06 Ekim 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Hayat atölyesi

     MURATHAN MUNGAN

"Cıtlak Taze Ben Fıstık"
     Geçenlerde aniden Antep’e gittim. Özel bir nedenleydi ama bu arada bir bölük okurun bekletmekle sabrını taşırdığımı fark ettiğim "995 km" adlı romanım için de bilgi ve gözlem tazeledim. Kitabımla ilgili çeşitli mekânları yeniden dolaştım. Tahmis Kahvesi’nin çıkma katında oturdum yeniden. Eski defterlerimde yer alan önceki gelişlerimin notlarına bakmaksızın, her şeyi ilk kez görüyormuş gibi yeniden not aldım. Bu kitabın Ape Musa’ya bir tür gönül borcu olduğunu hiç çıkarmıyorum aklımdan; bu yüzden iyi olsun istiyorum, çok iyi. Bunca gecikmesi biraz da bu yüzden...
     Garsona kahvenin karşısına düşen yerde nedense başka şeyler hatırladığımı söylediğimde, yanıldığımı buraların hep aynı olduğunu söyledi. Kaç yıldır burada çalışıyormuş. Az sonra menengiç kahvemi getirirken, azıcık mahçup bir ifadeyle, "Haklısınız," dedi. "Eskiden karşıda küçük dükkanlar vardı, yıkıp otopark yaptılar".
     Edebiyat hep haklıdır. Gerçekliği yalnızca anlatmak için değil, dönüştürmek için de iyi tanır. Dille oynamak için, dili iyi bilmesi gerektiği gibi.
     "995 kmöde işlediği cinayetten sonra kaçan tetikçi Gaziantep’e geçer. Bu romanın ana hatları oluştuğundan beri, Gaziantep’e bu üçüncü gidişim... Her seferinde gözlemlerim zenginleşiyor, ayrıntılar çoğalıyor. Bir kendi gözlerimle görüyorum şehri, bir katilin gözleriyle...
     
