
|


Çıktık Çağla ağacına....
Sarıkız'ın Anıları
Yedik meyvesini, (m)eyvesini... Medyanın görünen yüzünde cereyan eden "memnu aşklar" bu kadar sık tekrar edilince biz de kafayı yedik gördüğünüz gibi. O kadar yedik ki, bunları haber yapan kuruluşların mutfağında olup bitenleri şuursuzca dile getirmekten kendimizi alamayacağız. Ve bugün burada "geride yenen memnu meyveleri" anlatacağız ister istemez. Yazım tarzımıza uygun "yaşanmış örnekleröle tabii. Çağla Şıkel’in (h)isterik erkek arayışlarını(!), dış "mihraklı" olduğundan mıdır nedir Asuman Krause’nin durup durup orasını burasını açmasını (!), Emrah "biladerimizin" yeni yasak aşkını magazinci arkadaşlara bırakıp; bu haberleri yazan, çizen, görüntüleyen hatta yorumlayan meslektaşların işyerlerindeki aşklarına değineceğiz izinleriyle. Koridorlardaki tatlı kaçamakları, öğle yemeğindeki göz süzmeleri, karanlık film odalarındaki öpüşmeleri falan. (Önemle belirtip altını kanırtarak çizmeliyim ki ithamlar "bazıları" içindir, tümünü kapsamaz. Hemen diyeceksiniz ki "Kendi kurumunda durum nasıl?" Bilemem, şahit olmadım. Ayrıca bu ilişki modeline sanmayın ki karşıyım, isteyen istediğini yapabilir. Bana ters gelen çuvaldız durumu ve bir de içinde pembe aşkların olmadığı, çıkara dayalı ilişkiler.)
"Koynuma girersen seni meşhur ederim" Yukarıdaki şekliyle ifade edildiğinde son derece düzeysiz görünen bu ara cümle, kendi gerçeği içinde zaten fazlaca kalitesiz bir durum arz ettiğinden affınıza sığınarak olduğu gibi bırakıyorum. Bu garip mantık 20-25 yıl öncesine, TRT’nin tek tabanca olduğu dönemlere rastlar. Rahmetli olduğu için isim veremeyeceğim; yönetmen arkadaşımız ve birkaç yapımcı arkadaşı kurum içindeki aşklarının yanı sıra, şehirlerarası faaliyetleri neticesinde ve "Ünlü olmanın yolu birliktelikten geçer" ısrarı ile sürüyle "artiz" adayını isteklerine ram etmişlerdi. İşte o dönem bazı yeteneksiz kızların TV’de boy gösterebilme nedeni budur. Son yıllarda bu işi kadın yönetmen ve yapımcı kızlar üstlenmiş görünüyor. Onların derdi biraz farklı tabii, piyasanın eli iş yapan bazı adamlarını bir-iki göğüs temasıyla kafaya alıp üç kuruşa setlerinde çalıştırmak. Tabii bizim salakların da "Kadın bana aşık oldu!" deyip canla başla çalışmaları ve ilk iş karılarını boşayıp ortada kalmaları da ayrıca acıklı bir durum.
Aynı mantıkla hareket eden acar muhabirleri de unutmamak gerekir. Ünlü ünsüz bir sürü pop şarkıcısı kıza yapışıp "İstersem seni rezil de ederim vezir de!" tehditleriyle işi götürenleri...
Gelelim basın kuruluşlarındaki yasak aşklara. Sanırım bu da Tercuman-ı Ahval’den bu yana tekrarlanan bir gerçek. Bir kere benim eski koca da dahil, çalışanların sabahın köründe koşa koşa bir azim dergiye gitmelerini veya "ekip ruhuyla çalışıyoruz"un ne anlama geldiğini çok geç anladım. Her ne kadar bu telaşı önce "idealist bir çalışma şevki" gibi algılasam da sonradan fark ettim ki esas şevk ekip kızlarıyla bir arada olmakmış. (Söylediğim şeye bak, evdeki cadaloz yerine fıstıklarla göz göze olmayı kim istemez ki?) Mesela sıkça tekrarlanan, "dışarıdan karı ve koca getirmenin yasak olduğu" yemekli-içkili iş toplantılarının içeriğini ve nedenini de çok sonraları anlamıştım. Bekar muhabir kızın, evli ve yakışıklı editöre sarılıp aşkını ağlayarak itiraf ettiğini gördüğümde. Ya da bazı işyerlerine bu uzun bacaklı kızların neden alındığı da o zaman dank etti kafama.
Yine o yıllarda bir gece Lalezar’da, bir kadın gazetecinin -şimdilerde ünlü bir yönetici- evli meslektaşı dostumuzla yanak yanağa (daha doğrusu beden bedene) dans ettiğini gördüğümde ise iş işten geçmişti; onlar adına değil kendi adıma "İşte gerçek" buydu. İşe "kaldıkları yerden" devam eden medya mebuslarına gelince; (özellikle mensup demedim, hani biraz daha paye vermek için) onların bir kısmı gönül maceralarını "şahane" bir şekilde götürüyorlar. Götürsünler de; benim ağırıma giden şey adamların, bu kızların verdikleri "gazla" kendilerini II. Edward ilan edip evdeki kasılmaları. Kız diyor ki "Yaş farkımız önemli değil. Hayatımda tanıdığım en, en şey sensin!" Adamlar da buna inanıp huy değiştiriyorlar. İşte fenama giden bu, yoksa ne kastım olabilir değil mi? "Karı-koca aynı müessesede çalışamaz" yasağını koyan zihniyetin zihnini de hep merak etmişimdir. Yıllar evvel öncü özel kanallarımızdan birinin orta yaşlı üst düzey yöneticisi bir gece aynı işyerinde çalışan sevgilisi kızın evinden dönerken trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Ben de bu kuralı koymasının ölümüne neden olduğunu düşünmüştüm. Rahmetli, eşimle beni aynı kanalda çalıştırmak istememişti, belki de karısına söylerim sanmıştı, kim bilir?
Yazara e-mail
CUMARTESİ


Sokak esnafı işadamlarına satış taktikleri anlatacak
‘Bütün şarkılarımız sevdiğimiz kadınlaraydı’
Sosyetik köle Madonna!
Çocukları unutmayan festival
Tiyatroda beden nasıl kullanılır?
Sokak köpeklerine Vivaldi
İçkinin patronu kadınlar
Ne var, ne yok?
Çıktık Çağla ağacına....
"Toparlanın... Gitmiyoruz!"
Sizin babanız da horluyor mu?
SAYFA BAŞI

|
|

|