
|

Kaf Dağı’ndaki üyelik
AB İlerleme Raporu gösteriyor ki, aralıktaki Kopenhag zirvesinden müzakerelere başlama takvimi bekleyen Türkiye’nin üyelik serüveni ‘Kaf Dağı’nın ardına’ gönderme yapan ‘masal yalanı’na dönüşmeye başladı.
Umutlu beklentilere karşın Brüksel’deki dünkü havadan Kopenhag’da Türkiye’nin beklediği tarih çıkmaz!
Gerçekçi olarak anlaşılması gereken şudur:
Avrupa Birliği, 2004’te Kıbrıs dahil 10 yeni üyeyi içine aldıktan sonra ‘genişlemeyi’ masaya yatıracak ve Türkiye’nin gelecekteki konumunu ona göre tayin edecektir. O arada 2007’de Romanya ve Bulgaristan’ın üyelikleri de gerçekleşme yoluna girecektir.
Bu süreç Ankara’nın son dönemdeki atağına karşın ‘AB treninin kaçırılması’ anlamına geliyor. Daha doğrusu, Brüksel, demokratikleşme ve insan hakları alanındaki ‘mehteran adımları’nı fırsat bilerek ‘makas değiştiriyor’, Türkiye’yi belki de ‘özel bir statüye’ yönlendirerek AB’nin, ‘genişlemenin’ dışında tutmaya çalışıyor. 1963’te imzaladığı Ankara Anlaşması’yla AB yoluna giren Türkiye, 2003’te müzakerelere başlayamazsa 40 yıldır süren ‘aday adaylığıyla’ AB’ye olmasa da Guinness Rekorlar Kitabı’na girecek!
1960’lardan bu yana geçen bu sürenin 30 yılı boyunca ‘Batı’nın ileri karakolu’ olarak NATO’da Sovyetler’e karşı koruma görevi yapan Türkiye 1989’da Duvar yıkıldıktan sonra Avrupa’ya dahil olan ‘eski Doğu Bloku’ üyelerinin de gerisine düşürülüyor. Romanya ve Bulgaristan’ın 2007’de tam üye olacağı AB’de Türkiye yer almayacak!
Kuşkusuz bunda ‘Soğuk Savaş’ın yıllar önce bittiği gerçeğini algılayamayan siyasi iktidarların payı büyük.
1987’de Özal döneminde tam üyelik başvurusu yapan Türkiye’nin hala ‘Kopenhag karnesi’nin kırık olması, 15 yıl sonra bile ‘insan hakları ihlalleri ve işkence’ ile suçlanması ülkeyi yönetenlerin ayıbıdır.
1970’lerde Yunanistan ile eşzamanlı üyelik başvurusunu kaçıran Türkiye, 12 Eylül’de askeri darbeye sürüklenmekle 1980’leri de kaybetti ve aynı dönemde faşist Franco’nun izlerini silen İspanya’nın, Portekiz’in arkasına düştü. 1990’larda ise siyasi istikrarsızlık ve ekonomik krizler belimizi büktü. Buna rağmen 1995’te Gümrük Birliği’ne gidildi.
Helsinki zirvesiyle 1999’da umutlar tazelendi. 3 Ağustos 2002’de TBMM’den çıkan Avrupa Birliği ‘uyum paketi’ şimdiye kadar atılan en ileri adım oldu. Ölüm cezası kaldırıldı, düşünce sözde suç olmaktan çıkarıldı. Anadilde eğitim ve yayın hakkı tanındı.
AB Komisyonu’nun da nitelediği şekilde ‘devrim niteliğinde’ kararlardı bunlar. Ancak Brüksel’de dün açıklanan İlerleme Raporu’nda bu tür iyileşmelerin altı çizilirken, olumsuzluklar da vurgulandı.
Manisa’daki işkence davası gibi ‘utanç verici’ olayların bu vesileyle anımsanması da Türkiye’nin ‘demokratik sicili’ ve iç kamuoyundaki ‘duyarsızlık’ açısından düşündürücüdür.
Artık gözler Kopenhag zirvesinde.
İlerleme Raporu’na bakarak umutlanmak zor.
Üyelik, Kaf Dağı’nın ardında!
dsazak@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|