29 Ekim 2002 Salı


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



En büyük bayram, 29 Ekim kutlu olsun!

     Cumhuriyet’te başyazarım Nadir Nadi 1984 yılındaki bir başyazısında Atatürk’ü anlatırken şöyle der:
     "Yirmi beş yıl kadar önce bir gün bir devlet sorumlusu ile görüşüyorduk. Tartışmamız uzun sürdü. Biz hükümetin davranışının, ne Atatürk ilkelerine ne de demokrasiye yakıştığı düşüncesini savunuyorduk. Bir aralık sinirlenen o devlet sorumlusu ünlü kişi bana dönerek:
     ‘Sanki Atatürk döneminde bizde demokrasi var mıydı?’ gibilerinden bir çıkış yaptı. Böylece beni mat ettiğini sanıyordu. Tek parti döneminde gerçekten ülkemizde çağdaş anlamıyla demokrasi yoktu. Kendisine kısaca: ‘Atatürk kendi döneminde demokrasinin önkoşullarını hazırlıyordu’ dedim. Yanıt bulamadı."
     Bu konuyu rahmetli başyazarım Nadir Nadi’yle birçok kez konuştuğumu anımsıyorum. Cumhuriyet Devrimi’yle ‘demokrasinin altyapısı’nın oluşturulmaya başlandığını savunurdu.
     Şunu da bilirdi Nadir Bey:
     Fransız İhtilali’nin temelinde yatan Aydınlanma düşüncesinin bir ucunun totalitarizme, bir ucunun demokrasiye uzandığını...
     Büyük Alman filozofu Kant’ın 1784’te Aydınlanma nedir sorusuna verdiği cevap çok yalındır:
     "Sapere aude! Kendi aklını kullanacak cesareti göster! Aydınlanmanın sloganı budur."
     Bu yazısında Kant, insanların kendileri yerine başkalarının düşünmesi kolaycılığına kapılmalarını eleştirir. Oysa, Aydınlanma’nın özünde yatan akıl araştıran, soru soran, kuşku duyan, eleştiren, beynini başkalarına, sloganlara teslim etmeyen akıldır.
     Descartes’ın sözüdür:
     "Her şeyi sorgula!"
     Aydınlanma düşünmekten korkmamaktır.
     Ama tarihsel gelişimi içinde Aydınlanma’ya düşünce polisleri de sahip çıktı. Aydınlanma’yı bir yerde saptırıp demokrasinin tam öbür ucuna, totalitarizme, Stalin’e kadar götürdüler. Aydınlanma düşüncesinin özgürlükçü özünü yok edip ‘aklın cinayetleri’ni işlediler.
     Atatürk bu yanlışa düşmedi.
     Dava arkadaşlarıyla birlikte laik Cumhuriyet’i kurarken kendi deyişiyle demokrasiyi savunuyordu:
     "Cumhuriyet rejimi demek demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir. Biz Cumhuriyet’i kurduk. Demokrasinin bütün icapları sırası geldikçe tatbikata konulmalıdır."
     Atatürk ve arkadaşları, Cumhuriyet’i kurarken akıllarından hiç çıkmayan bir nokta vardı: Çok uluslu, çok dinli, çok kültürlü koca bir imparatorluğun gözleri önündeki çöküşü...
     Onlara göre bu çöküşün temelinde iki ana neden yatıyordu: Birincisi, devlet ve toplum düzenindeki din damgası... İkincisi, çok milliyetli etnik yapı... Bu yüzden yeni devletin birliği ve ülkenin bütünlüğü kafalarını en çok uğraştıran konuların başında geldi.
     Sonuç olarak bir yasaklar sistemiyle attılar yeni devletin temellerini. Bölücülük yasağı ile üniter devlet ve ülkenin bütünlüğü, şeriat yasağı ile laik devlet yapısı korunacaktı. Komünizm yasağı ile komünizm önlenecek, milliyetçilik bilincinin geliştirilmesi güvence altına alınacaktı.
     Bu yasaklar çerçevesinde Anadolu topraklarında bir ulus - devlet inşa edilirken birçok aşırılık da yaşandı. Modernleşme ve Batılılaşma amaçlanırken, bunların gereklerine aykırı uygulamalar da yapıldı. Yasaklar yıllar içinde ekonomik ve siyasal liberalleşmeye, demokratikleşmeye ayak bağı olmaya başladı.
     İsmet İnönü’nün bir sözü vardır:
     "Demokratik rejim, Atatürk idaresinin amacı olmuştur. Atatürk, ömrünün sonuna kadar demokratik rejimi kurmak için uğraşmış ve birçok güçlükleri yenmiş, tamamlanmasını yeni nesillere bırakmıştır."
     Atatürk, İnönü ve arkadaşları tarihin akış yönünü yakaladılar. Tarihin gerisinde sürüklenmediler. Hedefleri, muasır medeniyet seviyesi idi. Yani önce laik cumhuriyet ve sonra demokrasi idi hedefleri. Çünkü, yüzleri Batı’ya dönüktü.
     Bu tarihsel yürüyüş devam edecek!
     En büyük bayram, 29 Ekim kutlu olsun.
     
     h.cemal@milliyet.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Cumhuriyet ve partisi

Melih AŞIK
Savaşa doğru

Fikret BİLA
Cumhuriyet

Hasan CEMAL
En büyük bayram, 29 Ekim kutlu olsun!

Güneri CIVAOĞLU
Değişecek

Can DÜNDAR
Avrupa’dan kopmayacağız

Abbas GÜÇLÜ
Eğitim konusunda partiler ne vaat ediyor? (2)

Sami KOHEN
Mutlu ve umutlu olmak günü...

Derya SAZAK
Putin’in utancı

Meral TAMER
AKP ve CHP’ye: Okul kitapları bedava olsun

Güngör URAS
Onuncu Yıl marşı ile kutluyoruz

Serpil YILMAZ
Vaat bile edemiyor değil mi?

M. Ali BİRAND
Atina, Türkiye'nin lokomotifi oldu...

© 2002 Milliyet