24 Ekim 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Sokakta plastik obje edası

Özlem Süer’in kostümleri, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Münster Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi’nin işbirliğiyle 23 Ekim’de Münster’de.

     Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Bölümü’nde yardımcı doçent olan Özlem Süer, yurt içinde ve yurt dışında yaptığı çalışmalar ve giysi tasarımlarıyla tanınıyor. Süer, 23 Ekim’de Almanya’nın Münster kentinde, Saydam Tekstil sponsorluğunda bir performans sunacak. İstanbul’daki 20 terzinin hayallerinden yola çıkarak hazırlanan kostümler, terzilerin her birinin "buluşma" hayellerinin anlatıldığı öykülerle desteklenerek sergilenecek. Süer ile giysi tasarımı, moda ve sanatın çakışmasını konuştuk.
     
     Kendinizi mesleki anlamda nasıl tanımlıyorsunuz?
     Kendini mümkün olduğunca kavramlarla anlatan ve yaşam entelektüelini yaptığı işlerle ifade etmeye çalışan bir tasarımcıyım. Aracım, giysi. Dönem dönem giysi dışındaki araçlarla da mesajlarımı anlattım, kavramsal çalışmalar yaptım. Ama kendimi giysi tasarımcısı olarak tanımlıyorum. Aynı zamanda Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Bölümü’nde yardımcı doçentim. Giysinin kendini araç olarak ifade ettiği bir çizgide tasarım yapıyorum. Önümüzde de, sanata daha yakın ama kendini giysiyle ifade eden bir performans var.
     
     Giysi tasarımcısı ile modacı arasındaki fark nedir?
     Moda kendi içinde sirkülasyonu olan ama sadece giysi için tanımlanan bir konu değil. Her şeyin modası var; konuşmanın, sosyal davranışın, gidilecek mekânın vb. Kendi inişleri - çıkışları, top noktaları olan bir konu. Giysi tasarımı böyle değil. Önce tasarımcıya bağlı bir karakteri var. Ben kendi içsel değerlerini üretmeye çalışan bir tasarımcıyım. Dolayısıyla, trend olan ya da olmayan ama beni ifade eden konseptlerin aracısı olarak görüyorum kendimi. Moda, günün trendine, dünya sokak giyim kültürüne yakın ve önde giden bir şeylerin arkasına takılan bir akım. Ya modanın içindesiniz ya da önünde. Giysi tasarımcısını modanın önünde tariflendiriyorum. Moda, uzun zamandır, moda eğitimi almış kişilerin elindeydi, şimdiyse sanat eğitimi almış ama kendini ifade ederken giysiyi tercih etmiş insanların desteklemeleriyle karakter kazandı. Yine dünya markaları ve sokak kültürünün popüler markaları var; yeni olan, daha sanatçı kimlikli, kavramsal yanları kuvvetli insanların giysiyi tasarlayarak yarattıkları algı ve modaya böylelikle yön vermeleri.
     
     Giyinmek, adeta bir performans sunmak gibi...
     Sadece örtünmek ya da şık görünmek için giyinmenin ötesindeyiz. Dünyada hakikaten avantgarde, giyim - kuşamlı bir insan olmanın ötesinde plastik bir obje edasıyla yürüyen insanlar görüyoruz. Söyleyecekleri sözleri direkt söylüyorlar. Türkiye’de çok rastlanılmıyorsa da kendi tercihlerini yaratımlarıyla örtüştürmek için o görüntülerde insanlar var.
     
     Modanın sanata yer açması da bir trend olabilir mi?
     Yeni trend aslında bilgi çağı. Olumlu trendler var; uzun süre yaşamda kalacak ve inişi olmayacak trendler. Bir de, evet, kısa süreli olup birden düşen trendler var. Bu trendin uzun zamandır içimizde olduğunu düşünüyorum; iletişim çağındayız. İnsanlar bilgiye çok kolay ulaşıyor ve çok şey bilmeyi ilke ediniyorlar. Bu kavramsal hikâyenin, insanların ifade eden yanlarının geçici bir karakteri olmadığını düşünüyorum.
     
     Hazırladığınız performanstan söz edelim biraz...
     Bu performans, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin, Almanya’daki Münster Güzel Sanatlar Akademisi ile yaptığı ortak çalışmanın bir parçası. Çokluk hissi veren projeleri çok seviyorum. Bu da çok sesli bir çalışma. İstanbul’daki 20 terziyi kapsıyor. Kendi hikâyelerini unutup, yaşamlarını dikiş makinelerine, toplu iğnelere, mezuralara vermiş insanları anlatıyor. Bu terzilerin her biri için ayrı ayrı kostümler tasarladım. Yaşanmayan buluşmaların hikâyelerinden yola çıkılarak hazırlandı bu kostümler. Hayatlarında ilk kez, bir tasarımcı onlar için bir şeyler dikiyor. Her giysinin üzerinde bir öykü mektubu olacak. Ve Münster Meydanı’nda o öyküler hayat bulacak.
     




 KÜLTÜR & SANAT


Aşk bazen de vazgeçmektir
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Her yazar önce bir dil işçisi"
Şeytanın gör dediği...
"Budala" ile yeniden Dostoyevski
Deliler, şairler ve devrim
Taşınabilir sözlük
İki kutuluk külliyat girişimi
Akbank’a taze kan
İstanbul’dan Tuileries Bahçeleri’ne
Zamansız bir sergi
Necmi Zekâ ve diğer tanıklar
Sokakta plastik obje edası
"Aile gailedir!"
"Politik bir şey yapardım ama..."
Genç âşıkların zaferi
Tiyatroda sanat - demokrasi ilişkisi
Adrenalin fıskiyesi
Yılın en iyisi
Aya İrini’de Mozart ve Holst
Dört altın yıl
"İbrahim Tatlıses öldüğü an bitecek"
Rastlantılar ve mucizeler
Samatya ve Semaver Kumpanya
Hayat atölyesi
"Aldatma"nın bilimsel açıklaması
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet