
|


"Toparlanın... Gitmiyoruz!"
Temiz medya, temiz trafik, temiz edebiyat eleştirmeni, temiz politika istiyorum. Beğenmediklerim gitsin yurtdışında yaşasın
Ben bunu nasıl daha önce düşünemedim? Onca ipucu vardı; ne oncası yüzce, bince, milyonca... "Ya sev, ya terk et" cümlesini ilk duyduğumda, söyleyenin ağzına değil gözlerine bir baksaydım, ah baksaydım; kesin o dak’ka aydınlanırdım. Fakat işte gözlere bakmasını bile bilmeyen, gözlerin söylediklerini nasıl duyacak? Duyamadım. Atladım. Çok mahcubum.
Neyse, çok geç kalmış sayılmam.
Buyrun, başlatıyorum:
Temiz Medya Kampanyası!
Ben beğenmiyorum bu medyayı. Her köşeden, her televizyon kanalından farklı bir ses çıkıyor. Herkes kendi fikrini söylüyor, hayatını kendi bildiği gibi yaşıyor.
Müthiş bir kirlilik! Bence kovulsun bunların hepsi. Hatta yurtdışına gitsinler. Bir tek ben kalayım. Bir de benim beğendiklerim kalsın.
Temiz Trafik Kampanyası’nı da işte tam buradan başlatıyorum.
Benim gittiğim güzergahta seyreden bütün araçlar trafikten men edilsin bundan böyle. Trafik kirliliği yaratıyorlar. Beni çok rahatsız ediyorlar, kaza ihtimalimi artırıyorlar. Lütfen gidip yurtdışında araba kullansınlar!
Temiz edebiyat istiyorum. Öyle herkes canının istediğini yazamasın.
Temiz edebiyat eleştirmenleri istiyorum. Yalnız benim kitabımı, benim anladığım kelimelerle övenler kalsın.
Temiz politika istiyorum. Sadece benim desteklediğim parti seçime girebilsin.
Bütün mankenler giderse podyum tertemiz olur
Temiz Podyum Kampanyası adeta bir ilham perisi. Müthiş beğendim ben bu fikri. Ama bu kampanyayı başlatan ve Çağla Şıkel ile Selin Toktay’ı istemeyen mankenlerle aramda ufacık bir fikir ayrılığı var. Temiz podyum beni kesmez, ben tertemiz podyumdan yanayım. Bence mankenlerin hepsi GİTSİN!
Bir kere fazla güzeller. Kıyafetleri en güzel onlar taşıyor. Bütün yakışıklıları, en komikleri, zenginleri onlar kapıyor. Gitsinler yurtdışında yaşasınlar; biz de rahat edelim, di mi?
Temiz toplum kampanyası yanlış mı anlaşıldı?
Bu kadar mı şirazesinden çıktı bu işler?
Tamam; temiz toplum, temiz siyaset diye bir şey vardı; istiyorduk yani biz de sıkı bir temizlik. Ama o temizlik, beğenmediklerimiz gitsin anlamına gelmiyordu. Kanunlara uymayanlar cezaevlerine süpürülsünler manasındaydı. "Temiz podyumöcu mankenler galiba yanlış anladı!
Çağla Şıkel’i beğenirsiniz, beğenmezsiniz. Selin Toktay’ı seversiniz ya da sevmezsiniz. Tamamen size kalmış.
Ama onlar gitsin yurtdışında yaşasın, ne demek? Onları istemiyoruz, "temiz podyum" istiyoruz, ne demek? Onların kirli olduğuna kim karar verdi? Buna karar verenler temiz mi? Belki ben de bu kararı verenleri kirli buluyorumdur. Onları istemiyorumdur. Beğenmiyorumdur. Zevk benim değil mi?
Bu kadar kolay işte birini beğenmemek. Güzel ya da çirkin diye... Benim ahlak anlayışıma uygun değil diye. Ki ben hiç anlamam bu ahlak denen şeyi. Ahlakın kriterleri öyle değişik ki! Ya yarın öbür gün evlilik dışı ilişki yaşıyorlar ya da bikini giyiyorlar diye "temizölikçi mankenler de ahlaksız ilan edilip, Kapıkule’de kaderlerine terk edilirlerse?
Kendinden farklı düşünene tahammülü olmayan, sadece ve sadece kendini en haklı ve en akıllı zanneden, bir fırsat yakaladığında kendi fikrini anlatmak yerine ötekini yok etmeye çalışanların sayısı öyle hızla artıyor ki bu ülkede, galiba tek çare toparlanmak.
İsmet Özel mi söylemişti?
"Toparlanın, gitmiyoruz!"
*Einstein: "Sadece evren ve salaklık sonsuzdur. Evrenden emin değilim" Türk bilim adamları 1981’de disko müziğinin fareleri eşcinselliğe yöneltip yöneltmediğini araştıran bir deney yaptılar. Sonuç: Evet, yöneltiyor. Televizyon izlerken sebzeleşenler paralarını salakça bir çerez kabı için harcayabilirler. Bu kap çok özel. Cips almak için her uzandığınızda kahkaha efekti çıkarıyor. (Salaklık Tarihi-Bob Fenster)
Girişimci ruh budur Biz neden zengin olamıyoruz? Çünkü durumdan vazife çıkarmıyoruz. Bakınız girişimci ruh Neşe Erberk’e... Çocuk yuvası açtı.
Erberk üçüzlerinin doğumunun ardından neredeyse her röportajında üç bebeğin bez ve mama masraflarından dem vuruyordu.
Üç çocuğun kreş masrafını öğrenince "Bu parayla kreş açarım; para vermem, üste para kazanırım" dedi herhalde.
Özel okullar da çok pahalı. Neşe Erberk üçüzleri okul çağına gelince de ilkokul, ortaokul, lise, hatta üniversite açar belki.
Otistikler göz süzmüyor Ben hiç hatırlamam yüzleri. Bu yüzden de bir dolu insan benim uyuz biri olduğumu düşünür. Üç dakika önce konuşurum, sonra karşılaşırım diyelim, yürür giderim. Üç dakika önce konuştuğum kişinin o olduğunu bilmem.
İki yıldır burada çalışıyorum, daha bizim kattaki insanların yüzlerini yeni yeni hafızama kaydediyorum. Böyleyim!
İşte yazıyorum, itiraf ediyorum, n’olur bana bu yüzden kızmayın artık. Gerçekten tanımıyorum. Uyuz biri olduğumdan ya da size değer vermediğimden değil; bir tür OTİSTİK olduğum için!
Daily Telegraph’ta okudum. "Mild autism" diyorlar; hafif otizm, azıcık otizm manasında...
Yale Üniversitesi’nden Prof. Fred Volkmar "Otizmin bir belirtisi de yüzleri hatırlamakta güçlük çekmek" diyor.
Ve benim gibilere Elizabeth Taylor ve Richard Burton’un "Kim Korkar Hain Kurttan" filmini izlettiriyor.
İnsanların yüzlerine de tam olarak nereye baktıklarını tespit eden bir cihaz takıyor.
Anlaşılıyor ki azıcık otistikler filmi izlerken konuşan oyuncunun ağzına odaklanıyor.
"Normal" insanlar ise oyuncuların gözlerine bakıyor.
Demek ki gözler sadece kalbin değil, yüzün de aynası...
Ben azıcık otistiğim.
Şimdi ha bire göz süzüyorum.
Kimin umrunda? Başkan Bush ve Colin Powell bir barda oturuyorlarmış. İçeri bir adam girmiş; onları görünce yanlarına gitmiş:
"Sizi görmek büyük bir onur. Ne yapıyorsunuz burada?"
"Irak operasyonunu planlıyoruz" demiş Bush.
"Gerçekten mi? Peki neler olacak Irak’ta?"
Bush "Bu kez 17 milyon Iraklı ve büyük göğüslü bir sarışın öldüreceğiz" diye cevap vermiş.
"Bir sarışın mı? Öldürmek mi? Neden büyük göğüslü bir sarışın öldüreceksiniz?" diye bağırmış adam şaşkınlıkla.
Bush, Powell’a dönmüş: "Gördün mü, ben sana söylemiştim. 17 milyon Iraklı kimsenin umrunda değil."
tubakyol@yahoo.com
CUMARTESİ


Sokak esnafı işadamlarına satış taktikleri anlatacak
‘Bütün şarkılarımız sevdiğimiz kadınlaraydı’
Sosyetik köle Madonna!
Çocukları unutmayan festival
Tiyatroda beden nasıl kullanılır?
Sokak köpeklerine Vivaldi
İçkinin patronu kadınlar
Ne var, ne yok?
Çıktık Çağla ağacına....
"Toparlanın... Gitmiyoruz!"
Sizin babanız da horluyor mu?
SAYFA BAŞI

|
|

|