
|

"Aşağılık duygumuzu aydınlar körüklüyor"
Zeynep Göğüş’ün AB’ye üyelik sürecini anlattığı "Oğluma Avrupa Mektupları" çıktı. Göğüş’ün kitabı bütün oğulların ve kızların, dahası hepimizin ilgisini çekecek nitelikte.
SEMA ASLAN
Kitap, mektuplardan oluşuyor. Neden bu formatı tercih ettiniz?
Geçmişle gelecek arasında bağ kurmak için. Bir erkek çocuğuna hitaben yazmak, bana format olarak iyi geldi. Bir de, çok yoğun bir tempoda çalışırken bu kitabı yazma şevkini gerçekten oğlum verdi; onunla bir şeyleri paylaşmak arzusuya ilişkiyi bir ileri boyuta götürmek istedim. Elbette ki bu, 3 - 4 yaşındaki bir çocuğa uygun bir kitap değil ama on seneye varmaz okuyacağını ve anlayacağını düşünüyorum.
Format değişince, konunun kapsama alanı da genişler mi sizce?
Geniş bir kiteleye ulaşmak tabii ki her yazarın arzusu. Gazetecilikte de hep ağır tabir edilen konularla ilgilendim; AB, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, NATO, Enerji Boru Hatları, Bakü - Ceyhan vs. Ama bu konuları içine kişisellik katarak -kişiyi ön plana çıkarmadan- ilginç kılma çabası benim gazetecilik üslûbum zaten. Dolayısıyla aynı üslûp bu kitapta da söz konusu.
Erkek egemen söylemin hakim olduğu bir alanda çalışıyorsunuz. Bu kitap, bir kadın sesini vermenin ötesinde bir annenin, siyasetin ürkünçlüğünü ortadan kaldıran sesini yansıtıyor.
Ben, kadınlara karşı ayrımcılıkla gazeteci olarak mücadele ettim ve kitaba da bunu yansıttım. Avrupa’da geçirdiğim 70’li yıllar, 80’lerin başı kadın hareketinin, feminizmin, çevreciliğin en yüksek dozda yaşandığı yıllardı. Dolayısıyla ben de ister istemez o akımlardan etkilenmiş olmalıyım. Ama yapı olarak da zaten mücadeleci ve sorgulayıcı olduğum için de feminizmden yana tavır almam çok normal. Kendini aydın diye gören her insan kadar ben de bu konular üzerine yoğunlaşıyorum; Tuğrul Eryılmaz ile beraber Türkiye’nin ilk çevreci örgütünü kurmuştuk. Mimar Sinan’da çimento fabrikasına karşı çok ciddi bir eylem düzenlendi. Ardından benim Bakü - Ceyhan hassasiyetime yol açan Boğazlardan tankerlerin ve çöp gemilerinin geçmesi meselesine karşı gösterilerde yer aldık. O kuşak gazetecilerinin ağırlıkta olduğu Türkiye’nin ilk çevreci hareketiydi. KADER’in kurucusuyum. Kitapta da "Erkek Erkeğe Demokrasi Olmaz" diye bir bölüm var.
AB’ye ilişkin siyasi olarak bu toplumda en yanlış bilinen şey sizce ne?
Avrupa Birliği’nin Türk ekonomisini batırmak istediğine ilişkin inanç. Halbuki AB adaylık sürecine aldığı hiçbir ülkenin ekonomisine zarar vermek istemez çünkü günün birinde o ülke aday olduğu vakit, bedelini AB bütçesinden kendi ödeyeceğini düşünür. Tam tersine adaylık sürecinde yer alan ülkenin ekonomisini canlandırmak için bir çaba söz konusu. Bu, pek iyi anlaşılmayan bir şey.
Anadolu’da AB’nin bir karşılığı var mı?
Anadolu coğrafyası çok geniş bir coğrafya ve Anadolu’nun bazı şehirlerinde Avrupa Birliği, belki İstanbul’dakiler için ifade ettiklerinden de daha fazla şey ifade ediyor. Özellikle de Avrupa Birliği’nin enformasyon bürosunun olduğu Gaziantep, Denizli, İzmir, Kocaeli gibi şehirlerde... Proje olarak Türk toplumu Avrupa Birliği’ni sahipleniyor. Eğer öyle olmasaydı iki gecede TBMM’den Avrupa Birliği Uyum Yasaları’nın geçmesi mümkün olmazdı.
Pek çoğumuzda bir güvensizlik hakimken sizin kitabınızda geleceğe yönelik ciddi bir güven hissediliyor.
Öncelikle kendine güvenden yola çıkıyorum: Özgüven. Sonra içinde yaşadığın toplumun becerisine, dinamizmine değer vermek ve doğru yönlendirildiği, iyi yönetildiği taktirde bu toplumun çok büyük işler başarabileceğine dair bir inanç duymak. Bunlar bir araya geldiğinde Türkiye’nin Avrupa Birliği projesinin olumlu yönde ilerleyeceğine inanmamak için bir sebep kalmıyor.
Kitapta yer yer sanata da değinmişsiniz. Avrupa Birliği sanat, kültür, yaşam ritmi, siyaset ve ekonomisiyle bir bütün olarak algılanabiliyor mu sizce?
AB’nin siyasi kriterlerini görüyoruz; en çok orada zorlandığımız için. Ekonomik kriterlerine bakıyoruz. İnsan boyutunu Avrupa’daki Türklerle bağlantılı olduğu ölçüde görüyoruz. Oysa mimarisi, yemeği, kentlilik bilinci, sanatı vs. var. Avrupa’da Türkçe’yi çevirecek çevirmen sayısı çok az, dilde bir problemimiz var. Ama buna karşılık bütün Orta Asya’da milyonlarca insan var Türkçe konuşan. Alfabe bütünlüğü sağlanamadığı için orada da bir ilerleme sağlayamıyoruz. İspanyol edebiyatı ile boy ölçüşebilir Türk edebiyatı, eğer alfabe birliği sağlanabilirse.
Kendimizi Avrupa’ya yakıştıramama gibi bir sorunumuz olabilir mi?
Tabii, biz, ciddi olarak aşağılık duygusu körüklenen, üstelik de aydınları tarafından körüklenen bir milletiz.
Tam da seçim öncesi AB, gençler için ne ifade ediyor?
Çok şey ifade ediyor. Öğrencilerle her sene yaptığımız bir çalışma var; onlardan bir ütopya yazmalarını istiyorum. 2025 - 2030 yıllarını anlatmalarını istiyorum; yüzde 99’u Avrupa içinde bir Türkiye görüyor.
Sizin öngördüğünüz tarih nedir?
Bunu tarihi koşullar belirleyecek. Türkiye’de önümüzdeki seçimlerden sonra istikrarlı ve AB projesine bağlı bir hükümetle öyle sanıyorum ki 12 Aralık’ta olmasa bile altı aylık gecikmeyle müzakereler başlayabilir. Ama istikrarlı bir hükümet kurulamazsa 2013’e kadar önümü göremiyorum.
Bu coğrafyada oğlunuz için nasıl bir yaşam öngörüyorsunuz?
Kitap, simgesel olarak sınırların olmadığı bir mekânda, kumsalda başlıyor ve kumsalda bitiyor. Oğlum için de kendi sınırlarını kendi koyabileceği, başkalarının çok fazla sınırlamadığı bir dünya arzuluyorum.
Oğluma Avrupa Mektupları
Zeynep Göğüş
Can Yayınları
144 s.
Fiyatı: 5.400.000 TL.
KÜLTÜR & SANAT


41 kereye az kaldı
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Altyazılı aşklar geçidi
Gel de yazma!
İyi ki doğdun!
Karin’in kırıkları tene batacak
"Aşağılık duygumuzu aydınlar körüklüyor"
Umberto Eco ve ütopya
"Ben yalnızca insanı tanırım"
Nişantaşı görmeye değer!
Tehlikeli bir sergi
Kudretin simgeleri
Troya’ya unutulmaz bir yolculuk
Camla açılan yeni sayfa
"Bir fotoğrafla bahar olmaz"
Sözü olan fotoğraflar
Kadınlar, erkekler ve insan yasaları
Tiyatroda bir Yaşar Kemal klasiği
Bir oyun yaratamamak
Eskişehir’de festival vakti
İki kıtada blues
Fahir Atakoğlu memlekette
Ankara’da rock
Koca baskısına ‘yeter’
İKSV’nin yeni hasadı
Aşk, para ve suikast
Hındaroğlu Henek Bey
Hayat atölyesi
Bir "koreografik fırtına" ya da "sessiz diplomasi"
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|