24 Ekim 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



"Her yazar önce bir dil işçisi"

Sevgi Özel’in yeni öykü kitabı "Aptal Dünya" yayımlandı. Özel, yetkin diliyle anlattığı mücadeleci kahramanları üzerinden sıradanlığın sıradışılığını sorguluyor.

     SEMA ASLAN

     Küçük insan hikâyelerinde sizi çeken nedir?
     Bunlar, aynı zamanda benim kendi öykülerim, yaşantılarım. Çünkü ben "sıradan" insanların içindeyim. Dolayısıyla öykülerim, sevinçlerim, tasalarım onlarla ortak. Bir farkımız var tabii, çoğu insan yaşıyor, yaşadığı gün unutmaya çalışıyor, unutmuş görünüyor ya da. Ben oturup yazıyorum.
     
     Neden "sıradan insanlar" tanımlamasını yaparız?
     Çoğunluk onları sıradan insanlar olarak tanımlıyor. Oysa ben onların sıradan olmadığını, onların öykülerini yazarak, yaşamlarından kesitler aktararak pek çoğunun "sıradışı" olduğunu göstermeye çalışıyorum. Tepeden bir bakış var insanımıza. Ne yazık ki bu, yaşamın tüm alanlarında olduğu gibi edebiyatta da var. Nasıl bize siyasal açıdan az gelişmiş ülke deniyorsa ve böyle olduğumuza koşullandırılmışsak insanlarımızın da büyük çoğunluğu sıradan olduğuna inandırılmış. Bu insanlar ne sunulursa ne moda olursa onu yapmak, yemek, içmek, giymek, okumak, düşünmek durumunda bırakılıyorlar. Tek tip insan varmış gibi... Ben bu görüntüyü bir yerinden bozmaya çalışıyorum.
     
     Güçlü bir yanı var öykü karakterlerinizin. Mücadeleleri bilinçi bir tepki değil de adeta refleksmiş gibi...
     Öykülerimde olumsuzlukları, sevinci, mutluluğu anlatıyorum ama kahramanlarımın çoğu olumsuz şeyler yaşasa bile çok karamsar değiller. İçinde yaşadığımız toplum da böyle. İnsanların karamsar olmasını istemiyorum ama onları karamsarlığa iten nedenleri biraz daha yakından algılayabilseler... Çok hızlı bir yaşam sürüyoruz, ülkenin gündemi saat başı değişiyor. Toplum da ister istemez bu değişime ayak uydurmak durumunda kalıyor. Bir koşu var. Niye koştuğunu ya da niye koşturulduğunu bilse bu insanlar, o sisteme tepki duyacaklar. En azından daha sağlıklı oy verecekler. O sözünü ettiğimiz koşuyu çok derinlemesine irdelemedikleri için birtakım davranışlar, düşünceler reflekse dönüşüyor.
     
     Sizce bu öyküleri birbirine bağlayan unsur nedir?
     Öykü karakterlerim köyde, kasabada ya da büyük kentte büyük işlerle baş eden karakterler de olsalar, hepsi aynı coğrafyada, ayrımında olarak ya da olmadan aynı havayı soluyorlar. Bu hava bazen puslu bazen güneşli. Bütün öykülerdeki insanları, bu hava içinde değerlendirmeye çalıştım.
     
     Dil alanında çalışan biri olarak öykülerinizde "kurgulama mı, dil mi?" ayrımını yaptığınız oluyor mu?
     İkisi yan yana; biri daha önce ya da daha sonra değil. Her yazar önce bir dil işçisi. Yazdıklarımızın konusu, kurgusu eleştirilebilir ama yazarın dili beğenilmeli. Tartışılacak olan öykünün konusu, kurgusu olmalı. Oysa Türkiye’de çok uzun zamandır, kitapların arkasında bir yazarın dil konusundaki ustalığını belirtmek durumunda kalıyorsunuz. Oysa yazarların, eleştirmenlerin böyle bir kaygısı olmamalı; yazar dille oynar ama dili bozmadan oynar bence.
     
