
|

AB eğer koşulsuz tarih vermezse!
Türkiye 1987’de AB’ye tam üyelik başvurusu yaptığı zaman, önde gelen bir Avrupa ülkesinin diplomatı, Başbakan Özal’ın danışmanı Büyükelçi Gündüz Aktan’a şöyle der:
"Eyvah, şimdi sizin hakkınızdaki gerçek düşüncelerimizi öğrenmeye başlayacaksınız."
Doğru söylemiş...
Hala öğrenmeye devam ediyoruz.
Böyle giderse, Avrupa’nın demokrasi, insan hakları, hukuk devleti ve pazar ekonomisi gibi bir değerler bütününden oluştuğunu değil, bir Hıristiyan Kulübü olduğunu da öğreneceğiz.
İnşallah, Huntington haklı çıkana kadar öğrenmeye devam etmeyiz.
İnşallah, İslamcı faşistler, yani Taliban’lar, Bin Ladin’ler haklı çıkana kadar öğrenmeye devam etmeyiz.
İnşallah, Avrupa kültürel ırkçılığın cirit attığı bir mekan haline gelinceye kadar öğrenmeye devam etmeyiz.
Yoksa 11 Eylül’ün de mi farkında değil Avrupa?
Farkına varabilmesi için dinci fanatizmin, İslamcı faşistlerin New York’ta İkizler’e vurması yetmedi mi?
İlle de Paris’te Eyfel Kulesi’ne, Londra’da Big Beng’e veyahut Berlin’de Reichstag’a da mı vurması gerekiyor?
Elbette gerekmiyor, Allah göstermesin.
Bir zamanlar nasıl ki Mussolini’nin Faşizmi, Hitler’in Nazizmi, Stalin’in Komünizmi vardı.
Bugün de yeşil faşizm var.
Ya da İslamcı faşizm!
Bu tehdit sadece bomba yağdırarak, sadece aş ve iş sağlayarak, sadece etrafına yüksek duvarlar örüp içine çekilerek etkisiz kılınamaz.
İslamcı faşist tehlikeyi etkisiz kılmak için siyasal ve ideolojik mücadele de gerekir.
Bunun bir yolu, Avrupa’nın bir Hıristiyan Kulübü olmadığını göstermektir. İslam’ın demokrasiye, modernleşmeye engel olmadığını göstermektir.
Bir yolu, İslam’da reformun mümkün olabileceğini göstermektir.
Ve bunlarda hep Türkiye var.
Türkiye modeli var.
AB eğer kültürü başka diye, dini Müslüman diye Türkiye’yi dışlarsa, yani Avrupa topraklarında ‘kültürel ırkçılığın bayrağı’nı yükseltirse, dünün ve bugünün dünyasını doğru dürüst anlamamış demektir.
Geçelim.
Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları açısından eksikleri var tabii. Bu bakımdan kuşkusu olan kimse yok ki.
Ama bugün konu, Türkiye’nin üyelik müzakereleri için koşulsuz bir tarih alması... Üye olması değil.
Hemen yarın AB’ye katılmak söz konusu olmadığına göre, Türkiye’nin eksiklerini tamamlaması için yeterli zamanı var. En az bir on yıl uzanıyor önünde...
Öyle değil mi?
Bu bir.
İkincisi, eğer Türkiye’ye koşulsuz tarih vermez, bir de Güney Kıbrıs’ı üye yaparsanız, birçok başka olumsuzluğun yanı sıra bunun bir de kriz demek olduğunu göremiyor musunuz?
Ege’de kriz...
Doğu Akdeniz’de kriz...
Bu kriz patlayınca ne yapacaksınız? Türkiye’de Avrupa düşmanlığı patlayınca, bu işinize mi gelecek?
Bu kadar idrakten yoksun iseniz, Allah akıl versin demekten başka çare kalmıyor.
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|