10 Ekim 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




‘Stadyumda melek olmak zorunda değiliz’

Futbol yorumcusu Feryal Pere: "Fenerbahçeli bir futbolcu tekme yediğinde oğluma yapılmış gibi hissediyorum. Ama başka takım olduğunda ‘Oh olsun’ diyorum bazen"

     Ahmet Tulgar

     Feryal Pere, Türkiye futbol kamuoyunda giderek belirginleşen kadın katılımının öncülerinden. Onu Radikal’deki futbol yorumlarından ya da Supersport’ta yaptığı futbol programından tanıyor olabilirsiniz. Belki de zaten Fenerbahçelisinizdir ve onu tribünden tanıyorsunuzdur. İşte o "hanım hanımcık" denilen kadın talimatnamesine uyamayan taraftar Pere’dir.
     Feryal Pere’nin yorumları da kadınlardaki bu yeni merakı fark eden yöneticilerin kadın gazetecilerden bekledikleriyle sınırlanacak gibi değil. O akılcı analizler yapıyor, sistem önerilerinde bulunuyor. Ama bütün bunları kadınlara has bir sevgi-şefkat karışımıyla ifade ediyor.
     
Bir kadın futbol izleyicisi-yorumcusu olarak acaba kadınların oynadığı futbolu daha mı severek, keyif alarak izlerdiniz?
     Şimdi bir örnek vereyim: Yunanistan’da da mesela sirtaki erkeklere yakışan bir oyundur. Bizim zeybek gibi. Ben açıkçası bir erkeğin sirtaki ya da zeybek oynayışını seyretmekten büyük keyif alırım. O kolların açılması filan, işte aynı böyle bir şey: Futbol da bir erkek oyunu. Basketbol, voleybol başka ama kadın futbol takımları benim hiç ilgimi çekmiyor. Kadın futbolu aynı PAF takımı maçları gibi gerçek maçlardan önce belki biraz seyredilebilir ama o kadar.
     
     "Biz erkek taraftarların umurunda değiliz"
Futbol yıllar boyu erkeklere ait bir dünyaydı. Heidegger’in deyişiyle: Bir erkek platformu. Erkekler kadınlardan uzakta bir yerde tadını çıkarıyorlardı. Şimdi futbol ortamlarına kadın katılımı artıyor. Deplasmanlara giderken ya da tribünde erkek şovenizminin izlerine hâlâ rastlıyor musunuz?
     Bir miktar rastlıyorum. Ama nasıl tüfek icat olunca mertlik bozulduysa, futbolda da mertlik televizyonla bozuldu. Televizyonla birlikte kadınların ilgisi arttı. Artık bu süreç geriye döndürülemez. Futbol endüstrisi de bunun farkında. Futbolun töreni, şovu giderek önem kazanıyor. Futbol eskisine oranla daha süslü püslü. Bir de futbolcular artık o kadar iyi para kazanıyor ki, erkek çocuklar için bir gelecek, bir kariyer imkanına dönüştü. Annelik içgüdüsüyle çocuklu kadınlar bu açıdan da ilgili artık futbol ile.
     
Peki, kadınların hazır bulunması erkek taraftarların tribündeki hal ve tavırlarına çekidüzen vermelerine neden oluyor mu?
     Umurlarında değiliz. Çok da hak veriyorum onlara. Hakemin bir yanlış kararında mesela ben çok üzülüyorum onları frenlerim diye. "Ben yokum burada" diyorum. Tabii onlar gibi bağıramıyorum. En fazla "Bence de" diyorum. Ama zaten tribünde hanım hanımcık birinin oturuyor olması da son derece rahatsız edici. Sloganımız şu: "Burası sinema, tiyatro değil".
     
     "Fenerbahçe sevilmesi çok kolay bir şeydir"
Kadınlarda şefkat duyguları ağır basar. Sahada bir sakatlanma, sert bir hareket olduğu zaman kadınların tavrı farklı mı?
     Tabii, gözümden yaş bile geldiği olur. Bazen sahadaki sert bir hareket sırasında şöyle bir ses duyuluyor tribünde: "Ay, canım, canım, kıyamam sana". Oğluma tekme atılmış gibi hissediyorum bir Fenerbahçeli futbolcuya tekme atıldığı zaman. Elbette bu anne anne sesler bazen karşı takımın oyuncusu için de çıkıyor. Onlar için de üzülüyorum ama her zaman o kadar da değil. Çünkü ne de olsa bu futbol yani. Stadyumda da melek olmak zorunda değiliz. Orası bizim kendimizi çok rahat bıraktığımız bir yer. "Oh olsun" dediğimi de hatırlıyorum yani. Hatta çok fazla.
     
Kadınlar sadakat konusunda erkeklere göre daha sağlamdır. Sizin için bir erkekte takımına sadakat, bağlılık, iyi taraftarlık bir erdem midir? Tam da Fenerbahçe’nin yıllardır süren bu sorunlu döneminde soruyorum.
     Tabii ki. Ben takımını değiştiren iki kişiyi hayatımdan sildim. Bence takımından vazgeçen bir insan; erkek olsun, kadın olsun, her şeyden vazgeçer. Takımına bağlı kalmayana güvenmem. İnsan yurtdışına gidebilir, memleketinden vazgeçer ama takımını bırakmaz. Bırakmaması lazım. Bu ona yapışmış bir şeydir. "Fenerbahçe’nin sorunlu dönemi" lafına gelince: Ben kaç yaşına geldim, bizim takımın bize rahat bir nefes aldırdığı bir dönemi hatırlamıyorum ki. Böyle bir şey söz konusu değil. Ama şimdi taraftarda yeni bir eğilim belirdi ve ben de bunun içinde erimekten çok mutluyum: Takım kötüledikçe, yönetim problemleri arttıkça, ortalıkta kıyamet koptukça, biz daha çok sever bir hale geldik takımımızı. "Kazandıkça coşkumuz, kaybettikçe desteğimiz artacak" diyoruz.
     
Ya, eskiden kadınlar daha çok Galatasaray’a yakıştırılırdı da, Fenerbahçe ve Beşiktaş daha erkek takımı olarak görülürdü. Hatta hâlâ Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın kulüp kültürü daha maşisttir. Öyle değil mi?
     İnsana bir şey çok söylenince o da kabulleniyor. Galatasaraylılara da yıllarca "Bakın siz okullusunuz, Fransız kültüründen geliyorsunuz, siz Türkiye’nin asil tarafını temsil ediyorsunuz" dendiği için onlar da böyle daha zarif bir tutumu kabullenmişler. Bu da kadınlara yakın geliyor. Ama benim Galatasaraylı kadın arkadaşlarım özellikle Fenerbahçe söz konusu olduğunda hiç de Habsburg hanedanındanmışlar gibi davranmıyorlar. Fenerbahçe de aslında maşist bir takım değil. Daha ortalama bir şey. Bu yüzden taraftarı çok. Çünkü sevilmesi kolay bir şey. Sevmek için zahmet etmek gerekmiyor.
     
     "Erkekler futbolun oyun olduğunu unutuyorlar"
Bugün televizyonlarda yayınlanan erkek egemen -bu kavramı özellikle kullanıyorum çünkü siz bunun tersinin de olabileceğini gösterdiniz programınızla- futbol programlarını nasıl buluyorsunuz?
     Benim canımı sıkan temel nokta bu programlarda futbolun olağanüstü keyifli bir oyun olduğunun ama bir oyun olduğunun unutulması. Söyledikleri zaten sert, bir de bunları dayı dayı, sert jest ve mimiklerle, koltuklarda kaykılarak söylemek genel eğilim oldu. Yani şu işi öyle yapın ki seyreden de Bakü-Ceyhan boru hattından değil de Fenerbahçe’den konuşulduğunu anlasın hemen. Bu kadar güzel bir şeyden böyle bir yüz ifadesi ile bahsedilir mi?
     
     ‘Fenerbahçe benim için bir şenlik’
Kadınlar çocuklarını bin bir emekle yetiştirirler, sonra mürüvvetlerinden haz alırlar. Fenerbahçe ise altyapıdan futbolcu yetiştirmektense başkalarının çocuklarını transfer etmeyi seçer. Bu anlamda Beşiktaş, Galatasaray daha anne gibidir. Fenerbahçe’nin bu tarzı bir kadın, bir anne olarak sizi rahatsız etmez mi?
     Biz "Aşk derdinden garibem, el çek ilacımdan tabib" diyen taraftarlarız. Ben de bir kadın, bir anne olarak bu aşktan, bu hastalıktan kurtulmak istemiyorum ki. Beni ikna edemezsiniz. Taraftarlık böyle abuk bir şey işte. "Fenerbahçe şöyle, böyle" diye analizler yapmak aklıma bile gelmiyor. Fenerbahçe çocukluğumda benim için bir şenlikti. Babamın beni alıp maça götürmesi.
     O çubuklu formalar. Bu sürüyor. Fenerbahçe benim için bir şenlik.
     



 CUMARTESİ


‘Bir alkoliğe ancak başka bir alkolik yardım edebilir’
‘Yazı kalplere isabet etmeli’
Hastanedeki çocuklar için ev ortamı sağlıyorlar
‘Stadyumda melek olmak zorunda değiliz’
Fazıl Say yollarda
Geleceği görenler
Rock’n’roll mafyası döndü
Ne var, ne yok?
Tüpgazcıyla aldatır inşallah!
Kârda olan, iflas edenin tostunu yutar
Krilov Masalları


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet