
|

"Anlatmak için yaşamak"
Gabriel Garcia Marquez’in kendi hayatını anlattığı, üç cilt olması planlanan "Anlatmak İçin Yaşamak" adlı kitabının ilk cildi önceki gün Kolombiya’da çıktı. Şimdi dayanabilirsen bekle Türkçe’ye çevrilsin diye! Beklerken düşün, "anlatmak için yaşamak" nasıl bir yaşamak olabilir diye!?
***
Siz de düşündünüz mü, "Kelimeler nasıl icat edildi acaba?" diye? Küçükken yani... Türkler güneşe güneş demişler de, öbürküler neden başka bir şey demişler? Neden öyle demişler? Nesne onlara neden o sesi çağrıştırırken, dünyanın başka yerinde yaşayan başkalarına başka bir sesi çağrıştırmış? Hatta doğanın seslerini, o sesler her yerde aynı olmasına rağmen başka türlü adlandırmış toplumlar? İngilizler çizgi romanlarda kırılma sesi çıkınca "crack" yazıyor da niye Türkler "çatııır!" yazıyor? Çıkan ses aynı halbuki.
Sesle, sözcüklerle, dille, yazıyla ilgilenmek böyle başlar işte... Küçükken düşünülen bu tuhaf şeylerle. Kimileri daha çok küçük yaşlarda fark eder sözcüklerin "tatları" olduğunu. "Cibinlik" sözcüğünün ağızda neşeli, şekerli bir tat bıraktığını, "meclis" sözcüğünün yayvan olduğunu, "masa" sözcüğünün dört ayak üzerinde duran, sağlam bir sesi olduğunu...
Yazmak "içeride" böyle başlar; iç dünyada. Dışarıda nasıl peki?
***
Gözünüze bir diken batar. Herkesin izleyip geçtiği, geçebildiği şeylerden geçemezsiniz, batıp kalır gözünüze. Acır. O acıyı çıkartmak istersiniz dünyadan, hayattan. Yazmak, dışarı hayatıyla ilgili olarak da buradan, tam buradan başlar işte. Anlatmaya başlar insan; dikeni, dikenin battığı yeri, neden kendine battığını, dikenlerin neden var olduğunu, "Olmasa daha iyi olmaz mı?" sorusunu... Anlatmaya başlayınca insan, anlatabildiğinin farkına varınca, hep anlatmak ister artık. Gitgide tatları olan sözcüklerle dikenleri anlatmak için dikenli yerlerde dolaşmaya başlar. Kimileri hemen anlatmak ister, hemen hesap sormak, hemen yazmak. Onlar gazeteci olurlar genellikle. Bazıları ise uzun zamanlar sonrası için yazmayı ister. Daha geniş zamanlarda, daha sakin cümlelerle yazarlar onlar. Gazeteciler gibi olayların göbeğinde değil, kıyısında durmak isterler daha ziyade. Onlar işte, genellikle edebiyatçı olurlar. Ya her ikisini birden isteyenler? Onlar işte - şansları yaver giderse - Gabriel Garcia Marquez olurlar!
***
Hem gazeteci hem de edebiyatçı olmak "zorunda kalanlar" (çünkü böyle şeyler seçilmez, öyle olunur) için Marquez neredeyse kusursuz bir örnektir herhalde. Bu yüzden hayatı önemlidir. Hem "en büyük tutkum" dediği gazetecilik için olayların insanların ortasında durup hem de edebiyatçı olabilmek için bütün bunlara bir mesafe alabilmiş biridir çünkü. Ve bu zordur. Çok zordur...
Yani işte şimdi işin yoksa bekle Türkçe’ye çevrilsin diye!
ecetem@hotmail.com
SAYFA BAŞI

|
|

|