
|

Umudu dişleri arasına alanlar!
Siyasetle dolu bir televizyon gecesinden sonra otele geldim. Yorgunluk! Biraz da bıkkınlık belki... Ama bir yazı gerekiyor pazar günü için. Bilgisayarın başına oturdum. Omuzlarımda sanki ağır bir yük. Anlaşılan uzun bir gece olacak.
Yazı güç gelecek.
Hangisini yazayım?
Eskiden bir istihbarat yetkilisiyle yaptığım bir sohbetten yola çıkarak, "Kürtler ve Kuzey Irak" diye kolay bir yazı olabilir. Notları da hazır.
Geç, haftaya bırak.
Nasıl olsa savaş rüzgarları esmeye devam edecek, hatta daha şiddetlenecek.
Baykal’a psikolojik test başlığını başlığını taşıyan bir yazı da yazabilirim. Ama CHP lideri bu testi cuma gecesi başarıyla geçti sayılır. CNN Türk’deki sorgulama faslında "Baykal’a rağmen CHP..." diye başlayan sorumu hiç sinirlenmeden, gayet sakin yanıtladı.
Dikkatle izledim. Bu gibi durumlarda en azından yüzünde o sinirli çizgiler kıpır kıpır olurdu. Ama Baykal’ın cevapları, mimiklerini de kontrol altında tutarak geldi.
Şimdi bir daha bu konu üzerinde zıplamak?..
Şık değil.
Ayrıca, kampanya zamanı seçim ateşine tutulmuş liderler daha gergin olur. Yeniden Baykal’ın sinirleriyle oynamak doğrusu pek akıl karı gözükmedi. Ayrıca bu meslekte takıntı ters tepen, haksızlığa davetiye çıkaran bir tutumdur.
En iyisi başka bir konu:
Müşerref Hekimoğlu.
Bizim meslekte yarım yüzyılı deviren bir usta, evet öyle. Bırakın gazeteciliği, herhangi bir meslekte elli yıl tutunmak kolay mı hiç?..
Cumhuriyet Dergi’de geçen ağustos ayı başında çıkan bir yazısını kesip saklamıştım. Seyahatlerde yanımda taşıyorum, bir pazar yazısı için.
Dostlar vardır, zaman kayıp gider, göremezsin. Yaşamın hayhuyu içinde ihmal ettiğin uzun zamanlar olur. Hatırlayınca, bir vicdan sızısı yüreğini delip geçer.
Ama bilirsin ki, o oradadır. Elini uzattığın vakit, ona dokunabileceğini hissedebilmek hoş bir duygudur.
Müşerref Hanım’ı Ankara’da hatırlamak.
Ankara nostaljisi belki de...
Ben Müşerref Hanım’ı Ankara’sız düşünemem. Siyasetçileriyle, sanatçılarıyla, diplomatlarıyla, akademisyenleriyle, gazetecileriyle bir gün Ankara’nın romanı yazıldığında, filmi, belgeseli yapıldığında yalnız Müşerref Hekimoğlu değil, salonu da herhalde unutulmayacak.
Geçmişe duyulan özlemi körükleyen yazılarından biri bu.
Başlığı da öyle:
"Bahri Hoca nice yıllara!"
Bana 1960’ların Ankara’sındaki Mülkiye yıllarımı da çağrıştırıyor.
Satırlarında hep buruk bir hüzün vardır Müşerref Hanım’ın. Bazı yerlerin altını çizmişim:
"Güç koşullara direnişi..."
"Yaşam savaşı..."
"Umuda yolculuklar!"
"Mutluyum. Yaşama gücümü de sevincimi de koruyorum hala..."
Ne güzel!
Ben de meslekte elli yılımı devirsem, sonra böyle yazabilsem. Müşerref Hanım gibi öyle uzun yıllar yaşama sevinciyle hayata asılsam, hayata tutunabilsem.
Evet, umutsuz yaşanmaz.
Türkçe Le Monde Diplomatique’in son sayısında John Berger’in Nazım Hikmet’le ilgili yazısında var:
"Umudu dişleri arasına alan kişi, kadın ya da erkek, kendisine saygı duyulması gereken bir kardeştir. Gerçek dünyada umudu olmayanlar yalnız kalmaya yargılıdır. Onların sunacakları bir şey varsa, bu da acımadan başka bir şey değildir. Geceleri aşmak ve yeni bir günü düşlemek söz konusu olunca, umudun yeni ya da yıpranmış olması pek de önemli değildir.
Kahven var mı?"
İyi pazarlar, Müşerref Hanım.
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|