* * *

     Ne zaman Antep’e gitsem, yanımda iki kişiyi daha götürürüm. Bu sefer de öyle oldu. Onat Kutlar ile Ülkü Tamer gene benimleydiler. "İshak" adlı tek öykü kitabıyla öykücülüğümüzde kendine özel bir yer açan Onat Kutlar ile Ülkü Tamer’in nice yazısının yanı sıra "Alleben"i anarım. Birlikte dolaşırız. Edebiyatın kurduğu akrabalık, kanbağından çok daha güçlü ve gerçek bağlar yaratabiliyor insanlar arasında. Bir yazar, bir şair, bir şehrin yerine geçebiliyor.
     Eski Antep evlerinin bulunduğu mahallenin dar sokaklarında gezerken benim olmayan hatıraların hüznünü duydum. Uzun ahşap direkleri Hac yeşili boyanmış Kaleli Kahve’de oturdum pazar günü. Öğleden sonrasının tembel huzuru vardı havada. Ancak yaşlı insanların arasında rahat eden romanımdaki katilin duygularını anlamaya çalıştım.
     Ara Güler buranın fotoğrafını çekmiş midir hiç? Birden o burayı görsün istedim. Bir mekân kimi zaman başkalarının gözlerini de çağrıştırır size. Kendi gördüğünüzle yetinmezsiniz.
     Bir akşam okurlarımla Ekin Kültür Kafe’de oturduk. Önceki gidişlerimden birinde orada bir söyleşi yapmıştım. "Mahmud ile Yezida"yı oynayan ortaokul ögrencileri gelmişler, ışıyan gözleriyle sıra sıra karşıma dizilmişlerdi. Bakıyorum asmalar büyümüş. Ekin Kültür’ün sahibesiyle konuşuyoruz; çocuklarının doğduğu yılmış gittiğim, kitabımı öyle imzalamışım.
     Gaziler Caddesi’nde 29 Ekim BarKafe’nin sahibi çeviriyor önümü. Çok hoş eski bir Antep evi. Gene böyle avlusunda oturmuştuk. Caddenin görüntüsü hızla değişiyor. Açılış hazırlığında olan Öteki Sanat Evi’ni gezdiriyorlar. Resim ve yontu atölyesi, küçük bir film gösterim salonu, kitaplık; inşaat tamamlanmak üzere; yan sokağı da sıra sıra kitapçı yapmayı düşünüyorlarmış.
     Eski Antep evleri bar, kafe, yerel yemekler sunan mönüsüyle restaurant haline getiriliyor. Daha önceki gidişlerimde olmayan yerler görüyorum. Akşam yeni açıldığı söylenen Çınar’da yemek yedim. Eski bir Antep konağı. Geniş avlusuna masalar yerleştirilmiş. Huzurlu, sakin bir havası var. Benim gibi bir vejateryen için, hemen her şeyin etle yapıldığı Antep mutfağı pek uygun değil; mezelerle yetiniyorum. Doğuda geçmişin mirasının yaşaması büyük ölçüde turizme bağlı. Yerli halktan kimi bilinçli olarak farkında bunun, kimi içgüdüsel olarak uyanmış durumda.
     Antep’te zahter salatası harika; sonra pımpırık adını verdikleri semizotu, domates, soğan ve nar ekşisiyle yapılan salata çok güzel. Yaz olduğu için daha az yağlı yapılan muhammara harika. Son gün Mazıcıoğlu’nda yiyorum.
     Antep’te dükkânlara bakacak olursanız, sabah akşam bütün Antep’in tatlıyla beslendiğini düşünürsünüz. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar çok tatlıcı dükkânını yan yana göremezsiniz. Bildiğiniz gibi Antep bir fıstık cenneti. Yemiş halinde, yaş kabuklarıyla duran fıstık torbalarının üzerine böyle yazıyordu: "Cıtlak Taze Ben Fıstık". O kadar hoşuma gitti ki, ne anlama geldiğini sormadım bile. Size nasıl geliyorsa öyledir.
     Son gün hava alanına geldiğimde, bir tur otobüsünden salkım saçak insanlar inip uzun bir kuyruk oluşturdular. Az sonra neredeyse ağlayacaktım. Beni gören hemen herkes çantasından "Paranın Cinleri"ni çıkartıp imzalamam için bana uzatmaya başladı. Fest Tur’un Mardin, Hasankeyf, Halfeti gezisinden dönen bir grupmuş meğer. Beni okuyarak Mardin’i gezmişler. Elbette bu iki taraf için de çok hoş bir raslantıydı. Birden bu kitabı yazdığım için kendimle gurur duydum. Bu vesileyle, bana şehirleri sevdiren edebiyat ustalarına borcumu bir parça olsun ödemiş olduğumu düşündüm.
     
KİTAP OKURKEN BAŞINIZA GELEBİLECEK EN KÖTÜ ŞEYLERDEN BİRİ
     Elimdeki polisiye kitabı dönerken uçakta bitiririm sandım. Tam elli sayfam kalmıştı. Aman inerken unutmayayım, dedim. Eve girer, soyunur dökünür, ılık bir duş alır, beni özlemiş olan evimin efendisi Pişo’yla azıcık oynaşır, sonra yatağıma girer, o son elli sayfayı tadını çıkara çıkara okur, öyle uyurum, dedim. Kitabı takside unutmuşum! Üstelik bir şey unutmayayım, diye her seferinde dönüp bakma alışkanlığım olduğu halde. Bir de aklım sıra, tam da arkasından garip sesler duyulan kilitli kapıyı kırıp açmak üzerelerken, en heyecanlı yerinde bırakmıştım kitabı. Hırsımdan uyuyamadım!
     Ertesi sabah ilk işim gidip kitaptan bir tane daha almak oldu. Umarım taksi şoförü bu sayede Henning Mankell meraklısı biri olup çıkar. Kitabın adı: "Yanlış Yol". Soluk soluğa okunuyor. İsveç’in yeni yıldızı Mankell’in ayrıca "Ölümün Karanlık Yüzü", "Beyaz Aslan" diye iki romanı daha var dilimizde. İsveç polisiyelerine bayılırım. Bu zevki bana Aydın Arıt’ın güzel Türkçesiyle çevrilen ve hiç ara vermeden altı cildini arka arkaya okuduğum Martin Beck dizisi kazandırmıştır. Maj Sjöwall ile Per Wahlöö’nün birlikte yazdıkları bu dizinin Sjöwall’ın ölümüyle yarım kaldığını öğrendiğimde hüzünlenmiştim. Bence Doğan Kitap, daha önce Milliyet Yayınları’ndan çıkan bu o diziyi yeniden kazandırmalı bize. Üstelik taşınmalarımın birinde elden çıkarmışım o kitapları. Bazen özlüyorum.
     
TAMAM AKSİYON FİLMLERİNDE MANTIK ARAYAMACAĞIZ AMA HİÇ Mİ ARAMAYACAĞIZ?
     Aksiyon filmlerini severim. "B Movie" dedikleri, düşük bütçeyle kotarılmış, ikinci sınıf "castingöle çekilmiş türünü bile... Patlıcanın da vücuda hiçbir yararı yokmuş ama içinde patlıcan olan her şeyi seviyorum gibi bir şey bu benim için.
     Tahmin edersiniz, Ben Affleck ve Morgan Freeman hatırına o manasız filme gittim. Yanımda arkadaşım Dedebilal olmazsa çoktan çıkmıştım filmden. Vin Diesel hatırına da bol "xxxöli, "snowboardölu filme. Bu çeşit filmleri kendi mantığımla değil, filmin kendi mantığıyla seyretmek gerektiğini bilirim. Ama filmin kendi kurduğu mantık içinde bile tutarlı kalamaması; hatalar, boşluklar saçmalıklar içermesi haliyle beni filmden koparır. Arkasını getiremeyecekleri numaralara kalkışıp, beceremeyince bin yıllık ucuz klişelere sığınan senaristlere tadımı kaçırdıkları için söylenir dururum.
     Sahi hiç mi mantık aramayacağız?
     
BİR DANS BÜYÜCÜSÜ PİNA BAUSCH’UN ADIMLARIYLA İSTANBUL
     Modern dans tiyatrosunun uluslarası önemli adlarından biri olan ünlü Alman koreograf Pina Bausch’un daha önce büyük bir keyifle izlediğim Hong - Kong’u konu alan "Cam Temizleyicisi" ve Lizbon’u konu alan "Masurca Fogo" üzerine yaptığı gösterilerinden sonra, şimdi de "Istanbul" üzerine bir oyun yapacağını duymak beni çok heyecanlandırdı. Istanbul Kültür ve Sanat Vakfı’ndan arkadaşım Koza’yı aradım hemen. Şaşırdığım ilk şey, bu proje için mali destek bulmak konusunda çektikleri sıkıntıları duymak oldu. Gerçekten inanılır gibi değil, Pina Bausch’un Istanbul’la ilgili bir projesi için değil sıkıntı çekmek, resmi, tüzel, özel kuruluşların para akıtması gerekir. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı ile Tanztheater Wuppertal’ın işbirliğiyle kotarılacak olan bu oyun için umalım ki, mali kaynak engelleri kısa sürede aşılır ve biz 2003 İstanbul Tiyatro Festivali’nde Pina Bausch’un büyülü adımlarıyla adımlanmış bir Istanbul izlemek zevkine erişiriz.
     Pina Bausch, dans tiyatrosu çalışmalarına 1973 yılında, Ruhr bölgesinde küçük bir kasaba görünümünde olduğu halde önemli bir kültür ve sanat merkezi olan Wuppertal’de başlar. İngiltere ve Amerika tarafından 80’lerde keşfedilir. 1987’de "Cafe Müller" adlı ünlü çalışması İngiltere’de Susan Sontag’ın "A Prime for Pina" başlıklı açıklayıcı sunuşuyla tanıtılır. Ünlü İngiliz kuramcısı Elizabeth Wright "Postmodern Brecht" kitabında, "Bausch’un çalışmaları, Brecht’in yüksek anlatı tiyatrosuyla, bütün anlatı biçimlerini terk eden deneysel tiyatrolar arasında bir geçiş bölgesi olabilecek niteliktedir," diye konumlar. Norbert Servos ise Bausch’un yaptıklarını "Deneyim Tiyatrosu" olarak adlandırır.
     Brecht’ten yararlandığı gibi, onunla çelişir de Bausch. En azından yeniden çözümlemeye maruz bıraktığı "beden"i, kimlik göstergelerini ve yabancılaştırma etkisini alabildiğine serbest kullanış biçimiyle... Bu nedenle Wright, sözkonusu kitabında Pina Bausch, Robert Wilson ve Heiner Müller gibi sanatçı ve yazarların Brecht’in yanılsamayla gerçeklik arasında yaptığı ayrımı yapısızlaştırdığından söz eder. Yanılsama ve gerçeklik’in postmodern söylem öncesi mutlak değerlerini, aralarında kurulan karşıtlık ilişkisini, birbirlerinin doğru’su ve yanlış’ı olma halini geçersizleştiren, yanılsamayı gerçekliğin hallerinden yalnızca biri kılan alana atılmış dans adımlarıdır Pina Bausch’unkiler. Bu yüzden ayrıca çok önemlidirler. Onun dans macerası, postmodern yönelimlerin, yapıkırıcı deneylerin yoğunluk kazandığı bir döneme denk gelmiş, dahası alanında o dönemi belirleyen önemli figürlerden bir olmayı başarmıştır. Bir gösterim aracı olarak "beden"i bize her seferinde yeniden yapılandırarak sunar. Sahne üzerinde devinen beden, aynı zamanda kendinden başka bir şeydir. Kendini işaret eden bir göstergedir. Bu da seyredeni, kendi bedeniyle farklı bir ilişkiye çağıran yeni düşünceler, yeni yaklaşımlar esinler. Bize hepimizin tek tek toplumsal sisteme kazılı işaretler olduğumuzu hatırlatır. Her anlamıyla devrimci bir tiyatrodur yaptığı.
     "Istanbul"u bekliyoruz gözlerimiz açık.
     
SONTAG DEMİŞKEN "DEFTERLER"
     Pina Bausch üzerine söyledikleriyle Susan Sontag demişken, hem yeni çıkan romanı "Amerika’da"yı anmak isterim burada, hem de Albert Camus’nün "Defterler"i üzerine yazdığı, Metis Yayınları’nın "Sanatçı: Örnek Bir Çilekeş" başlığıyla yayımladığı seçkide yer alan o nefis metni hatırlayarak Camus’nün "Defterler"inin İthaki tarafından yayımlanmaya başladığını duyurmak isterim. İşin "Amerika" adıyla ilgili hoş yanı "Defterler"in "Amerika Günlükleri" diye bilinen bölümü daha önce iki ayrı çeviriyle yayımlanmıştı. Belli ki, İthaki Defterler’in tümünü yayımlayacak.
     
KİTAP KAPAĞIYLA KURUMSAL KİMLİK
     Ahmet Ümit’in "Sis ve Gece" ve özellikle "Şeytan Ayrıntıda Gizlidir" kitaplarına yapılan kapakları başarılı buldum. Kapak ve kitap tasarımını gerçekleştiren DPN Design’ı kutlarım. Daha kapaktan, ilk bakışta kitabın türünü onaylamış oluyor. Polisiyenin ruhuna uygun koyulukta bir mavi zemin üzerine portakal rengi "Ahmet Ümit" yazısı, yazara ilk kez kurumsal bir kimlik kazandırmış. Kitapları arasında bir akrabalık ve süreklilik duygusu yaratmış. Ön kapaktan başlayıp sırta dönen küçük kutu hoş bir vurgu getirmiş.
     
     Yazara e-mail


 KÜLTÜR & SANAT


Sanatçıların denizi
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Türk toplumu hızla budalalaşıyor"
Türk reklamcılığının panoraması
Gördüğünüze inanır mısınız?
Melodik sihir
Boş yok! Seçenek yok! İş yok!
Sırılsıklam aşk ve ölüm
İyi ki doğdun ve yaşadın
"Bütünün içindedir insan"
New York’un ilk seks müzesi
Ayasofya’da yenileme çalışmaları
"Resimlerim şöminelik değildir"
Ipanemalı bir kız sevdim!
Tavizsiz melodi ustaları
Doğu’dan Batı’ya müzikalite
Selda geldi. Hoşgeldi!
Hadi bakalım Loona!..
Fütüristik kara film
Nurgül Yeşilçay’a zorlayıcı bir rol aranıyor
Spielberg uyarıyor
"Herkes aşkı yaşayamaz!"
Sadakatsiz Safiye
Hayat atölyesi
Durun bakalım!..
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet