19 Ekim 2002 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



İşçi Partisi

     Liderlere kulak kabartıyorsunuz en önde gideni de, en arkada kalanı da Kuran’a el basar gibi, IMF programına el basıyor.
     Yarış, ben IMF programını senden daha güzel uygularım üzerine. Liderlerimiz ekonomi yönetimine değil borç yönetimine talipler. En güzel borcu ben öderim, borç çevirmekte üzerime yoktur, propagandasıyla oy istiyorlar. Alternatif bir ekonomi politikası önermeye kimsenin cesareti yok gibi...
     Arada bir çıkıp kızgın bir ifadelerle "IMF’yi kovacağız" diyenler de oluyor ama yerine ne koyacağını söylemiyorlar.
     Bunun istisnalarından biri İşçi Partisi...
     İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, alternatif politika öneriyor. Sadece slogan olarak da değil. Somut program öneriyor. Beğenirsiniz, beğenmezsiniz o ayrı konu ama kendi mantığı içinde dünyadan örnekler de vererek diğerlerinden farklı konuşuyor.
     Örneğin, çoğu siyasetçinin "aman IMF duyar" diye öcü gibi uzak durduğu borç ödeme konusunda radikal bir söylem kullanıyor. Diyor ki: "biz iktidara gelirsek 77 milyar dolara ulaşmış olan iç borçların ödemesini 10 yıla yayacağız." Arkasından da ekliyor, "bundan küçük tasarrufçu olumsuz etkilenmeyecek, 100 milyara kadar alacakları zamanında ödeyeceğiz."
     İşçi Partisi’nin bu ayırımı yapması da şu saptamaya dayanıyor:
     "Türkiye’nin iç borcu bin 300 iri kıyım tefeciyedir. Devletin geliri bunların faiz alacaklarını ödemeye yetmiyor."
     Başka türlü ifade edilse de Türkiye’de yıllardır "kamu borçlanma gereği" olarak teknik ve saygın biçimde dile getirilen kısır döngü budur. Radikal bir vergi reformu, vergi ödeme bilinci ve yaptırımı bulunmadığı için on yıllardır Türkiye’de devlete kaşıkla borç verip kepçeyle faiz alarak, bankacı ve büyük işadamı, yatırımcı olmak mümkün oldu. Salt bu iş için bankalar kuruldu, bankalar alındı. Dolunca boşaltıldı. Bu çarka çomak sokulduğu gün de kıyamet koptu.
     Nasıl oluyorsa, ödedikçe artan bir borç yapımız var. İç borç da öyle, dış borç da öyle.
     Her gün bugün doğan her çocuk bilmem kaç milyar borçla doğuyor türü haberler magazin esprisiyle sunuluyor da, bu kısır döngü nasıl kırılacak, diye kafa yorulmuyor.
     Vergi ver...
     Vermem.
     Neden?
     Sermaye kaçar...
     Borçları takside bağlayalım?
     Olmaz. Bu devirde böyle laf edilir mi?
     Edilmez mi?
     Edilmez.
     Neden?
     Aman Allah korusun sermaye kaçar vallahi...
     Nereden buldun, diye sorsak?
     Sorma...
     Neden?
     Nedeni var mı sermaye kaçar, apışır kalırsınız...
     Şu bankalardan götürülenleri geri alsak?
     Olmaz.
     Neden?
     Sermaye kaçar maazallah...
     Böylece elimiz, kolumuz bağlı kalıyor. Kutsal sermaye kaçmasın, diye.
     Aslında kim nereye kaçacaksa kaçsa da, biz de elimizde ne kalıyor, ne kalmıyor, bir anlasak...
     
     fbila@milliyet.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
İki MHP

Çetin ALTAN
Zavallı İsmet Hanım

Melih AŞIK
İletişimciler...

Fikret BİLA
İşçi Partisi

Hasan CEMAL
Siyaset neden enkaz yığını?

Güneri CIVAOĞLU
Ruh çağırmak!

Can DÜNDAR
GS şerefine ateş açan tank

Abbas GÜÇLÜ
Öğrenciler çok, ama çok sıkıntıda

Sami KOHEN
Yeter ki kışkırtıcı laflar edilmesin...

Mehmet Y. YILMAZ
Kadına yalan söylenmez! Doğru da...

Derya SAZAK
İşkence, Çelikel, F tipi

Meral TAMER
Müşteri yaşlanmış ve yorgunsa...

Tamer HEPER
Üçüncü şahıs lehine meşru müdafaa

Güngör URAS
Bütçe, bütçe olmaktan çıktı

M. Ali BİRAND
Çuvaldızı bir de kendimize batıralım...

© 2002 Milliyet