05 Ekim 2002 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Ortalama 15 yılı aşmayan siyaset füzelenmesi

     İşte yine bir seçim kampanyası dönemindeyiz. Yalanın da, övünmenin de, abartmanın da, bini bir paraya...
     Nedense kimse, şimdiye dek Türkiye’de söylenmiş "siyasetçi yalanları" üstüne bir incelemeye girişmiyor. Belki de biraz bu neden ötürü, hep aynı vaatler, aynı hamaset klişeleri, aynı böbürlenmeler tekrarlanıp duruyor parti mitinglerinde.
     Seçim otobüsleri üstünde; kendisini angaje etmiş olan siyasal partiyle liderinin, coşkulu tanıtımlarını yaptığı için; lakabı, "siyaset cazgırı"na çıkmış, Erkal Zenger açıkladı; 3 - 5 saatlik bir parti mitingi 100 milyar liraya mal oluyormuş. 10 miting, 1 trilyon lira...
     Doğrusu çok pahalı bir sahne alma.
     Ne demişler; kazın geleceği yerden tavuk esirgenmez.
     ***
     1950 - 60 arasındaki seçim mitingleri...
     Görüntü bir çağdaşlığı, - tüketime dayalı bir yaşam biçiminde - yüzeysel bir "imaj" olarak benimsemiş olan Ankara oligarşisine karşı; Cami’ci bir eğilim gösteren halk muhalefetini, alabildiğine alevlendiren Menderes’in, kürsülerden söylediği nutuklar:
     - Siz isterseniz Hilafet’i bile getirebilirsiniz...
     Alkışlar, alkışlar, alkışlar...
     Ve CHP’nin ünlü Taksim mitinginde, o zamanki İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay’ın, alanı dolduran müthiş kalabalığı İnönü’ye göstererek:
     - İşte Paşam, İstanbul; demesi...
     Sonra da İnönü’nün iktidardan düşmesi...
     ***
     Milletvekilliği yapmışlar arasında, Meclis anılarını yazanlar da pek çıkmadı. Siyasal hayatın gerçek yüzü, ortaya hiç konmadı.
     Şayet konsaydı, kimbilir neler çıkardı su yüzüne...
     Örneğin Türkiye’de, ortalama olarak siyasal koltuklarda 15 yıldan fazla kalınamadığı çıkardı.
     Biliyorsunuz Atatürk, Cumhuriyet’in 15’inci yılında ayrıldı aramızdan... İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı ise 1938 - 1950 arası... Bayar’ın Cumhurbaşkanlığı 1950 - 60 arası...
     Bunu bakanlarla milletvekillerine doğru da genişletin...
     Göreceksiniz ki, ortalama 15 yıldır siyasal paye sahipliği...
     ***
     Medya da dahil, çeşitli alanlarda, vitrinlerde kalma süresi de ortalama 15 yıldır bizde.
     Bu süreyi aşmayı başaranlar, - silinip gitmişlerin oranına bakıldığında - sanıldığından çok daha azdır aslında.
     Kimse de merak etmez; kaybolup unutulmuş eski siyaset, yahut medya, yahut diplomasi, yahut "yönetim kurulu" yıldızlarının ne olduğunu.
     Oysa merak edilse; genç kuşaklar, kendilerini ne gibi zorlukların beklediğini bilerek başlarlar, ilgi duydukları alanlarda kürek çekmeye...
     ***
     Önümüzdeki seçimlerde adaylığını koymayan İstanbul milletvekili Bülent Akarcalı:
     - Çok az insan okumuştur Lozan Antlaşması’nı, diyordu.
     Gerçekten de, Sevr Anlaşması’yla Lozan Antlaşması’nı karşılaştırmış kaç siyasetçi vardır ki Türkiye’de?
     ***
     Sevr’in ilkeleri ABD Başkanı Wilson tarafından saptanmıştı.
     I. Dünya Savaşı yenilgisinden sonra, Washington denetimindeki bir yönetimden yana olanlar da vardı; ayrıca bir de "Amerikan yandaşları derneği" kurulmuştu... Onların hepsi "mandacılar" diye tu kaka edildi o zamanlar...
     Neredeyse günümüze kadar, Sevr’e karşı Lozan’ın övgüsü yapıldı durdu.
     Peki nasıl oldu da, ABD’nin stratejik bir müttefiki durumuna geldik?
     Bu tür konular hiçbir zaman, enine boyuna saydamlaştırılamadı Türkiye’de...
     ***
     Ressam Edip Hakkı:
     - Herkes kıçını uyduracak bir yer arıyor, derdi.
     Çünkü Türklerin baş özelliklerinden biri "mesleksiz" oluşlarıydı. Tıpkı, doğru dürüst bir siyasetçi profili çizen Ercan Karakaş’ın da, arada bir belirttiği gibi...
     Türkiye, Hazine’den geçinmeli değersiz "önemliler"in hegemonyası altında kaldı. Evrensel boyutta "değerler"in ortaya çıkmasına da, engel olundu; ya "özerk davranırlarsa" korkusuyla...
     ***
     2003 yılında çok şeyler değişecek Türkiye’de... Öyle beklenmedik sürprizler olacak ki, şaşkınlıktan çok kişinin ayakları ağzından çıkacak.
     Hele bakalım, bir başlasın şu Irak harekatı... Önümüze düşecek saçları bir görelim; ak mı, kara mı?
     Ve Türkiye de saydamlaştıkça, asla enseyi karartmayın. Unutmayın ki, çok yalanlar söylendi size...
     
     c.altan@prizma.net.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Kerkük, asıl mesele...

Çetin ALTAN
Ortalama 15 yılı aşmayan siyaset füzelenmesi

Melih AŞIK
Tahrikçi rahip...

Fikret BİLA
Çiller: AK Parti yerine seçim isterim

Hasan CEMAL
Ankara’nın Irak sıkıntısı nedir?

Güneri CIVAOĞLU
Kurbansız demokrasi

Can DÜNDAR
Şairin intiharı

Abbas GÜÇLÜ
Lefke Avrupa Üniversitesi

Sami KOHEN
DSP ile CHP arasında fark ne?

Hasan PULUR
Usumi de gitti...

Derya SAZAK
Seçim ve AB takvimi

Meral TAMER
Tatilden Koç’la dönüş

Tamer HEPER
Yönetici böyle bir şey!

Güngör URAS
Bizi AB’ye almayacaklar

M. Ali BİRAND
AKP ile tek sorun içki yasağı mı?

© 2002 Milliyet