
|

Televole medyası ve siyasetin AKP’si
Derya Tuna’nın adeta "canlı yayınöda vurulmasının "medya"da veriliş biçimi medyanın kendini sorgulamasına yol açtı. Böyle bir yolun açılması hiç yoktan iyi. Sonucun ne olacağı ise "medya" açısından belli değil, ama siyasal açıdan belli.
"Medya"nın bu olayı verişteki ölçüsü, bizce AKP’nin işine yaradı.
Neden?
AKP’nin ağırlıklı tabanı, izlemesine izliyor olsa da, "televole medyası"ndan gıcık kapıyor. Ayrıca televole dünyasında yoz bulduğu yaşama (kıskançlıkla ve özlemle karışık olsa da) genelde öfkeye varan tepki duyuyor. O tabanın siyasetçileri ise, her fırsatta bu yoz yaşamı tu kaka ilan ederek, öfkeyi besliyor.
Bu bakımdan son olayın medyada abartılarak yansıtılmasının AKP’nin ekmeğine yağ sürdüğünü düşünüyoruz. İlginç bir başka nokta, aynı medyanın AKP’ye pek olumlu bakmayışı.
Medya bir yandan "televole kültürü"nü sorgular, bir yandan polisin ve yargının tutarsız hallerini sergilerken Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarında olaya değinmeden söylediği iki ayrı cümle var.
Cümlelerden biri şu: "Yapacağımız ilk iş devlete güveni sağlamaktır." Öteki cümlesi de bu: "Onlar elitle, biz halkla beraberiz."
Şu işe bakın, devlete güveni sağlamaktan söz eden Erdoğan hakkında devletin açtığı bir dizi yolsuzluk soruşturması var. O soruşturmalarla ilgili ekibi hakkında da soruşturma ve davalar bulunuyor. Erdoğan o zanlıları aday gösterdi; milletvekili seçilip dokunulmazlık zırhıyla kurtulacaklar.
Görüyorsunuz ki, seçimler yaklaştıkça işler karışıyor. Bize sorarsanız, biz biz olalım, her alanda bugün gelinen noktada sorumluluğu bulunan ve 1991’den bu yana hükümetlerde yer almış partilere ve onların uzantısı olup da kendilerini "yeni" diye yutturmaya kalkışanlara, akıl almaz vaatlerle halkı kandırmaya çalışanlara oy vermeyelim.
Son üç seçim öncesinde aynı aktörlerin oynadığı aynı oyuna bir kez daha gelmeyelim. Artık bunların bu düzeni değiştirmeyeceklerini anlamış olalım. Seçim sisteminden, partiler yasasından başlayarak bu düzeni değiştirtmenin yolu, barajı aşamayacak küçük partilerden kafamıza uygun düşenlere oy vermektir. Meclis’e girecek iki ya da üç partinin karşısına yüzde 40’lara varan "Meclis’te temsil edilmeyen oy" çıkarsa, bu sistemin değiştirilmesi kaçınılmaz olur.
Artık bu kez oyumuzun değerini bilelim, "uzun soluklu oy" kullanalım.
Bir şiir Dizelerimiz Ardahanlı Veysel Boğatepe’den. (İstanbul’a Kırk Satır, Kora Yayın, 2002)
"Ne vakit kaçsam senden, / gözlerinde buluyorum kendimi. // Biliyorum, / bir seninle / bir de kaderle başa çıkamıyorum. // koca bir hiçlik düşüncesiyle, / tutuyorum kendimi, gözlerime asıyorum. / Biliyorum, / ölmeyi bile beceremiyorum."
ngureli@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|