
|

Bak maşallah, aferin...
Sanki gülmece tiyatrosunun en kahkahalı türü olan bir "fars" oynanıyor Türkiye’de... Eski zamanların Naşit’i ile Dümbüllü İsmail’i de, yenileştirdikleri "tuluat kumpanyalarında" siyasal lider rollerine çıkıyorlar.
***
Fikret Bila, Ecevit’in Kuzey Irak’la ilgili açıklamalarını yazıyordu dünkü yazısında.
Başbakan, "mimarlığını Barzani ile Talabani’nin yaptığı, Irak’ta federasyon öngören yeni anayasa taslağı"na karşı çıkıyor ve şöyle diyordu:
- Ölçü kaçtı, bu taslak kabul edilemez. Irak’ı ortadan kaldırıyor, Bağdat’ı yok sayıyor. Sevr’e atıfta bulunan bazı niyetleri ortaya koyuyor. K. Irak’ta bağımsızlığa yakın bir statü öngörülüyor. Federasyon başkanı emrine, ordu bağlıyor.
Oysa Ecevit de biliyor ki, bu taslağın gerçek mimarı Başkan Bush’tur ve Washington’da da şimdiden, Saddam sonrası Irak’ının çizimi yapılıp, dünya kamuoyuna açıklanmaktadır.
Ve Başbakan Ecevit, aslında ABD Başkanı Bush’a karşı çıkarak:
- Ölçü kaçtı, demede...
***
Ecevit, uzun süre sorup durdu:
- Bir türlü anlayamadım, neden seçimler birdenbire erkene alınıverdi?..
Seçimler kazara erkene alınmasa da, Ecevit sürdürseydi Başbakanlığını; durup dururken canı sıkılacaktı Washington’un, "bizim yarım yüzyılı aşkın uydu müttefik, bu kez saçmalamaya başladı" diye...
Seçimler erkene alınıp da, Ecevit’in misyonu tamamlanınca; sorun kalmadı.
***
3 Kasım’dan sonra kurulacak hükümetin yeni başbakanı, ola ki daha temkinli davranacaktır Irak harekatına karşı ve daha çok Türkiye’nin uğrayacağı zararlara karşı, ABD’den koparabileceği dolar volümüyle ilgilenecektir.
***
Bu arada Dışişleri Bakanı Gürel de, "sert" tepki gösterdi AB Komisyonu’nun "İlerleme Raporu"ndaki Türkiye ile ilgili bölüme...
Cumhuriyet’in dünkü manşetinden öğrendiğimize göre de, şöyle demiş:
- Rapor kabul edilemez.
"Edilemez de ne olur" sorusunun ise yanıtını, bendeniz bilemiyorum.
Bildiğim, misyonu bitmiş bir koalisyon ortağının ABD Başkanı Bush’a karşı da, Avrupa Birliği’ne karşı da, efelenmenin dozunu artırdığı...
Kimbilir ne, yahut neler bekleniyor bu efelenmelerden; onu da kestiremiyorum.
***
Mesut Yılmaz ise galiba daha gerçekçi davranıyor bu konuda. Dün Milliyet’e yaptığı açıklamada şöyle demiş:
- İlerleme Raporu’nun resmen açıklanmasından sonra, siyasi partilere bir çağrı yapacağım, "AB’ye ortak bir taahhütname verelim, ‘Bundan sonra kim iktidar olursa aynen devam edeceğiz’ diyelim"...
***
Ve bizim gülmece tiyatrosu da iyice belirginleşiyor.
Misyonunu yitirmiş bir iktidarın Dışişleri Bakanı, AB Komisyonu’nun "İlerleme Raporu" için, "kabul edilemez" derken; aynı iktidarın Başbakan Yardımcısı, "AB’ye ortak bir taahhütname verelim" diyor...
***
Seçim meydanlarında ise liderler, akıl almaz vaatlerde bulunuyorlarmış.
Dilerseniz onlara siz de, şu vaat eklemeleriyle yardımcı olabilirsiniz:
- Biz iktidara gelirsek her vatandaşın emrinde pilotlu bir helikopter bulunacak...
- Biz iktidara gelirsek, her yeni doğan bebeğe kimlik cüzdanıyla birlikte, ömür boyu dilediği yere uçakla bedava gidebileceği özel bir kart vereceğiz.
- Biz iktidara gelirsek, her vatandaşın dilediği bankadan, dilediği kadar para çekmesi serbest olacak...
Söz aramızda, seçmenler de beleşçiliği severler bizde hani... Üstelik aşırı saftırlar, vaatlere inanırlar da... Kolaydır kazıklamak yani...
İşine baksın liderler; artık ne koparırlarsa seçimlerde...
***
20. yüzyılın ikinci yarısından sonra Türkiye’de, nasıl "Amerikan generalleri" dönemi olduysa; aynı yüzyılın en başında, İttihatçılar zamanında da, "Alman generalleri" dönemi olmuştu.
O Alman generallerinden biri, bir kıyaslama yapmış Türkiye ile Almanya arasında ve şöyle demiş:
- Bizde işler ciddi, ama umutsuz değil; Türkiye’de ise işler umutsuz, ama ciddi değil...
Yok canıııım, görmüyor musunuz ne kadar ciddi bir yüzle konuşuyor siyasetçiler...
Nasıl da yararlı olmak istiyorlar vatana ve millete...
Her birine:
- Aferin...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|