
|

Tatilden Koç’la dönüş
Özaydınlı: "Peş peşe yaşanan krizler sonucu Türk iş dünyasında, yatırım yapacak yeterli sermaye birikimi kalmamıştır"
10 günlük tatil dönüşünde yazacağım ilk yazıyı hiç böyle hayal etmemiştim aslında. Sizlerle farklı bir kulvarda küçük bir ufuk turu yapma niyetindeydim.
Ancak Koç Holding’in CEO’su (bir numaralı profesyonel yöneticisi) Bülend Özaydınlı’yı önceki gün holdingin Nakkaştepe’deki merkezinde dinleyince iş değişti. Bence önemli bir konuşmaydı. Zaten dünkü gazetelerde de gayet geniş yer aldı.
Koç’un son yıllarda periyodik olarak düzenlediği basını ve kamuoyunu bilgilendirme toplantılarının en ilginciydi belki de. Özaydınlı 3 bölüme ayırdığı konuşmasında önce Türkiye’nin gündemi, ardından mevcut konjonktür içinde Koç’a göre fırsat ve çözüm önerileri, son olarak da Koç Topluluğu’ndaki önemli gelişmeler ve ana göstergeler hakkında bizleri bilgilendirdi.
Büyümenin maliyeti! Koç Topluluğu’nu 20 yıldır izlemeye çalışan bir gazeteci olarak Özaydınlı’nın bana göre en çarpıcı tespiti, büyüme - enflasyon ilişkisi üzerine üstteki tabloyu da önümüze koyarak yaptığı değerlendirmeydi. Zira Özaydınlı’nın çürüttüğü sav, yıllar boyu Koç Topluluğu’nun en üst düzeyinde bile maalesef yer yer pek revaçtaydı. Özaydınlı, çuvaldızı dolaylı olarak kendilerine de batırma pahasına net ve kesin konuştu:
"Türkiye’de bir dönem - hatta bazı çevrelerce hâlâ - yüksek enflasyonun, hızlı büyümenin sineye çekilmesi gereken maliyeti olduğu görüşü savunulmuştur. Ancak son 30 yılın rakamlarına baktığımızda bu iddianın doğru olmadığı görülmektedir: Büyümenin 10 yıllık ortalama olarak yılda % 4.8’le en yüksek olduğu 1970 - 79 arası yıllık enflasyon % 24’le en düşük seviyede gerçekleşmiş, 1980 - 89’da büyüme % 4.0’a gerilerken enflasyon % 50’ye yükselmiş, 1990 - 2001 arasında ise büyüme % 3.2’ye gerilerken, enflasyon % 75’e fırlamıştır."
Cironun % 34’ü dıştan Ekonomi gazetecisi olarak 10 - 15 yıldır iş dünyamızın önde gelenlerinden belki de en sık duyduğum cümle, büyüme için bir miktar enflasyona katlanmamız gerektiğiydi. Birkaç yıl öncesine kadar neredeyse tümüyle iç pazara odaklanmış bir Koç Topluluğu’ndan da farklı bir ses beklenemezdi zaten. Siyasilerimizin de çok işine geldi bu söylem. Ve hep birlikte bindik bir alamete (enflasyon), gittik kıyamete!
Özaydınlı’nın, "2002 ciromuzun % 34’ü yurt dışı gelirlerden sağlanacak" demesi de zaten, mecburiyetten kaynaklanan dönüşümü çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyordu. Koç Grubu’nun otomotiv ağırlıklı olmak üzere beyaz ve kahverengi eşya da dahil bu yılki ihracatının 2.5 milyar euroyu aşması bekleniyor. Başta Rusya’daki Migros’lar olmak üzere diğer yurtdışı faaliyetlerinden gelecek 570 milyon euroyu da eklerseniz 3.1 milyar euro gibi bir rakama ulaşıyorsunuz ki bu yıl için beklenen 9.2 milyar euroluk cironun yüzde 34’ü oluyor. (Ama ben yine de Koç Topluluğu’nun büyüme - enflasyon ilişkisindeki gerçeği telaffuz edebilmesi için bu ilişki ile göbek bağının zorunlu da olsa kopması gerekiyordu falan demiyorum!)
Sermaye kediye! Özaydınlı’nın önemli bir diğer tespiti ise, Türk iş dünyasında yatırım yapacak sermayenin kalmadığını açık yüreklilikle dile getirmesiydi. "Son yıllarda peş peşe yaşanan ekonomik krizler, birey olarak bizim kişisel birikimlerimizi nasıl yok ettiyse, şirketlerin birikimlerini de eritmiştir. Bugün artık Türk iş dünyasında yatırım yapacak yeterli sermaye kalmamıştır. Milli gelir ve gayri safi milli hasılanın artabilmesi, artık yabancı sermayeli yatırımlara bağlıdır."
Yabancı sermaye ise malumunuz ülkemize maalesef uğramamaktadır. YASED Genel Sekreteri Abdurrahman Arıman’ın bu yılın ilk 4 ayına ilişkin verdiği 75 milyon dolarlık doğrudan yabancı sermaye girişi rakamı, tüyler ürpertici olmakla kalmayıp aynı zamanda da fevkalade moral bozucudur. Dahası maalesef son 20 yılın en düşük 4 aylık verisidir.
DEVAMI YARIN
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|