     Genç yazarların dille ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
     40 yaşın altındaki yazarların bir bölümünün insanı kaygılandıracak ölçüde dil sorunu var. Çoğu, günlük dildeki sözcüklerin sözlüklerdeki en yaygın anlamını kullanıyor. Genç yazarların çoğunun dilinde Türkçe’nin deyimleri, ikilemleri, benzetmeli kalıpları yok. Ve söz dizimi kusurlu.
     
     Ama bunu dille oynamak olarak açıklıyorlar zaman zaman.
     Zaman zaman değil, sıklıkla. Ben buna katılmıyorum. Ne yazık ki, yazarların bu açıklaması yankı da buluyor, hatta övgü de alıyor. Dahası dili bozduğunu düşündüğüm kimi genç yazarlar ödüllendiriliyor da. Bu ödülün değişik biçimleri var; bir kurumca çok önemli ödüllerin sahibi olmak ya da çok satan kitaplar listesinde aylarca yer almak.
     
     Kitabınızın ismi "Aptal Dünya". Bu isimle neye atıfta bulunuyorsunuz?
     Çoğumuz "yalan dünya" deriz; karşılaştığımız olumsuzlukları dünyaya yükleriz. "Aptal Dünya"daki Sadık Hami’nin yerine koymaya çalıştım kendimi; 1940’larda yaşamış bir karakter. Ona "yalan dünya" dedirtmek istemedim... Bu kadar çok aptallığın doğalmışçasına benimsetildiği bir dünyaya herhalde "aptal dünya" derdi diye düşündüm. "Aptal dünya" demek bir tepki belki...
     
     "Aptal Dünya", sizin yazın serüveninizde nasıl bir yerde duruyor?
     Her kitabımın bir öncekine göre daha da olgunlaştığını düşünüyorum. 30 yılı aşkın bir süredir dille büyük bir aşk yaşamama karşın ilk kitaplarımın dil açısından bile son kitaplarım kadar yetkin olmadığını düşünüyorum.
     
     Uğur Mumcu ile ilgili bir roman çalışmanız var sanırım?
     Evet, vakıfta çalışırken Uğur Mumcu’nun öyküsünü yazdım ama bunu yazar kimliğimle yaptım. Aslında ortaya bir yaşamöyküsü çıktı, kesin tanımıyla roman diyemiyorum. Bütün olayların ve kişilerin gerçek olduğu, yakın tarihimizden kocaman bir kesit. Uğur Mumcu bunu zaten yapmıştı; Uğur Mumcu’nun ışık tuttuğu dönem yakın tarihimizin bütün yönlerini kapsayan bir dönem. Onun yaşamı değişik açılardan başka yazarlarca da yazılmalı. Uğur Mumcu öldüreli on yıl oldu. En az on kitap çıkmalı onun öyküsünü anlatan...
     
     Aptal Dünya
     Sevgi Özel
     Bilgi Yayınevi
     179 s.
     Fiyatı: 6.000.000 TL.
     







 KÜLTÜR & SANAT


Aşk bazen de vazgeçmektir
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Her yazar önce bir dil işçisi"
Şeytanın gör dediği...
"Budala" ile yeniden Dostoyevski
Deliler, şairler ve devrim
Taşınabilir sözlük
İki kutuluk külliyat girişimi
Akbank’a taze kan
İstanbul’dan Tuileries Bahçeleri’ne
Zamansız bir sergi
Necmi Zekâ ve diğer tanıklar
Sokakta plastik obje edası
"Aile gailedir!"
"Politik bir şey yapardım ama..."
Genç âşıkların zaferi
Tiyatroda sanat - demokrasi ilişkisi
Adrenalin fıskiyesi
Yılın en iyisi
Aya İrini’de Mozart ve Holst
Dört altın yıl
"İbrahim Tatlıses öldüğü an bitecek"
Rastlantılar ve mucizeler
Samatya ve Semaver Kumpanya
Hayat atölyesi
"Aldatma"nın bilimsel açıklaması
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet