
|

Çuvaldızı bir de kendimize batıralım...
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun İlerleme Raporunun Türkiye’ye kapıyı ardına kadar açmamış olsa dahi, kapıyı kapatmadığını yazdım. Raporda Türkiye’nin eksiklikleriyle ilgili bölümünün abartılı olmadığını belirttim.
Bugün ile İlerleme Raporunu farklı bir açıdan ele almak istiyorum. Türkiye’yi çok yakından izleyen, AB’yi gayet iyi bilen yabancı uzmanlardan bazılarının da fikirlerini aldım. Aşağıdaki değerlendirmeyi yaparken bu görüşlerden de yararlandım.
Ben de dahil olmak üzere, Komisyon’un yaklaşımı çok kişiye "düzeysel" geldi. Rapor Türkiye’yi pek ciddi bir aday olarak görmüyor adeta Bulgaristan ile neredeyse aynı konumda ele alıyor.
En çok dikkati çeken nokta, Türkiye’ye küçük boy bir ülke muamelesi yapılması, örneğin jeostratejik yönden hiç bakılmaması. Oysa Türkiye AB için, güvenlik, terörle mücadele, yasa dışı göçün engellenmesi gibi son derece önemli konularda kilit konumunda olan bir ülke. Komisyon raporu, kupkuru teknik verileri toplamanın ötesine geçemiyor.
Bu yaklaşım acaba Verheugen’in dünyasını mı yansıtıyor? Dış politika ve Süper Güç olma tutkusu veya bu yönde kafa yoran başka biri olsa tutum daha farklı olmaz mıydı?
Mali konularda da bu rapor, Türkiye’ye hiçte cömert davranmamış. Genişleme fonları adeta damla ile kullandırılmış.
Anladığımız kadarıyla Avrupa Komisyonu, Başkentlerdeki havaya tam bir uyum sağlamış. Yani, Türkiye’yi mümkün olduğu kadar geciktirmeye çalışmış.
Eğer bu tutum aynen sürer, üye ülkeler siyasi bir yaklaşımla bu gidişi değiştirmezse, Avrupa Birliğinin bu ülkede büyük bir hayal kırıklığı yaratacağını bilmesi gerekir.
Türkiye’deki AB heyecanının hiç bitmeyeceği düşünülüyor ve "nasıl olsa kamuoyu bizden yana" deniyorsa çok hata ediliyor, demektir.
Türkiye ile Avrupa Birliği bir yol kavşağına doğru hızla ilerlemekteler. Eğer dikkatli davranılmaz ve Türkiye’deki duyarlıklar dikkate alınmazsa, tüm taraflar zarar göreceklerdir. Açılacak yara da, kolay kolay kapatılamayacak şekilde derinleşecektir.
Avrupa Birliği Türkiye’ye daha fazla dikkat harcamak zorundadır.
***
ÖZKÖK’ÜN SORDUĞU IRAK SORUSUNA YANIT YOK? Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, Çarşamba günkü yazısında son derece önemli bir soru soruyordu:
"Türkiye, Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt Devleti kurulmasına neden karşı çıkıyor?"
Ortak bir isteri şeklinde ve yine "savaş çıkarır, vurur kırarız" tehditlerinin doruğa vardığı bir ortamda böyle bir sorunun sorululması cesaret işiydi. Özkök, doğru bir soruyu cesur bir şekilde ortaya attı.
Temelsiz bazı iddiaların dışında kimse doğru dürüst bir yanıt veremedi.
Kuzey Irak’ta, Türkiye’nin kontrolü, şemsiyesi altında Ankara ile dostça ilişkileri olacak bir Kürt Devletinin kurulması Türkiye’yi böler mi? Türkiye’ye ne gibi bir zarar verir?
1. Türkiye, hele askeri gücüyle bir Kürt Devletinin kurulmasını engellemek için Kuzey Irak’ı istilaya kalkarsa, tarihinin en büyük hatasını yapmış olur. Bu tutum, yanıbaşımızda elimizle bir düşman yaratmak anlamına gelir. Belki kısa vadede Kürt devleti oluşumunu engelleyebilir, ancak uzun vadede, kendini bölgede "Kürt bağımsızlığı için savaşılması gereken güç" konumuna sokar. Bu da hem ülke’nin içinde, hem de bölge’de hepimizin rahatını bozar.
2. Kuzey Irak’ta kurulacak bir Kürt devleti, dostça ilişkiler içinde olduğu taktirde, Türkiye’deki bölücü güçleri cesaretlendiremez. Unutmayalım ki, Kuzey Irak’ın Batı’ya açılış yolu Türkiyedir. Ekonomisi, Türkiye’den beslendiği taktirde zenginleşebilir, mutlaka bölücü güçler sahneye çıkacak ve Kuzey Irak’ı örnek almak isteyeceklerdir. Ancak, bölgedeki Kürtlerle iyi ilişkiler içindeki bir Türkiye’nin, bu bölücü hareketleri kontrol etmesi çok daha kolaydır.
Sonuç olarak;
Türkiye Kuzey Irak’ta bir Kürt Devletinin kurulmasını teşvik etmeyebilir. Hatta kurulmaması için kuliste yapabilir. Ancak engellemek amacıyla güç kullanmamalıdır. Böyle bir devleti önleyemediği taktirde, bu oluşumu kendisine düşman etmek yerine, desteğini vermesi, hatta koruması altına alması, uzun vadeli çıkarları açısından daha yararlıdır.
Benim Özkök’e yanıtım işte bu...
***
İZMİR’İ BİR İNCİ KAZANDIRDILAR... Konak’taki eski gümrük binasını nefis bir alışveriş merkezine dönüştüren Koyuncuoğlu ailesine tüm İzmir’liler dua etmeliler.
Yıllardar kan kustular, yabancı ortaklarıyla bir servet döktüler, bürokrasi ile boğazlaştılar, askeriye bile olmadık zorluklar çıkarttı, ancak onlar bırakmadılar. Türkiye’de bir iş yapmanın güçlüğünü yaşadılar, pişman da oldular, sonunda kapılarını açabildiler.
Koyuncuoğlu ailesi ve ortakları, giderek hurdalaşan , bir işe yaramaz durumdaki bir bölgeyi canlandırdı ve İzmir’e kazandırdı. Başka ülke’de olsa, alkışlanır , tebrik edilirlerdi. Bizde herhalde dayak yemedikleri için memnundurlar.
***
KIBRIS’TA HERKES SESİNİ YÜKSELTİYOR Kıbrıs’ta çözüm işaretleri arttıkça, her kesim sesini duyurmak üzere harekete geçti. Geçenlerde Ulusal Halk Hareketi tam kadro çeşitli temaslar yaptı ve nasıl bir çözüm istediklerini anlattı. Haklı oldukları noktalar gibi, biraz abarttıkları görüşler de vardı. Bu da son derece doğal.
Bu ziyaret sırasında benim en çok dikkatimi çeken nokta, bütün Kıbrıs’lıların "çözüme doğru gidildiğine" dikkat çekmeleri. Eskiden "en iyi çözüm çözümsüzlüktür" denirdi. Bugün böyle bir hava yok. Çözümsüzlüğün sakıncaları biliniyor. Herkesin ayrı bir çözüm önerisi var, ancak çözüm için heyecan da var. İnşallah Rumlar bu fırsatı kaçırmazlar.
***
GİRESUN GELECEĞİNE SAHİP ÇIKMAK İSTİYOR 32.GÜN Şehir Meclisi Perşembe günü Giresun’da konuktu. Herzaman olduğu gibi bölgenin sorunlarını konuşmak üzere yola çıktık. Ancak sonunda konuk kentin yarası açılıverdi.
Giresun Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı İbrahim Yamak uzun tartışmanın sonunda sorunları özetlerken çok doğru bir noktaya parmak bastı. Herşeyin başında, Türkiye’nin genelinde olduğu gibi, Karadeniz de doğru dürüst yönetilmiyor. Popilist politikalar, beceriksiz yöneticiler ve sonuçta Karadeniz potansiyelinin yarısını bile ortaya koyamıyor.
Ön plana fındık ve çay çıktı. Bunların çözülmemesi nedeniyle de heryerde olduğu gibi işsizlik, fakirlik, göç. Türkiye’nin genel sorunları bu defa mikro düzeyde ameliyat masasına yatırıldı.
Karadenizliler Anadolu’nun diğer yöreleri gibi değil. Kendilerinin unutulduklarına inanıyorlar.
"... Ah şu sahil yolu bir bitebilse..."
"... Ah fındığımızın geleceği güvenceye alınabilse..."
"...Ah şu ulaşım sorunu halledilse de ihracatımız artabilse..."
Ekonomik kriz tek ürüne bağlı ve yıllardan beri devlet sübvansiyonlarıyla ayakta durabilen tarım bölgelerinde depremini sürdürüyor. Artık para olmadığı için devletten ümit kesiliyor. Bu müthiş değişimin sancıları çekiliyor. Devlette bu sancıları hafifletebilmek için gereken yönlendirmeyi yapamadığı için sancılar artıyor.
Giresun’un tercüman olduğu Karadeniz’in sorunları Türkiye’nin diğer bölgelerinin sorunlarından -temelde- farklı değildi.
mabirand@e-kolay.net
SAYFA BAŞI

|
|

|