13 Ekim 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Yazar, yönetmen, ressam!

Geçtiğimiz hafta gösterime giren "Hiçbiryerde"nin başarılı yönetmeni Tayfun Pirselimoğlu’nun "Kayıp Şahıslar Albümü" adlı romanı yayımlandı. Hepsi bu kadar değil; o aynı zamanda resim de yapıyor.

     SEMA ASLAN

     Bize kitabın hikâyesinden söz eder misiniz?
     Kitabı yazalı üç - dört yıl oluyor ve aslında hikâyesi tuhaf; aynı isimle bir kitap daha var, İçişleri Bakanlığı’nın bastırdığı "Kayıp Şahıslar Albümü". Bu kitapta Türkiye’deki kayıpların resimleri yer alıyor, fakat çok tuhaf bir kapak yapmışlar kitaba; üstünde Türkiye’nin üzerine pertavsız tutan bir polisin karikatürü yer alıyor. Kaybolma teması beni çok çekiyor. Kaybolan birinin peşinden gitmek, onu izlemek, merak... Uzun zaman önce aklımda böyle bir şey filizlenmişti, sonra bu kitapla karşılaştım. Kuvvetle muhtemel onun da beni çekip götürdüğü bir yer bu; o suretlerle yüz yüze gelmek...
     
     Sizi asıl çeken başlı başına kayıp olgusu mu, yoksa belli bir tür kayboluş mu?
     Ana unsur merak etmek. Bu, kaybı da kapsıyor. O kadar geniş bir atmosfer yaratıyor ki merak, bunun içerisinde siz de kayboluyorsunuz. Yani merakınızın peşinde kaybolmak, ama sürekli ruhunuzun aktığı bir menzile doğru gitmek ihtiyacı beni çok çekiyor.
     
     Hem kitapta hem de geçen hafta vizyona giren filminiz "Hiçbiryerde"de sıradan kayıplar ile siyasi kayıplara aynı anda güçlü göndermelerde bulunmuşsunuz. Bir tür kaybı diğer bir tür kayıptan ayırmamışsınız.
     Birinin diğerinden hiçbir farkı yok çünkü. Kaybolma fiilinin muhatabı olan insanın çektiği sıkıntı adına, kaybolmanın nedeninin o kadar önemi yok. Önemli olan, kaybolmak. Türkiye’de siyasi kayıplar çok ağır bir acı; bu beni çok etkiliyor. Fakat bunun yanı sıra Türkiye’de normal kayıplar da -ki, "normal" çok ağır bir ifade- senede bin beş yüzden fazla. Bunların ancak yarısı bulunabiliyor. Her sene 750 kişi kayboluyor; ne oluyor onlara bilmiyoruz. Bunu bilmemek, bu insanlara ne olduğu merakı beni çok çekiyor.
     
     Bu merakla mı, kitabınızda onları yeraltı şehirlerinde buluşturdunuz?
     Türkiye’nin gerçeğine bir işaretten ibaretti bu. Romanda anlatılan memleket, hepimizin çok aşina olduğu, bildiği ve günlük hayatımızda kullandığımız, yer üstü ile yer altı arasında gidip gelen insanlardan müteşekkil bir memleketmiş gibi geliyor bana.
     
     "Kayıp Şahıslar Albümü"nde masalsı bir anlatım kullanmışsınız.
     Masalsılık benim üslûbuma oturmuş bir nitelik. Okuyanlar görecekler ki, masal diye adlandırılan şeyin arkasında günlük hayatımıza tekabül eden şeyler var. Zaten, masal ile ilgili olarak benim algıladığım da bu.
     
     Aynı zamanda bir yönetmen olarak yazıda görsellik sizin için ne ifade ediyor?
     Belli bir avantajım olduğunu düşünüyorum bu konuda. Çünkü her yazar yazdığı şeyi kafasında bir resim olarak tasarlar. Bu bende daha kolay oluyor galiba. Çünkü ben açılarını da görüyorum. Yazdığım, betimlediğim atmosferin bir kameradan bakarcasına -alt açı, üst açı, kameranın durduğu yer vs.- benim yazma biçimimde tekabül ettiği bir yer var. Yazarken bu görsellikten çok faydalanıyorum. Gördüğüm şeyleri yazıyorum esasında.
     
     Hem kitaptaki bağlantılar hem de sözünü ettiğiniz çakışmadan hareketle tesadüf kavramı size ne ifade ediyor?
     Bir ihtimaller hesabı var. İhtimallerin çakışmasının hesaplanabilir olduğunu kabullenmek bile zihnin çözebileceği kadar kolay bir iş değil. Öyle bir tesadüfler silsilesi var ki, bu çok büyük bir planın parçası aslında. Bu anlamda hayatımız aslında ne kadar inkâr edersek edelim tesadüflerin, karşılaşmaların, çarpışmaların, bakışmaların toplamından ibaret.
     
     Kitaptaki karakterlerin hepsinin bir ismi ve soyismi var. Bu, kişilere bir yabancılaşma ve mesafe getiriyor gibi. Tam olarak nasıl bir efekt yaratmayı amaçladınız?
     Evet, ilişkilerimizi kurarken samimiyet derecemizi belirleyen, onları isimleriyle çağırıp çağırmamamız. Bu kitaptaki isimlerin öyle geçmesi, okurla arasında bir mesafe bırakmayı sağlamak için yapıldı. Çünkü sonuçta bir gazete haberinde de böyledir. Gazetede bir hikâye okuduğunuzda isim - soyisim kullanımından ötürü daha soğukkanlı bakmak zorunda hissedersiniz kendinizi; siz kapının öbür tarafınızdasınızdır. Üstelik, bu kitabın yazılma nedeni olan esas kitaptaki bütün şahısların isimleri soyadlarıyla birlikte bir fotoğrafın altında yer alıyordu. Ve burada, roman kahramanının dışında kendisinden bahsedilen hemen bütün isimler zaten o Kayıp Şahıslar Albümü’nün içerisinde bulunan insanlar. Yani "öteki" dediğimiz insanlar. Ama en önemlisi romanın ana kahramanı Cezmi Kara tipi. O, hepsinden daha uzak bize.
     
     Kitapta yer alan bir diğer karakterden, Mavi’den esinle soruyorum, Yeşil’in size çağrışımları ne boyutta oldu?
     Yeşil konusu, inanılacak bir hikâye değil esasında. Bir hayalet ülkenin üzerinde geziyor ve hiç kimse onun hakkında hiçbir şey bilmiyor ya da bilenler hiçbir şekilde konuşmuyor. Bu ancak Türkiye gibi bir coğrafyada olabilecek bir olay. O beni çok çekti. Kitaptaki Mavi ile o özdeşliği kurmakta insanlar herhalde çok güçlük çekmeyecekler.
     
     Yazarken oynamayı seviyor musunuz?
     Yazarken yarattığım dünyanın içinde bir figür olmayı çok seviyorum. Hem onun yaratıcısıyım hem de figürün kendisiyim.
     
     Kitapta da, filmde de geleceği haber veren rüyalar var. Sizce rüyalar geleceğe işaret edebilirler mi?
     Evet, buna inanıyorum. Sizin sahip olduğunuzu sandığınız bir mekanizmanın size bir şey işaret etmesinden ibaret olay. Sizin hükmedemediğiniz bir atmosfer rüya alemi. Kendinizi çok güçlü hissetseniz bile bu dünyada, o rüyalar aleminde sizin hikâyeniz başka şekillerde yazılıyor ve size işaretler veriyor. Bu, çok çekici geliyor bana ve evet hem filmlerimde hem de kitaplarımda kullanıyorum bunu. Yazmakta olduğum yeni romanım da tamamen bunun üzerine kurulu: Rüyasında âşık olduğu kızın peşine takılıp uzun bir yolculuğa çıkan berber çırağı Haşmet’in hikâyesi.
     
     Aynı konudan hareketle kotarılmış iki üründen söz ediyoruz. "Hiçbiryerde" gösterimde, "Kayıp Şahıslar Albümü" raflarda. Bu size ne hissettiriyor?
     Bunun beni rahatsız eden bir tarafı var; birbirlerinin önünü kestiklerini düşünüyorum zaman zaman. Beni sinemacı diye tanıyanların "Roman da yazıyor," ya da yazar diye bilenler "Filmi de varmış," demeleri aslında rahatsız edici. Çünkü aslına bakarsanız ben bir de ressamım.
     
     Kayıp Şahıslar Albümü
     Tayfun Pirselimoğlu
     Om Yayınları
     303 s.
     Fiyatı: 9.750.000 TL.
     







 KÜLTÜR & SANAT


İngiliz havalı Hollywood çocuğu
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Kalemi tutkulu Viktoryen kadınlar
"İçtenlikle soyunup dökündüm!"
Yazar, yönetmen, ressam!
İki yıl bekleyin
"Sefiller" bende devrim yaptı!
Sophie Calle’ın sadistik dünyası
Aman yazmayın!
"Bir misafirhane burası,, bu dünya,,,"
Seçim afişleriyle siyasi nostalji
Camdan tuvale yansıyan öyküler
Çallı ve Atölyesi Eskişehir’de
Senfonik resimler
Beyninize kan yürüyecek
Kalbi sabıkalı olanlar utansın!
Sonbahar festivalle geldi
Aynı yola devam
Bu adamlar ‘olmuş’
Rahmaninof’dan Ravel’e "klasik" şöleni
"Bin Yılın Türküsü" İstanbul’da
Aşk ateşiyle yanmak
Siyah deri tayt giyen kadınlar
Yabancıların gözü üzerimizde
Bodrum otogarı ve başka şeyler
Hayat atölyesi
Gölgeler daha ürkektir insanlardan
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet