24 Ekim 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



"Politik bir şey yapardım ama..."

Lale Mansur’un Kubilay Tunçer ile birlikte oynadığı "Olağan Mucizeler" 19 Ekim’de Ankara Tiyatro Festivali’nin açılışını yapacak. Oyun 22 - 23 Ekim’de İzmir’de olacak.

     AYBALA ALAÇAM

     Kubilay Tunçer’in yazdığı ve birlikte rol aldığınız "Olağan Mucizeler" ile Edinburgh Fringe Festival’e konuk oldunuz. Oyun, İngiliz basınında olumlu eleştiriler aldı.
     Buradaki prömiyere bir hafta kala Edinburgh Festivali ile anlaşmıştık zaten. Oyunu kapatır kapatmaz soluğu Londra’da aldık. Lütfediyorlar, beğeniyorlar, sonra da davet ediyorlar. Ondan sonra da kirası dahil bir çok şeyi ödeyerek gidiyorsunuz. Metni İngilizce olarak Ağustos ayı boyunca 21 gece üst üste oynadık. Orada, benimle dört yıldır çalışan bir menajer vardı. Onun vasıtasıyla çok iyi bir diksiyon hocasına ulaştık. Patsy Rosenborgh, National Theatre’ın ses koçu. Mesela şu anda Judi Dench onunla çalışıyor. Ralph Fiennes’ın, Juliette Binoche’un hocası; Ian Holm’u uzun bir aradan sonra tekrar sahneye çıkaran da bu kadın.
     
     Dört yıldır İngiliz bir menajeriniz olduğuna göre uluslararası kastlara katıldınız mı?
     İki defa konuşmaya gittim. Bir sinema filmi ve bir dizi için. Bir şey çıkmadı. Ama biliyorsunuz, her an bir şey olabilir veya olmayabilir de! Bu işin en hoş taraflarından biri, menajerim beni filmlerimden parçalarla görmüştü. O da çok iyi bir yerden gönderildiğim için. Yoksa randevu bile alamıyorsunuz. Festivalde beni canlı seyretti. Yarışma tipi olmadığım için çok heyecanlandım. Eyvah, dedim, her şeyi berbat edeceğim şimdi! Fakat en iyi oyunlarımızdan birini oynadık. Herhalde kaderime razı oldum ve bu da rahatlattı beni.
     
     Oyunla ilgili somut bağlantılar kurdunuz mu?
     Bir kere menajerimin tanıdığı ve beğendiği bir oyuncu oldum, ki bu benim için çok önemliydi. Evet, yeteneğim var biliyorum ama on yıldır da hayvan gibi çalışıyorum. Bunun dışında tekst Lehçe,İspanyolca ve Portekizce’ye çevriliyor. Amerika’da Carmen California diye bir tiyatro var. Çehov gibi klasikler, Mammet gibi çağdaşlar, dans gösterileriyle geniş bir repertuvarı olan bu tiyatro, kendi prodüksiyonlarını yapmak üzere oyunumuzu 2003 - 2004 yılı programına aldı. Biz de Dublin’e davet edildik. Bahara küçük de olsa bir İrlanda turnesi yapmak istiyoruz. New York’da bir prodüktör de ilgileniyor. Bakalım, gelişmeleri zaman gösterecek.
     
     Türkiye’de İngilizce oynamayı düşünüyor musunuz?
     Düşünüyoruz. İngilizce anlaşan çok sayıda insan var İstanbul’da. Hiç değilse ayda bir gün oynamak istiyoruz. Bundan sonraki projelerimiz için, tekst, Türkçe yazılır yazılmaz aynı anda İngilizcesini hazırlayıp yurt dışı bağlantılarını kurmak gibi bir düşüncemiz var. Kubilay, şu anda üç ya da dört kişilik bir oyun üzerinde çalışıyor. Hayatta bazı etik prensiplerin nereye kadar devam ettirilebileceğine dair bir metin bu. Göçmenlik temasını da işleyen, sıcak, komik bir şey çıkıyor ortaya.
     
     Birlikte çalışmayı düşündüğünüz oyuncular kimler?
     Zaten biz daha öncesinde Zuhal ve Haluk ile birlikte bir şeyler yapmayı düşünmüştük. Bakalım, bilmiyorum. Eğer gerçekleşirse mutlu olacağım.
     
     Oyun tekrar ne zaman sahnelenecek?
     19 Ekim’de Ankara Tiyatro Festivali’nin açılışını yapacağız. 22 - 23 Ekim’de ise İzmir Sabancı Kültür Merkezi’ne davet edildik. Sonra da ben zaten filme teslim olacağım.
     
     Ömer Kavur’un yeni projesinde rol alıyorsunuz.
     Uğur Polat, Çetin Tekindor, Nihat İleri ile birlikte çalışacağız. Oğlumu oynayacak bir de genç oyuncu var ki müthiş! Şu ana kadar hiç oynamadığım bir karakter olacak. Ayakları yere basan, hayatı için bir çok hayali varken bir adada otel işletmek durumunda kalan, acılarını başı dik yaşayan, çok derin bir karakteri canlandıracağım. Çekimler 12’sinde İstanbul’da başladı ama filmin tamamına yakını Bozcaada’da geçecek. Bir buçuk iki ay kadar sürecek.
     
     Film neyi anlatıyor?
     Senaryoda Uğur’un canlandırdığı karakter terapi görüyor; çünkü oğlu 17 yaşındayken ölmüş. Bu süreçte birilerinin peşindeki Çetin ile karşılaşıp, özel bir iletişim kuruyorlar. Yolları adaya düşünce benimle karşılaşıyorlar. Oğlum, onun kaybettiği oğluna çok benziyor, aynı yaşta. Çok etkileniyor ve bizim bir ilişkimiz oluyor. Nihat İleri, ada komiserini canlandırıyor ve o da bana takılmış vaziyette. Bir takım cinayetler işleniyor, olaylar oluyor. Ömer’in daha önceki filmlerinde olan zaman, hayat, ölüm, sürükleyici biçimde burada da var.
     
     Politik olarak da belli bir misyonu üstlenmiş birisiniz. Bunu tiyatroyla birleştirmeyi düşünüyor musunuz? Nasıl bir rolün peşindesiniz?
     "Sofie’nin Seçimi"ni hatırlıyorsunuzdur. Bir aşk anlatacağım derken insanı bu kadar kalbinden vuran, II. Dünya Savaşı ve soykırımla ilgili bu kadar çarpıcı bir şey izlemedim. Çocuğundan ayrıldığı o tek bir sahne bile yeter. Keşke öyle bir rol çıksa karşıma da oynayabilsem. Valla ben yazar olsaydım, muhakkak politik bir şey yapardım ama maalesef oyuncuyum. Yazma yeteneğim yok. Bu ülke konu kaynıyor. Bir yorumcu olarak ancak önüme gelen işler arasından seçim yapma hakkına sahibim. Bu da bayağı büyük bir lüks aslında. Eğlence programı sunmam mesala!
     
     Bu lüksü satın almak için belli bir maddi güç gerekiyor.
     Çok fazla şey isteyen ve bekleyen bir insan değilim. Pek para da harcamam. Lüks yerlerde yemek yemem! Her sezon gardrobumu yenileyeyim, arabamı değiştireyim gibi arzularım yok. Şu anki arabamı çok seviyorum, parçalanana kadar kullanacağım. Bir evim var, kira ödemiyorum. Londra’da Cem ile birlikte bir yerimiz var. Maddi olarak oldukça rahat olduğumu söyleyebilirim. Yaptığım kadarı, Cem’in de katkısıyla bana yetiyor. Ciddi paraları elimin tersiyle çevirip atabiliyorum. Bir oyuncuyum ben. Artık tiyatroya yoğunlaşmak istiyorum. Bir ses hocasıyla çalışıyorum. Londra’da Patsy ile çalışmaya da devam edeceğim. Teknik eksikliklerim var ve ben bunları sahnenin dışında çözmek için çok çalışıyorum. Ses projeksiyonu ve diksiyonumda s’lerin tıslaması mesela. Filmde ve tiyatroda aynı metodu, Eric Moris metodunu kullanıyorum. Rolün gerçek bir yerden çıkması gerekiyor. Gibi yapmak yeterli değil.
     




 KÜLTÜR & SANAT


Aşk bazen de vazgeçmektir
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Her yazar önce bir dil işçisi"
Şeytanın gör dediği...
"Budala" ile yeniden Dostoyevski
Deliler, şairler ve devrim
Taşınabilir sözlük
İki kutuluk külliyat girişimi
Akbank’a taze kan
İstanbul’dan Tuileries Bahçeleri’ne
Zamansız bir sergi
Necmi Zekâ ve diğer tanıklar
Sokakta plastik obje edası
"Aile gailedir!"
"Politik bir şey yapardım ama..."
Genç âşıkların zaferi
Tiyatroda sanat - demokrasi ilişkisi
Adrenalin fıskiyesi
Yılın en iyisi
Aya İrini’de Mozart ve Holst
Dört altın yıl
"İbrahim Tatlıses öldüğü an bitecek"
Rastlantılar ve mucizeler
Samatya ve Semaver Kumpanya
Hayat atölyesi
"Aldatma"nın bilimsel açıklaması
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet