
|

Kabaramazsın kel Fatma, annen güzel sen çirkin...
Dünkü Radikal’in manşeti şöyleydi: "Türkiye’ye tarih yok, taraflar anlaşmasa da Kıbrıs AB’ye alınacak - Avrupa Türkiye’yi dışlıyor"
Cumhuriyet’in manşeti de şöyle:
"Ankara’da Irak alarmı"
Böyle durumlarda hamasi bir dörtlük yazma gereği vardır; yazmaya çalışalım:
Bir bela gibi dünya dikilse karşımıza;
Damarlarımızdaki asil kan yeter bize.
Bir kez şöyle baksınlar İstiklal Marşımıza,
Süngünle devleş birden, getir dünyayı dize.
***
Napoleon’a sormuşlar:
-Savaş nedir?
- Para, para, para demiş.
Halt etmiş.
Bir Irak harekatı Türkiye’nin halen 200 milyar dolar olan toplam borcunu, 400 milyar dolara çıkarsa dahi, biz buna aldırır mıyız?
Bizim her iflası zafer gibi gösteren ozanlarımız vardır; bizim, kimsenin pek de okumadığı Lozan’larımız vardır.
Başkan Bush için Irak, bir değişik nargile; şimdiden fokurtusunu hepimiz duysak bile; biz çoktan almışızdır tömbeki kınasını. Saddam maddam vız gelir, hepsinin bir pula satarız anasını...
***
Siyasal bir lidere sormuşlar:
- Krizlerle geçen 2002 yılından sonra, gelmekte olan 2003 yılı için ne düşünüyorsunuz?
Siyasal lider:
- 2002’nin iktidarı cevizciye benziyordu demiş; 2003’ün iktidarı kavuncuya benzeyecek.
Ve şu fıkrayı anlatmış:
- Bir Osmanlı paşası, konağının önünden aşırı bağırarak geçen bir ceviz satıcısına kızmış ve adamlarına emretmiş:
"- Şunun cevizlerini kıçına sokun..."
Paşanın adamları, emri yerine getirirlerken, cevizci gülüp duruyormuş.
"- Ne gülüyorsun ulan, demişler?"
Cevizci:
"- Gülüyorum, demiş, çünkü arkadan kavuncu geliyor..."
***
Bir Amerikan bulmacası vardır:
- İçinden alındıkça büyüyen şey nedir?
Yanıt:
- Çukur...
Bunun bir başka yanıtı daha var bizde:
- Hazine borçları...
***
Bekir Coşkun yazıyordu. Siyasal liderlerden biri, "Biz iktidara gelirsek; her mahallede yüz trilyoner olacak" diyormuş.
Vaktiyle "Sezar’laşma" hastalığına tutulmuş bir megaloman:
- Ben, diyormuş, Ankara’da öylesine büyük, öylesine büyük bir ev yaptırdım ki; geçen yıl damına çıkan ustaların elinden kayan keser, hâlâ düşüyor, henüz yere varmadı.
Bunu dinleyen biri:
- Ya, demiş, ben de bir hıyar büyütmeye başladım, büyüttüm, büyüttüm, büyüttüm, kökü İstanbul’da olduğu halde, ucu Eskişehir’i geçti...
Ankara’nın megalosu:
- Yok yahu, o kadar büyük hıyar olur mu, demiş.
- Olur, olur; şayet keseri düşürmezsen, büyüye büyüye ucu bilemiyorum nerene girecek?
***
- O kadar alışkanlıktan sonra, birden bırakınca, başına vurdu. Gayet sinirli. Ne söylediğini biliyor, ne yaptığını...
- Sigarayı mı bıraktı?
- Hayır iktidarı...
***
Nasreddin Hoca’ya sormuşlar:
- Bir insan neden atılır siyasete?
- Millete yararlı olmak için...
- Peki, neyle sürdürür yaşamını?
- Milletten yararlanarak...
- Ama bu tür ayak oyunlarıyla, sonunda herkes birden yemiyor mu kazığı?
- Yiyor; başka türlü "biz bize benzeriz" ilkesine sadık kalınamıyor çünkü...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|