06 Ekim 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Nurgül Yeşilçay’a zorlayıcı bir rol aranıyor

"Mumya Firarda"nın başrol oyuncusu Nurgül Yeşilçay, sinemamızın yeni yıldızlarından. Onunla kariyerinin başlangıcından bugüne üstlendiği tüm rolleri konuşup, Mısırlı Fatima’ya kadar geldik.

     ALİN TAŞÇIYAN

     Nurgül Yeşilçay ile "Mumya Firarda"nın galası öncesinde konuştuk. "Asmalı Konak"ın Kapadokya’daki setinden gala için gelmişti. Karşımızda makyajsız, yapmacıksız, kıpır kıpır bir genç kadın vardı. Sette Kapadokya’nın büyüleyici manzarasına bakarak yağlıboya resim yaptığını anlatan, ayrıca seramik, kâğıt hamurundan mask yapan, yontudan özellikle haz alan, sıkıldıkça evin duvarlarını, buzdolabını boyayan enerji dolu bir genç kadın...
     
     Oyunculuk kariyerine girişiniz ister istemez dizilerle oldu. Piyasa koşulları belli. Siz memnun musunuz bu girişten?
     "İkinci Bahar", evet, diziydi ama sinemacıların çalıştığı bir dizi olduğu için şanslı buluyorum kendimi. Gülsüm başına buyruk bir kızdı. Gecekondu kızıydı ve oradan kurtulmak istiyordu. Haklı tarafları da vardı.Yaşıtı kızlar özel arabayla giderken neden kendisi itiş tepiş otobüslerde gidiyor diye düşünüyordu. O yüzden zengin sevgili peşinde bir kızdı. Onu elde etmek için elinden ne gelirse yapıyordu. Biraz kurnaz... Köylü kurnazlığı dediğimiz şeyden. Ama bir değişim, dönüşüm yaşadıktan sonra ayakları yere basan bir kız oldu.
     
     Gülsüm, tercih edip istediğiniz bir rol muydu, yoksa teklif edilince değerlendirdiğiniz bir rol mü?
     Teklif edilince değerlendirdiğim bir rol. Çünkü o zamanlar tercih edecek bir durumda değildim. Tercih etmememi gerektirecek bir durum da yoktu zaten. Öyle bir iş vardı ve ben de girdim cast’ına, oldu. Olduktan sonra kavramaya başladım. Kamera oyunculuğunu bilmiyordum, tiyatro okumuşum. Kendi paramı kendim kazanayım, kaç yaşıma gelmişim diye girdim bu işe. Karşımda oynayanlar Türkan Şoray, Şener Şen; Uğur Yücel yönetecek, Yavuz Turgul da yapımcı. Çok heyecan verici bir şeydi, iyi olacağını düşünüyordum. O anda olayı kavrayamadım. Ama sonradan sevdim.
     
     Sonraki rollerin seçimi nasıl oldu?
     Sonraki rolleri ben tercih ettim. Bana hep "İkinci Baharödaki Gülsüm gibi roller geliyordu, ben de istemiyordum. Ondan sonra "90 - 60 - 90" oldu. Oradaki kız daha psikopattı. Ama senaryosu zayıftı. Zaten birkaç bölüm sonra kaldırıldı. Ama oradaki rolümde çok eğleniyordum. Daha psikopat, daha inişli çıkışlıydı. "Asmalı Konak"ı da ben tercih ettim.
     
     Neden?
     Bana çok benziyordu. Bu kadar benzeyen bir kızı bir daha bulamayacağımı düşündüm. Ekibi de çok sevdim. Çağan’ın (Irmak) daha önce yaptığı işleri de biliyordum. Çağan’a güveniyordum, Mahinur’u biliyordum.
     
     Sinema filmlerine gelelim.
     "Şellale"yi kabul ediş nedenim Semir Aslanyürek. Senaryoyu okudum, çok güzeldi. Sonra Semir Hoca ile tanıştım. Semir Hoca tuhaf bir insan. Farklı bir elektriği var. Ona bir anda güveniyorsunuz. Çok güzel bir iş çıkacakmış hissine kapıldım. Oyuncu seçimi de çok doğruydu: Hülya Koçyiğit, Tuncel Kurtiz... Film beklenen başarıyı göstermedi, benim rolüm adına... Kesilmelerden sonra geriye sadece koşturup bir tarafını açan bir kız kalmış gibi geldi bana. Nedeni bağlanmamış gibi geldi.
     
     "Mumya Firarda" projesinde sizi çeken neydi?
     Aslında rol olarak silik bir rol. Filmin komedisinde yok, aksiyonunda yok, sadece aşkında var. Beni çeken yanı bir Arap kızını oynamak ve Arapça öğrenme gereğiydi. Farklı kültürden birini canlandırıyor olmaktı.
     
     Nasıl hazırlandınız role? Arap aksanı var ama "lakinöden başka Arapça sözcük duyamıyoruz...
     Annesi Türk olduğu için Türkçe’yi çok iyi konuşuyor. Sadece araya "lakin" gibi ortak kullanılan sözcüklerden koydum. Öyle konuştum. Arapça dersi aldım. Mısır’a gittik filmin öncesinde.
     
     Farklı kültürden geldiğini söylüyorsunuz ama filmde bu farkı göremedik. Senaryoda var mıydı?
     Senaryoda yoktu...
     
     Filmde de yok. Mısır burjuvazisiyle Türk burjuvazisi arasında fazla bir fark bulunmadığı için bir kültür farkı gözlemleyemedik. Filmde sizi zorlayacak bir şey de görmedim, sizin için ‘kolay’ bir rol, öyle değil mi?
     Evet, kolay bir rol. Sonraki seçimlerimde daha dikkatli olmaya çalışacağım. O kadar az iyi rol var ki! Bir sürü teklif geliyor ama yok, yok! Bir sürü aksaklık var. İyi bir şey yapayım diyorum... Ne yapacaksınız, hiçbir şey yapmayacak mısınız? Soğumak da istemiyorum...
     
     Tiyatroya dönmek istiyor musunuz?
     İstiyorum, ama öyle herhangi bir projede de yer almak istemiyorum. Zuhal Olcay ve Haluk Bilginer ile çalışmak isterdim. Onlara ilettim bu düşüncemi, ama onlar da iki kişiyle çalıştıkları için, bakalım olacak mı?
     
     Oyunculuk eğitimi alırken idealleriniz nelerdi? O zaman sinema var mıydı aklınızda?
     Sinema severdim ama... Tiyatro bölümüne girdiğinizde kamera oyunculuğu öcüymüş gibi davranılır. "O başka bir şeydir, o starlıktır" denir. Sanki oyunculuk değilmiş, tiyatro uhrevi bir şeymiş gibi davranılır. Aslında ikisinin de kendine özgü tarzları, zevk alma biçimleri var. Anlatım biçimleri farklı. Bence ikisi de zevkli. O yüzden sinemayı düşünemiyorsun okuldayken. Ama herkesin içinde de vardır "olsun" diye.
     
     Önünüze oyuncu olarak bir hedef koydunuz mu? Yapmayı planladığınız şeyler var mı?
     Tiyatro yapmam şart oldu. Doldum artık! Seneye herhalde yapacağım. Ya birkaç arkadaş grup kuracağız ya da iyi bir tiyatroya girip oynamam lazım. Yoksa paslanacağım. O ayrı bir zevk. Sıkıldım biraz da...
     Shakespeare’i severim. Bir gün Lady Macbeth’i oynamak isterim. Şimdi performans ağırlıklı oyunları seviyorum, çünkü gencim, dinamiğim. Neden kendim dışında bir oyun oynayayım ki? Ben neysem onu oynamak isterim. Sinemada da "Piyanist" (Michael Haneke) gibi, oyunculuğu çok zorlayan, duygu inişi çıkışı olan ve çok dar bir karakter yaratabileceğim roller isterdim. O filmi çok beğeniyorum. Mesela "Karanlıkta Dans" (Lars von Trier), "Mulholland Çıkmazı" (David Lynch). Öyle anlaşılmaz filmleri de seviyorum. Onlara anlaşılmaz denir ya!
     




 KÜLTÜR & SANAT


Sanatçıların denizi
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Türk toplumu hızla budalalaşıyor"
Türk reklamcılığının panoraması
Gördüğünüze inanır mısınız?
Melodik sihir
Boş yok! Seçenek yok! İş yok!
Sırılsıklam aşk ve ölüm
İyi ki doğdun ve yaşadın
"Bütünün içindedir insan"
New York’un ilk seks müzesi
Ayasofya’da yenileme çalışmaları
"Resimlerim şöminelik değildir"
Ipanemalı bir kız sevdim!
Tavizsiz melodi ustaları
Doğu’dan Batı’ya müzikalite
Selda geldi. Hoşgeldi!
Hadi bakalım Loona!..
Fütüristik kara film
Nurgül Yeşilçay’a zorlayıcı bir rol aranıyor
Spielberg uyarıyor
"Herkes aşkı yaşayamaz!"
Sadakatsiz Safiye
Hayat atölyesi
Durun bakalım!..
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet