
|

Hamasi babalanma yerine, realist olmak...
Hele bakalım şu 3 Kasım seçimlerinin sonucunu bir görelim. Bir görelim bakalım bu kez hükümet nasıl kurulacak ve kimler ünlü bir siyasetçi olmaktan, sahne dışına düşerek silinip gidecek...
Bir görelim bakalım yeni aktörler de, hamasi bir babalanma geleneğini sürdürecekler mi, yoksa oligarşik yapının gerçek yüzünü saydamlaştırmayı göze alabilecekler mi?
***
Oligarşik yapının gerçek yüzünü saydamlaştırmak...
Ne çok partili dönemin, muhalefeti temsil eden siyasetçileri göze alabildi bunu; ne medya, ne üniversiteler...
Bu tür konuları işlemeye kalkan realist kalemler ise, gayya kuyularında yok edildi.
TESEV Direktörü Büyükelçi Sanberk, Hasan Cemal’e şöyle demiş:
- Türkiye AB’siz yaşar ama, işkenceyle asla yaşayamaz, diye haykıracak lider yok mu?
Hasan Cemal, Sanberk’in bu sorusuyla başlıyordu dünkü yazısına.
Yanıtını biz verelim:
- Yok.
***
İşkence konusunu enine boyuna incelemiş olan Dr. Sema Pişkinsüt’ün, kendi partisi tarafından nasıl kıyıya itildiğini ve çalışmalarının da nasıl göz ardı edildiğini hep biliyoruz.
Türkiye’nin kendi iç dinamikleri, oligarşik yönetimlerin tipik bir simgesi olan "işkence"yi, hiçbir zaman gündeme, tüm boyutlarıyla taşıyamayınca; gitgide hızlanan bir küreselleşme sürecinde, dış dinamiklerin konuya sahip çıkmaları çok doğal.
AB Komisyonu "İlerleme Raporu"nda, Türkiye’deki "işkence" sorununu tüm dünya kamuoyunun ekranına getiriverdi işte...
Fena mı yaptı?
Nitekim İsmet Berkan da, dünkü yazısına şu başlığı atmıştı, "Rapor: Yüzümüze tutulan ayna..."
***
Yunanistan, 7 yıl sürmüş olan Albaylar Cuntası’nı iktidardan indirdiğinde, iki komünist partisini de serbest bırakmıştı, halen iktidarda bulunan sosyalist partisi PASOK’u da...
O sırada bizim kuşağın militerleri; ABD’ye Yunanistan’dan daha sadık olduklarını anlatmak için, Amerikan generallerine şöyle diyorlardı:
- Biz Türkiye’de sizin solcularınızı dahi yasaklıyoruz.
Gerçekten de Jack London’ın "Demir Ökçe"si ile, Steinbeck’in "Bitmeyen Kavgası" yasaklanmıştı.
***
Bir de Başkan Bush’un Irak harekatıyla, Kuzey Irak’ta kuruluyormuş gibi görünen bir Kürt devleti sorunu var.
Üç - beş gün önce Prof. Baskın Oran, bir TV programında konuşurken şöyle diyordu:
- Biz Kuzey Irak’ta bir Kürt devletinin kurulmasından değil; bunun Güneydoğu’ya yapacağı etkilerden kaygılanıyoruz. Şayet biz de, Türk vatandaşı olan Kürtlere, kültür özerkliği ile anadillerini konuşma hakkı tanıyıp; ulusal gelir dağılımındaki adaletsizlikte, en dipte kalmalarını önleseydik; böyle bir kaygılanma duymazdık. Yaşamlarından hoşnut ve çok daha üst düzeyde olan Türk vatandaşı Kürtler, Kuzey Irak’ta kurulacak yoksul bir Kürt devletinden hiçbir biçimde etkilenmezlerdi.
Prof. Baskın Oran ile aynı TV programına katılan emekli bir tümgeneral ise, Oran’a şu yanıtı verdi:
- Ben sizinle aynı görüşte değilim.
***
Sade 3 Kasım seçimlerinden sonra değil, Irak harekatından sonra da bakalım neler olacak?
Tabii bir de Kıbrıs’ın, AB üyeliği sorunu var.
Yunanistan’da Albaylar Cuntası kurulunca, 2. Dünya Savaşı’nda büyük özveriler göstermiş olan Yunan komünistleriyle sosyalistleri de, Güney Kıbrıs’a kaçmışlardı.
Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’a karşı düzenlediği Barış Harekatı, biraz da, Sovyetler’le Güney Kıbrıs arasında bir hava köprüsünün kurulmasını engellemek içindi. Ne var ki, evdeki hesap çarşıya uymadı. Cunta devrilip, Karamanlis Atina’ya döndükten sonra da, harekat devam etti. Sap saman birbirine karıştı.
***
2003 yılında, kimbilir ne beklenmedik sürprizlerle karşılaşacağız. Ve bunların hepsi de, Türkiye’yi saydamlaştırmaya ve oligarşik yapısını yumuşatmaya dönük olacak... Hamasi babalanmalar da herhalde azalacak.
İnsanlık kötüye gitmez. Türkiye de gitmez. Enseyi karartmayın.
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|