
|

"Türkiye girmek isterse, kapı açık"
BRÜKSEL
Belki de haklı olarak öylesine kuşkuluyuz ki, güneşli havadan dahi nem kapabiliyoruz. AB raporunun Türkiye’ye tam üyelik yerine özel bir statü önerdiği söylentisi bazı yetkililer tarafından ortaya atılınca kıyamet koptu. Haberciliğin titizliği ile tanıdığımız NTV’de bu söylentiyi önemli bir gelişmeymiş gibi verince, dökülenleri toplamak CNN TÜRK’e kaldı. Oysa Ankara’da Dışişleri bakanlığının üst düzeyindeki kişilerden, AB Komsiyonundan Verheugen ve Michael Leigh’den (raporu yazan kişidir) öğrendiğime göre, özel statü paniği tamamen bizim abartılı yaklaşımımızdan kaynaklanmış. Kimsenin kötü niyeti yok. Sadece eski deneylerden sonra yoğurtu üfleyerek yeme alışkanlığımız, etrafın bir süre dalgalanmasına neden oldu.
Gelelim sonuca...
Avrupa 13 ülkeyi alacak. İlk aşamada 10’u girecek. Bu 10 ülkeyi nasıl hazmedebileceğini bilmiyor. Bir de arkasından sıra Türkiye’ye gelince (10 ülke kadar büyük bir lokma) oburluktan öte, hazımsızlıktan baygınlık geçireceklerini biliyorlar. Bu nedenle büyük bir sıkıntı içindeler.
Ancak, biryandan da çaresiz bir durumdalar.
Helsinki’de Türkiye’ye verdikleri bir tam üyelik sözü var.
Bütün ümitleri, Türkiye’nin kendi kendini engellemesi. Ayak sürüyüp kriterlere uymak istememesi.
Oysa Ankara tam aksine, kendinden beklenenden hızlı adımlar atıyor. Ancak yine de hedefe tam ulaşabilmiş değil. AB Komsiyonunun raporu da Türkiye’yi yarı yolda yakaladı. Araya giren seçimler işi yavaşlattı.
AB Komisyonu raporu, yapılan reformları göklere çıkarıyor, kriterlerden eksik kalanları sayıyor ve "henüz siyasi kriterlere tamamen uyulamadığı için, Türkiye’nin hazır olmadığını" belirtiyor.
Ancak Brüksel’deki tüm ilgili çevrelerin dikkatini çeken nokta aynı: Komisyon, Türkiye’ye kapıyı kapatmıyor. "Tam üyeliğe hazırlamak için" yardımı artırıyor, Türkiye’nin reddedilmesini isteyenlere karşı tutum alıyor ve Ankara’ya destek veriyor.
Raporun sorumluları Verheugen, Michael Leigh, AB Parlamentosundaki eski Türkiye ropörtörleri Swoboda, Morillon, eski Lüksemburg dışişleri bakanı Poos’a sordum ve hepsinden şu yanıtı aldım:
"Türkiye’ye kapı kapatılmadı. Aksine, Türkiye isterse ve eksiklerini tamamlarsa, Kopenhag doruğundan tam üyelik müzakerelerinin başlangıç tarihi alabilir" .
TÜRKİYE’DEN BEKLENENLER
Şimdi Türkiye’den beklenenler şunlar:
1. Seçimlerden AB’ye inanmış ve güçlü iradeye sahip bir hükümetin çıkması. (dolayısıyla, oylarınızı buna göre kullanın!)
2. Bu hükümetin Aralık ayına kadar özellikle şu adımları atması:
a. İşkenceyi durdurmak...
b. Fikir özgürlükleri başta olmak üzere kriterlerden eksik kalanları tamamlamak...
c. Kıbrıs’ta çözümü engelleyen değil, çözüm isteyen taraf olduğunu göstermek...
3. Bu arada da, AB’ye tam üyeliğin ülkenin uzun vadeli çıkarları açısından yarar getireceğine inanmış tüm siyasi parti liderlerinin, işçi sendikaları konfederasyonlarının, tüm iş çevrelerinin yollara dökülmesi ve son kararı verecek 15 ülke başkentine çıkartma yapmaları gerekmekte.
Türkiye tam üyelik tarihi alabilmenin ucundadır.
Tam üyelik müzakerelerine başlamak demek ise, Türkiye’nin yaklaşık 10 yıl içinde tam üye olabilmesi demektir.
Lig atlamak mı, yoksa şu andaki köhne, işlemeyen, bezginlik getirmiş bir sistemle kavruk şekilde yaşamımıza devam etmek mi? Seçim yapmak bizlerin elinde.
Kararı sizler verin.
" TÜRKİYE TAKİYYE YAPIYOR..." Avrupa Birliğini aldatamamışız.
İşkence yapanları şiddetle cezalandıracakmışız gibi kararlar almış, kararnameler yayınlamış ancak gerisini getirmemişiz. İşkence yapan polis veya jandarmayı arka kapıdan kaçırmışız. Birileri dava açmışsa, zaman aşımına uğratmak için elimizden geleni yapmışız.
Fikir Özgürlüğü önündeki tüm engelleri kaldırmak, Azınlık Vakıflarına serbesti, Anadilde eğitim ve yayın hakkı için koca koca yasalar çıkartmışız. Kopenhag kriterlerine uyduğumuzu ilan etmiş ve cesaretimizden dolayı kendimizi övmüşüz...
Sonra...
Şark kurnazlığımızı kullanıp, serbest bıraktığımız her alanda başka kısıtlamalar getirmişiz. Kimini yeni yönetmeliklerle, kimini başka yasa veya Anayasa’daki "tuzak " maddeleri yorumlayarak tekrar kısıtlamışız.
Ardından da "Biz yapacağımızı yaptık. Hadi bakalım, şimdi sıra sizde" demişiz.
Bu kafadan vazgeçmedikçe, Kopenhag Kriterlerini AB değil, kendimiz için uygulamak zorunda olduğumuzu kabul etmedikçe "Türkiye yılı" sürekli ertelenecek.
mabirand@e-kolay.net
SAYFA BAŞI

|
|

|