
|

Vur vur inlesin; salyangozlar dinlesin...
Seçimler yaklaşırken sansürden yakınmalar yine ayyuka çıktı. Biz de, mini bir fıkrayla konuya katılalım dedik.
Sansürcünün biri, bir muhallebici dükkanına girmiş.
Garson:
- Emriniz, diye sormuş.
- Bir tavuk göğsü getir.
- Dondurmalı mı olsun?
Sansürcü, çatık suratıyla:
- Hayır, sutyenli olsun, demiş.
***
Gerçi geçen zaman içinde; vaktiyle Turhan Selçuk’un da çizdiği bir karikatürde öngördüğü gibi; "bikini", "yokini" olmaya dönüştükten sonra sansürcülerin yoğunlaştığı alan, sadece siyasal konularla oligarşik tabular üstünde kaldı ama, bir de tabii oto - sansür var bizde...
Medya gayet ince ölçülerle bilir nelerin açıklanıp, nelerin açıklanmayacağını... "Onlar - biz" ayrımının nerelerde yapılıp, Kopenhag kriterlerinin nerelerde savunulacağını...
Bir gün eski İstanbul valilerinden Niyazi Akı’ya sormuştum:
- Beyefendi Türkiye’yi kim idare ediyor, diye.
Önce soruyu duymazlıktan gelmişti. Ben ısrar etmiştim:
- Beyefendi Türkiye’yi kim idare ediyor?
Sonunda:
- Kime sövemiyorsanız, o idare ediyor, demişti.
Sahi, o kadar sövüşme arasında, acaba kimlere hiç sövülemiyor?
Sanırım Yenicami güvercinlerine...
***
"İstatistikölerin de neye benzetildiğini biliyorsunuz; tanga mayosuna... Her şeyi apaçık gösterdiği halde, asıl merak edilen yeri saklarmış.
Bizde de acaba nereyi göstermiyor?
Dışarıdan alınan milyarlarca dolar borcun, nerelere harcandığını...
***
Seçim kampanyası sırasında onca sorun tartışıldığı halde, asıl tartışılması gereken sorunlar unutuluyor.
Örneğin bunlardan biri şu:
- Çöl ortasında yoksulun biri, bir devenin gölgesinde dinlenirse; deveciye bunun bedelini ödemek zorunda mıdır, değil midir?
Bazıları:
- Zorundadır, derler; çünkü devecinin devesinden yararlanmış, gölgesinde dinlenmiştir. Başkasına ait bir şeyden, ancak bir bedel karşılığında yararlanılabilir.
Bazıları da:
- Zorunda değildir, derler; çünkü ne devenin, ne devecinin hiçbir şeyi eksilmemiştir.
Siz de takdir edersiniz ki, böylesine önemli bir sorun çözümlenmeden; Türkiye’nin de hiçbir sorunu, bir çözüme ulaştırılamaz.
***
Orhan Veli, 1949’da yayımladığı "Karşı" adlı bir şiir kitabına, sanki bugünkü seçim kampanyalarında söylenecek nutukları öngörmüşçesine, "bozuk düzenöle ilgili "Pireli şiir"i de koymuştu.
Çeşitli partilerin hatiplerine belki yardımcı olur diye, "Pireli şiiröden aşağıdaki dörtlükleri alıyoruz:
Bu ne acaip bilmece:
Ne gündüz biter, ne gece.
Kime söyleriz derdimizi;
Ne hekim anlar, ne hoca.
Kimi işinde gücünde,
Kiminin donu yok kıçında.
Ağız var, burun var, kulak var,
Ama hepsi başka biçimde.
Kimi peygambere inanır,
Kimi saat köstek dolanır,
Kimi katip olur, yazı yazar,
Kimi sokakta dilenir.
Bu düzen böyle mi gidecek?
Pireler filleri yutacak;
Yedi nüfuslu haneye
Üç buçuk tayın yetecek?
Görüyorsunuz, aradan geçen 53 yıldan sonra, partilerin liderleri de, tıpkı Orhan Veli gibi soruyorlar:
- Bu düzen böyle mi gidecek?
Ne kadar büyük bir ilerleme... Sakın ha, "yahu yapma kardeşim" deme...
Kutsal ilkemizi de asla unutmayalım, "Durmayalım düşeriz". Hatta gerektiğinde, bugün olduğu gibi, birbirimizin ta ağzına işeriz.
- Yaşasın!
- Kim yaşasın?
- Ömrü olan...
Şak şak şak...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|