiştir" diyen Nef’i?
***
Oligarşik bir yapının egemenleri, içerde hamaset edebiyatına yumulur da; kendi öz gerçekleriyle - bilimsel bir düzeyde - yüz yüze gelmeye yan çizerse; bir Irak harekatı da kaygılandırmaya başlar egemen güçleri, bir Kıbrıs sorunu da, bir İstanbul depremi de...
***
4 Ekim 2003’te Türkiye’nin ne durumda olacağını kimse öngöremiyor...
Öngöremesin varsın!
Bir yıl sonrasını neden öngöremediğin ortaya çıktıkça, başlarsın öngörebilmek için neler yapmak gerektiğini anlamaya...
Türkiye şeffaflığa gitmek zorunda; gidiyor da...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|