10 Ekim 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Kalemi tutkulu Viktoryen kadınlar

Neil LaBute’un yönettiği "Tutku"da, Victoria döneminden hayali bir kadın yazar kişiliği çıkıyor karşımıza: Christabel LaMotte. Bu karakter yaratılırken dönemin ihtiraslı kadın kalemlerinden esinlenildiği ortada.

     ILGIN SÖNMEZ

     Ingiliz yazın tarihinde, adı kraliçelerle anılan dönemler arasında, kabaca romantizm ve modernizm arasına yerleşen Viktorya dönemi, yazar kişilikleri ve eserler açısından belki de en çarpıcı olanı. 1830 - 1880 arasına yayılan bu edebi süreçte Dickens, Conrad, Hardy, Doyle, Eliot, Wilde gibi tarihin en dişli ‘erkek’ kalemlerinin yanı sıra Elizabeth Barrett Browning, Bronte Kardeşler, Christina Rossetti ve dönemin yeni karadan temsilcisi Emily Dickinson gibi ‘kadın’ kalemler, tutkunun ateşiyle edebiyatı tutuşturmuştu. O dönem, kadınların yazması değilse de yazdıklarını bastırabilmesi erkeklere nazaran katbekat zordu. Kraliçe Victoria’nın monarşisinde sorumluluk, kişisel doğruculuk, koyu Hıristiyan tutuculuk ve domestik değerler ön plandaydı.
     Viktorya dönemi büyük anlatılarında romantizmden kalan "güncel zaman" ve yazarın kendi tercihi olan "mitik" zaman arasındaki tansiyon okuyucuya yansıyor. Bildungsroman denen, büyüme ve bilinçlenme getiren kronolojik anlatı da yüzyılın önemli bir özelliği. Flashback’ler, şimdiki zaman ve gelecek göndermeleri ile örülü Emily Bronte’nin "Uğultulu Tepeler"i buna iyi bir örnek. İrlandalı katı papazların eğittiği Emily Bronte, üç edebiyatçı kız kardeşin ortancası ve en içe kapanığıydı. Şiirleri dışında sadece "Uğultulu Tepeler" (1847) adını verdiği romanı yazdı. Yorkshire coğrafyasına sıkışıp kalan Bronte’nin dramatik ve şiirsel bir dil kullanarak yazdığı "Uğultulu Tepeler", kimsesiz Heathcliff ve birlikte büyüdüğü Cathy’nin nefretle beslenen ölümcül ama ölümsüz aşk hikâyesini anlatıyordu ("Rüzgarlı Bayır", Can Yayınları, 2000).
     Bronte kızlarının üçü de katı presbiteryen ahlâk ve kışkırtıcı yaratıcılığın peşine aynı anda düşmenin çalkantılarını yazdıklarına yansıttı. 30 yaşında ölen Emily, güzel ve zarif bir kadın olduğu halde hiç aşk yaşamadı. Bu, tutkularını perçinledi, yoğunlaştırdı. Elinde olmayan bir şeyi düşlerken eline geçecek olsa mükemmel kullanacak hale gelmişti! Ve orada aşkın sadece mutlulukla ilgili bir kavram olmadığını, taraflarını şiddet ve ölüme götürebileceğini keşfetti. Aşk ve ölüm, birbirinin üzerinden yansıyordu! Erotizm, doğumdan ölüme dek vardı. Emily Bronte, bunu tanrısal bir şekilde, tam içinde hissediyor, ifade edebiliyordu. İnsanın en değerli hazinesinin hıristiyan ahlakın lanetlediği yerlerde olduğunu sezgileriyle öğrenmişti.
     Charlotte Bronte’nin "Jane Eyre"i (1847) ise şiddetle aşk özlemi çeken, tutkulu, entelektüel bir genç kadının ahlâki değerler uğruna bir büyük aşktan vazgeçme ve ona yeniden kavuşma hikayesidir. Charlotte’un Emily’ye oranla daha şiirli, abartılı bir dili var ancak romantizmle eleştirel gerçekçi uslubu yenilikçi biçimde birlikte kullanıyordu. Charlotte, Emily’nin yorumsuz tavrının aksine kadın gözüyle aşkı anlatırken, Victorya döneminin yerleşik ahlak anlayışının sarsılmasında da en az Emily kadar rol üstlendi.
     "Portekiz Soneleri" adıyla toplanan aşk şiirleriyle tanınan ve meşhur Robert Browning’in zevcesi olan Elizabeth Barrett Browning, Bronte kardeşlerden bir on yıl kadar daha yaşlı. En önemli eseri sayılan "Aurora Leigh" (1857) ise genç bir kız ve kirli işlere bulaşmış bir hümanistin karmaşık aşk hikayesini anlatan uzun bir şiirdi. E.B. Browning’i Türkçe’de okumak bildiğimiz kadarıyla mümkün değil. Browning, belkemiği zedelendiği için yürüme güçlüğü çekerdi. Bu nedenle bozulan psikolojisi kardeşinin ölümüyle birlikte sosyal fobiye dönüştü. Kimselerle görüşmeyen bu garip kadın edebiyat çevresinde tanınmaya başlamıştı ve Robert Browning ona şiirleri aracılığıyla aşık oldu. Gizlice evlendiler çünkü Elizabeth’in babası bir despottu. Üstelik kendisi de evlilik sempatizanı sayılmazdı!
     Dost Körpe’nin şiirlerinden bazılarını Türkçe’ye çevirerek yayımladığı, şiirde yeni ritim ve uyaklar deneyen Amerikalı ikon Emily Dickinson ise, Brontelerden bir on yıl daha genç. O da sert bir babadan, şefkatsiz bir anneden geliyor ve içe dönük bir ruh halinden mustarip. Yaşıtı kızlar gibi ilahiyat okulunda eğitim görmesine rağmen hiçbir zaman inançlı bir Hristiyan olduğunu kabul etmedi. Şiirlerinde Tanrı ile hesaplaştı. Çelişkileri yazdıklarına gerilim olarak yansıdı. İlk şiirlerinde Emily, Bronte’nin etkisi altındaydı. 1860’tan itibaren yenilik arayışına girdiği görülüyor. İki bine yakın şiiri, bir o kadar da mektubu var. Şiirinde onu kamçılayan, sevdiği adam dahil yakınlarını kaybetmenin acısı oldu. Bir süre sonra yas tutmayı yaşam biçimi haline getirdi. Şiirlerinde aşk olgunluğu, ölüm, doğa ve tanrı vardı. Babasının arkadaşı olan evli bir adama aşıktı. Karşı tarafın da kayıtsız kalmadığı bu aşk, hayatının dönüm noktası oldu. Yaşarken sadece iki şiiri yayımlanan, belki de tüm zamanların en orijinal şairlerinden biri olan bu Dickinson’ın tadı, o duygu yoğunluğu ancak okurken hissedilebilecek türden.
     
     




 KÜLTÜR & SANAT


İngiliz havalı Hollywood çocuğu
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Kalemi tutkulu Viktoryen kadınlar
"İçtenlikle soyunup dökündüm!"
Yazar, yönetmen, ressam!
İki yıl bekleyin
"Sefiller" bende devrim yaptı!
Sophie Calle’ın sadistik dünyası
Aman yazmayın!
"Bir misafirhane burası,, bu dünya,,,"
Seçim afişleriyle siyasi nostalji
Camdan tuvale yansıyan öyküler
Çallı ve Atölyesi Eskişehir’de
Senfonik resimler
Beyninize kan yürüyecek
Kalbi sabıkalı olanlar utansın!
Sonbahar festivalle geldi
Aynı yola devam
Bu adamlar ‘olmuş’
Rahmaninof’dan Ravel’e "klasik" şöleni
"Bin Yılın Türküsü" İstanbul’da
Aşk ateşiyle yanmak
Siyah deri tayt giyen kadınlar
Yabancıların gözü üzerimizde
Bodrum otogarı ve başka şeyler
Hayat atölyesi
Gölgeler daha ürkektir insanlardan
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet