19 Ekim 2002 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Zavallı İsmet Hanım

     Gece kendinden fosforlu bir aydınlığın üşütücülüğündeydi. Gökte yuvarlaklığı azıcık kırpılmış buz gibi bir ay vardı.
     Rıza Bey, yatağı özlemiş vücudunun gevşek kırıklığıyla, son başladığı öyküyü bitirmeye uğraşıyordu.
     Ve öyküde İsmet Hanım, büyümüş gözleri, hıçkırıkla tıkanma arasına sıkışmış boğuk sesiyle, emekli mal müdürü İhsan Bey’in karısına çaresizliğini anlatıyordu:
     - Beni sakın deli sanma... Bu sabah yine baktım ki balkondaki açılır kapanır iki bez iskemle kendiliğinden içeri girmiş. Bu üçüncü oluyor. Kimlere başvuracağımı bilemiyorum. Koskoca harabe köşkte, artık tek başıma yaşayacak takatım kalmadı. Herkesin uzak yakın bir akrabası olur. Benimse büyük dayımın torunuyla kocasını, o uçak kazasında kaybettikten sonra, kimim kimsem kalmadı. Eskiden başım sıkışınca, onlara giderdim. Oğulları Necmi, o pis kazadan sonra, ne var ne yok hepsini satıp, gitti Ayvalık’a yerleşti. Ne yapsam ne etsem kestiremiyorum. Nilüfer dadının küçük kızı burada olsa, arada sırada gelip bana can yoldaşlığı eder ama, o da Almanya’da damadının yanında... Kim değiştiriyor iskemlelerin yerini bilemiyorum. Bazen sabahlara kadar gözüme uyku girmiyor. Bitmez çıtırtılar, bitmez ayak sesleri duyar gibi oluyorum... Belki güleceksin ama, gülme. Elimde havan tokmağı, korka korka odalara, balkonlara bakıyorum. Bilemezsin ne kadar ürkütücü bir şey, böyle sekiz odalı bir berhanede, geceleri yalnız kalmak... Ağaçların gölgeleri kıpırdıyor perdelerde... Herkes sıcacık yatağında mışıl mışıl uyurken, ben korkular cehenneminde, bildiğim bütün duaları okuya okuya, çile dolduruyorum... Ah o çıtırtılar, o ayak sesleri gibi sesler... Ve kendiliğinden içeri giren iki iskemle...
     ***
     İhsan Bey’in karısı:
     - Bence en iyisi senin o köşkü satıp, kendine doğru dürüst bir kat alman, diyordu. Böyle tek başına kahrolmana değmez o yıkıntı köşk...
     - Kardeşim kimse almıyor ki... Tırabzanlı çift merdivenleriyle, yukarıdaki cihannumasından ötürü, tarihi saymışlar orasını... Yıkılması mümkün değil. Onarımı ise milyonlar istiyor. Bahçe de parsellenmeye uygun değilmiş. Ne yapacağımı bilemiyorum. Üç yıl öncesine kadar alt katı yazlığına kiraya verirdim. Şimdi buraları sayfiye olmaktan çıktı. Kimse yazlığına gelmiyor. Kışın ise ısıtmak kolay değil her yeri...
     - Bir bekçi falan bulsan bari...
     - Kime güveneceksin Lamia’cığım. Beni büsbütün soyup soğana çevirmeyecekleri ne malum. Biliyorsun dış mutfakla uşak odasında bir bekçi vardı. Bakır leğenlerle kazanları çalıp, kayboldu bir gün...
     Lamia Hanım, başını sallaya sallaya İsmet Hanım’a hak veriyor:
     - Vallahi ben de ne diyeceğimi şaşırdım, diyordu.
     ***
     İsmet Hanım’ın saçaklarına kargaların yuva yaptığı sekiz odalı köşkünde gece, gerçekten bir karabasan gibiydi...
     Merdivenlerden dolanan hava akımı; bacakları altın yaldızlı mermer kocaman masası, köşe minderleri, hazaren sandalyeleriyle, üst sofanın ortasından sarkan eski zaman avizesini, arada bir ürpertili şıngırtılarla okşayıp durur; bazen balkon pencerelerinin perdeleri kabarır gibi olur ve odalarda garip gölgeler kıpırdardı...
     İsmet Hanım’ın sözünü ettiği, açılır kapanır iki iskemle, yandaki balkondaydı. Vaktiyle o balkonlu odada gelin olmuştu İsmet Hanım. Onun için de o balkonda oturup çocukluğundan kalma çamlarda, eriyip gitmiş gençliğinin sadece kendisine görünen izdüşümleriyle oyalanmayı severdi. Bir sehpa, bir şezlong, iki de portatif iskemle vardı balkonda. O iki iskemle nasıl oluyordu da, kapalı balkon kapısından kendi kendine içeri giriveriyordu?
     ***
     Rıza Bey şöyle bir gerindi...
     O iki iskemle içeri nasıl giriyordu?
     Aslında Lamia Hanım biliyordu o iskemlelerin içeri nasıl girdiğini... İhsan Bey’in:
     - Bari git birkaç gece kalıver şu İsmet Hanım’ın yanında. Yazık zavallıya, dediği bir akşam; geceliğiyle terliklerini alıp, İsmet Hanım’ın köşküne gelmişti. Birlikte oturup biber dolmasıyla, zeytinyağlı taze fasulye yemişler, kahve içmişler, radyo dinlemişlerdi.
     Lamia Hanım’ın da içinde bir ürkeklik vardı ama, belli etmek istemiyordu. İsmet Hanım kendi karyolasını vermek istemişti Lamia’ya. O kabul etmemiş, arka odadaki pirinç topuzlu, çift döşekle eski karyolada yatmayı yeğlemişti.
     Ve sabaha karşı bir terlik tıpırtısıyla uyanmıştı... Usulca kapıya gidip, dışarı bakmıştı. Beyaz tüller içinde bir gölge, İsmet Hanım’ın gelinlik odasına doğru gidiyordu. Ödü kopmuştu Lamia Hanım’ın. Ama bir anda gölgenin İsmet Hanım olduğunu anlamıştı. Ve İsmet Hanım balkonu açıp, iki iskemleyi içeri almış, sonra kapıyı kapatıp, iskemleleri uzun uzun okşadıktan sonra geri dönmüştü...
     Lamia:
     - Ne yapıyorsun kuzum İsmet Hanım, diye hafif bağırmış, İsmet Hanım hiç yanıt vermeden odasına dönmüş, sırtındaki gelinlikleri çıkarıp sandığına koyduktan sonra, tekrar yatağına yatmıştı.
     Sabahleyin ise olup bitenlerden hiçbirini anımsamamıştı.
     ***
     İsmet Hanım, bazı geceler uykusunda ayağa kalkarak, sandığındaki gelinlikleri giyiyor ve uyurgezerlerin bilinçaltı güdüsüyle balkondaki iskemleleri içeri alıp okşuyordu. O iskemleler, vaktiyle aynı balkonda baş başa oturduğu kocasının yaşamıyla, kendi gençliğinin anıt taşları oluyordu uyurgezerlik dünyalarında...
     
     c.altan@prizma.net.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
İki MHP

Çetin ALTAN
Zavallı İsmet Hanım

Melih AŞIK
İletişimciler...

Fikret BİLA
İşçi Partisi

Hasan CEMAL
Siyaset neden enkaz yığını?

Güneri CIVAOĞLU
Ruh çağırmak!

Can DÜNDAR
GS şerefine ateş açan tank

Abbas GÜÇLÜ
Öğrenciler çok, ama çok sıkıntıda

Sami KOHEN
Yeter ki kışkırtıcı laflar edilmesin...

Mehmet Y. YILMAZ
Kadına yalan söylenmez! Doğru da...

Derya SAZAK
İşkence, Çelikel, F tipi

Meral TAMER
Müşteri yaşlanmış ve yorgunsa...

Tamer HEPER
Üçüncü şahıs lehine meşru müdafaa

Güngör URAS
Bütçe, bütçe olmaktan çıktı

M. Ali BİRAND
Çuvaldızı bir de kendimize batıralım...

© 2002 Milliyet