
|


"Tamamen renkli" bir "anılı kitap"
Gazeteci ve siyasetçi Altan Öymen "Bir Dönem Bir Çocuk" adlı kitabında 1930’lu yıllarda geçen çocukluk ve ilkgençlik günlerini anlatıyor. Öymen’in kitabında savaş yıllarından meclis kavgalarına, fimlerden tramvaylara o yılların Türkiye’si de var
İlkokul sıralarındayken yaz tatilimin bir bölümünü Eskişehir’de geçirirdim. Halil dayımlara giderdik. Ninemle birlikte. Antep’e tren gelmemişti daha. Babam bizi Fındıklı Garajı’ndan kalkan Austin otobüsle Narlı’ya kadar götürür, posta trenine bindirirdi. İlkokuldan sonra İstanbul’a uzadı tren yolculukları. Narlı-Haydarpaşa iki gün iki gece çekerdi. Ulukışla’da kelle, Ereğli’de dondurma, Eskişehir’de simitle salep, Sapanca’da elma gözlerdik kompartıman penceresinden. Tren Pendik’i geçince de yol kenarındaki evlerin balkonlarına çıkmış İstanbulluları seyrederdik.
***
Altan Öymen benden beş yaş büyük. Onun yaşadıklarını yaşamışım demek ki. Geçen hafta yayımlanan bir "Bir Dönem Bir Çocuköta (Doğan Kitap) eski tren yolculuklarını anlatırken şöyle yazıyor: "(Tren) birçok istasyona uğrardı. Gece yarısı Eskişehir’de 15-20 dakika dururdu. Trenden inilir, simit yenir, salep içilirdi. Sabahın çok erken bir saatinde İzmit’e varılırdı. İzmit’ten sonra deniz görülürdü. İstanbul’a yaklaştıkça lokomotiften çıkan düdük sesleri, hedefe varmanın ‘zafer’ini ilan eder gibi sıklaşır ve tizleşirdi... Tren hattının kenarındaki apartmanlardan, düdük seslerini işitip balkonlarına çıkanlar olurdu. Bazıları sabah kıyafetleriyle... Trenden onlara, onlardan da trene el sallayanlar olurdu."
Ya tramvaylar?
"İstanbul tramvaylarının hızına yakın hızda koşmak zor değildi. (...) Ayrıca, tramvayların şoförü sayılan ‘vatman’lar, hattın üstünden geçmek isteyen yayalara karşı hoşgörülüydüler. Onları görünce üstlerine gitmezlerdi. Yavaşlarlar, korna yerine geçen ‘çın çın’ sesiyle geldiklerini haber verirlerdi... İçerideki ‘biletçi’ler de, tramvaya arka kapıdan binip bir sonraki durağa ‘biletsiz’ ulaşmak isteyen kısa mesafe yolcularına karşı hoşgörülüydü. Onları, gidecekleri durak sayısını artırmadıkça görmezlikten gelebilirlerdi."
Çocukluğumuzda beş aşağı beş yukarı aynı dergileri, aynı kitapları okumuş, sinemalarda aynı oyuncuları seyretmiş, radyoda aynı kişilerin programlarını dinlemişiz.
***
Altan Öymen’in kitabı 600 sayfa. Yaşamının 1930’lu, 1940’lı yıllarını kapsıyor. Ağırlık o yılların, özellikle İkinci Dünya Savaşı yıllarının iç ve dış "politika manzarası"nda. Trenler, tramvaylar, dergiler, filmler o manzarayı tamamlıyor.
Bir anı kitabını okurken (Öymen "Bir Dönem Bir Çocuk için" "anılı kitap" sözünü kullanıyor) benim asıl ilgimi çeken, büyük olayların perde arkaları değil, ayrıntılarda gizlenen renklerdir. Bir dönemi, o dönemin insanlarını en iyi, en doğru biçimde onlar yansıtır.
Bu açıdan baktığımda Öymen’in kitabının "tamamen renkli" olduğunu görüyorum.
Yine bir anı kitabından bir başka beklentim "yeni şeyler öğrenme"dir.
"Bir Dönem Bir Çocuk", bu bakımdan da "bereketli". Öymen, bir politikacının çocuğu (daha sonra da kendisi etkin bir politikacı) olmanın sağladığı "içeriden bakış" açısıyla, İkinci Dünya Savaşı yıllarında ülkemizde yaşananları ayrıntılarıyla anlatıyor. Meclisi, basını, Türkçülük-komünistlik çekişmelerini, çok partili yaşamımızın ilk genel seçimini, ABD’nin, SSCB’nin etkilerini...
Altan Öymen bir başka olanağı da sağladı bana:
Elimdeki anı kitabı yakın geçmişimizle ilgili bir anı kitabıysa eğer, okurken ben de kendi anılarıma dönüyorum. Sanırım herkes için böyledir bu. Okur, yazarın trenleriyle kendi trenlerini hatırlar, yazarın üç kuruşluk biletiyle kendi tramvayına biner, yazarla birlikte sinemada aktüalite filmlerini seyreder, yine yazarla birlikte radyoda Galip Ataç’ı dinler, Halide Pişkin’e güler.
Bir yerde, bildiği şeylerin anlatılması, bilmediği şeylerin açıklanmasından daha çok hoşuna gider.
Ne de olsa, "özlemin tadı hep vardır".
BİR DAKİKA ARA
Bir de "kısmen renkli" vardı
Altan Öymen’in kitabı için "tamamen renkli" deyimini kullandım. "Tamamen renkli" ne demek? 1940’larda, özellikle Anadolu sinemalarında film seyretmiş olanlar çok iyi bilirler bunu.
"Tamamen renkli"nin yanı sıra bir de "kısmen renkli" vardı.
***
Antep’te yaz günlerine rastlayan bayramları hatırlıyorum. Nakıp Ali’nin eski ahşap Asri Sineması tıklım tıklım dolardı. Yer bulamayanlar koltuk arkalarına, locaları birbirinden ayıran bölmelere, tağaların (pencerelerin) kenarlarına otururdu. Antep yazına kalabalığın sıcak soluğu da karışınca hepimiz kan-ter içinde kalır, Alleben’e kırk kere düşmüş gibi sırılsıklam olurduk. Sinemanın pencereleri açılırdı. İçeriye dolan aydınlıkta beyazperde tam bir "hayal perdesi"ne dönüşürdü.
Seyredeceğimiz film "kısmen renkli"yse, değmeyin keyfimize!
Siyah-beyazdı bu filmler, seslendirme gerektirmeyen bazı bölümleri renkli olurdu. Sonradan anladığıma göre, teknik olanaklar renkli kopya basımına elverişli değildi o yıllarda; filmlerin Türkçeleri siyah-beyaz basılırdı. Bazen araya özgün kopyadan renkli bölümler serpiştirilirdi. Errol Flynn bara mı gitti, o ana kadar siyah-beyaz izlediğimiz film, sahnede bir kız İngilizce şarkı söylerken renkleniverirdi. Errol Flynn, Alexis Smith’e bir şey mi diyecek, siyah-beyaz olurdu her şey. Sonra Errol Flynn kafasını çevirirdi sahneye, film yeniden renklenirdi. Bir siyah-beyaz, bir renkli, bir siyah-beyaz, bir renkli.
Nakıp Ali bir yenilik yaptı. Bir filmin hem Türkçe siyah-beyaz kopyasını, hem de özgün renkli kopyasını getirtti. Birini bir göstericiye, birini de öteki göstericiye taktı. Filmin iki kopyasını aynı anda oynatmaya başladı. Renkli filmin görüntüsü perdeye yansırken, siyah-beyaz filmin sadece sesi, Türkçesi veriliyordu. Böylece biz "tamamen renkli" filmi altyazıyla izlerken Türkçesini dinlemek olanağını bulduk. Hem dinlemek hem okumak, bir yandan da ikisi arasındaki ayrılıkları keşfetmeye çalışmak güçtü doğrusu. "Senkronöda da sorunlar oluyordu. Filmin oğlanı gelip biriyle tokalaşırken sessizce dudaklarını oynatıyor, sırtını dönüp giderken de "Merhaba" sesi geliyordu.
Ne gam! Biz mutluyduk.
PAZAR


Dolapdere sahnede
‘Sanatçının içkisine de, şarkı söylemesine de karışırım’
Küçük otomobillerin büyük yarışına az kaldı
Bedava illüzyon dersi veriyor
54 saat film izlerlerse rekor kıracaklar
Elektronik müzikçilerin buluşma noktası
Radyonun çöpçatan "böcüğü"
"Başarıyla gelen mutluluk beni kışkırtır"
Artık taşın da marketi var
Kat kat eğlence
Moustaki istek üzerine yeniden
Kekemeler dernek kurdu
Gezici festival yollarda
Viski soslu yemekler
Çiftçi çukurda
Uzmanlar sayesinde erkeklerin yalan söylemesi zorlaşıyor
Meslek mızmızları
Pamuk prenses ve cüceleri
"Tamamen renkli" bir "anılı kitap"
Çocuğunuza oyuncak almazsanız, ileride koleksiyoncu olur!
"Vınnnn" diye gelen ölüm
SAYFA BAŞI

|
|

|