29 Ekim 2002 Salı


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Avrupa’dan kopmayacağız

Cumhuriyet’i ilan edeceği gün Maurice Pernot’yu kabul eden Mustafa Kemal Paşa, "Vücutlarımız Doğu’da ise de düşüncelerimiz Batı’ya dönüktür" dedi...

     29 Ekim 1923 günü bir pazartesiydi... Mustafa Kemal Paşa o gün öğleden sonra Ankara’daki Fransız yazar Maurice Pernot’yu kabul etti.
     Birazdan cumhuriyet ilan edilecekti. Gazi’nin Cumhurbaşkanı olmasına birkaç saat kala verdiği o son demeç bugün için de önemlidir. Çünkü dikkatle okunduğunda, içinde "lider"in, yeni rejim hakkında Batı dünyasına verdiği bir mesaj vardır:
     
     "BAĞLAR KOPMAMALI"
     "Osmanlı İmparatorluğu, Batı’ya karşı elde ettiğimiz başarılardan çok gururlanarak, kendisini Avrupa uluslarına bağlayan bağları kestiği gün, düşüşe başlamıştır. Bu, bir hataydı. Bunu tekrar etmeyeceğiz. Bizim vücutlarımız Doğu’da ise de düşüncelerimiz Batı’ya dönük kalmıştır."
     Bu demecin ardından yapılan Anayasa değişikliği oylamasında Türkiye devletinin yönetim biçiminin "cumhuriyet" olduğu maddesi, oybirliğiyle kabul edilmiştir.
     
     KIL PAYI KABUL EDİLDİ
     Cumhuriyet kararı, gerçi ilk Meclis’ten oybirliğiyle çıkmıştır, ama bu, bütün mebusların cumhuriyetten yana olduğunu göstermez. Çünkü o günkü oylamaya 287 milletvekilinin sadece 158’i katılmıştır.
     Muhalifler gelmemiştir. Hatta denge o kadar kritiktir ki, Anayasa değişikliği için gerekli çoğunluğun tehlikede olduğu anlaşılınca, o güne kadar hiç Meclis’e gelmemiş 9 milletvekili apar topar çağrılıp yemin ettirilmiş, gerekli rakama ancak bu sayede ulaşılabilmiştir. Ertesi günkü gazeteler kararın yarattığı şaşkınlığı gösteren kimi demeç ve makalelerle doludur. Mesela Hüseyin Cahit (Yalçın), "Ben cumhuriyetçiyim" diye başladığı makalesinde, "endişeye düştüğü nokta"yı şöyle yazar: "Meclis’in yokluğunda kabineyi düşürme hakkı padişahlara bile verilmemişken, şimdi bu hak cumhurbaşkanına mı veriliyor?"
     Ahmet Emin (Yalman) ise "Bir devlet şeklinin, birkaç saat içinde görüşülüp değiştirilmesinin tarihte örneği olmadığını" belirtir. Mustafa Kemal Paşa’nın, şimdi muhalefete geçmiş eski silah arkadaşları da aynı aceleden yakınırlar. Rauf Bey "Cumhuriyetin, sorumlu olmayan bir zevatın emrivakisiyle gerçekleştiğini" belirten bir demeç verir. Cumhuriyet ilan edildiğinde Trabzon’da olan Kazım (Karabekir) Paşa, haberi "100 pare top atın" emrinden öğrenir ve "Ordu komutanı olduğu halde kendisine bir şey bildirilmemesinden" yakınır.
     
Misyon bitti mi, yeni mi başlıyor
     Cumhuriyet ilanının bir "baskın" şeklini alması, dönemin güçler dengesinin gereğidir. İstiklal Savaşı bitmiş, savaşı kazanan kadro arasında görüş ayrılıkları belirmiştir. "İlk 5’ler" denilen ekipten 4 isim; yani Refet Paşa, Rauf Bey, Kazım Paşa ve Ali Fuat Paşa "Vatanı kurtardık, işimiz bitti. Sonrasını Halife bilir" havasındadır. Mustafa Kemal ise işlerin yeni başladığına inanır. "Bundan sonra ne yapacağını" da önceden belirlemiş, kurtarılan vatan üzerinde nasıl bir rejim kurulacağını kafasında ilmek ilmek çözmüş, ancak son ana kadar bunu "milli bir sır" olarak saklamıştır. İşte 29 Ekim, o sırrın açığa vurulduğu gündür.
     
Cumhuriyet fikri nasıl doğdu
     Cumhuriyet fikri, 29 Ekim sabahı inen bir "vahiy" miydi; yoksa 40 yıllık yaşamına kazınmış kentlerin, dostlukların, anıların bir ortak ürünü mü?
     Bu sorunun yanıtını Faruk Alpkaya’nın danışmanlığında hazırladığımız "Yükselen Bir Deniz" belgeselinde aramıştık. Bu belgeselin bugün piyasaya çıkan kitabında (İmge, 2002), Mustafa Kemal’i bu fikre götüren koşulları incelemeye ve yüzlerce etkenden bazılarını sıralamaya çalıştık:
     
     1. DOĞDUĞU KENT
     Atatürk’ü, dolayısıyla da Türkiye’yi cumhuriyet fikrine sürükleyen nedenlerin başına Selanik’i koymak gerek. Çünkü Mustafa Kemal’in içine doğduğu şehir, "hürriyetin Kâbesi" diye bilinirdi. Batı’dan esen yeni düşünce dalgalarının Osmanlı İmparatorluğu içinde ilk çarptığı yer, Selanik limanıydı. Selanik, aynı zamanda Bektaşi dergâhlarının yoğun olduğu bir kentti. Kılıçoğlu Hakkı’dan, Mustafa Kemal’in gençliğinde Bektaşi tekkelerinde ayinlere katılıp dervişler halkalarında "hu" çektiğini öğreniyoruz. Muhalif, laik, hoşgörülü, akılcı bir çizginin ilk oluştuğu beşik, belki de bu Bektaşi çevresiydi.
     
     2. OKUDUĞU OKUL
     Bir insanın yaşamında ve fikirlerinin şekillenmesinde, doğduğu dönem, kent ve ailesinden sonraki en büyük pay herhalde okuluna ve arkadaşlarına aittir. Mustafa Kemal, Manastır’da lise okurken hocalarının çoğu savaşın ateşinde pişmiş, politize olmuş eski askerlerdi. Devir Türk - Yunan harbi devriydi. Ve gündemde "vatanın kurtarılması" vardı. O yıllarda Mustafa Kemal’i en çok etkileyen arkadaşının Ömer Naci olduğu biliniyor. Daha sonraları İttihat Terakki’de tırmanacak ve hitabet yeteneğiyle tanınacak olan Ömer Naci, Mustafa Kemal’i edebiyat ve şiirle tanıştırdı. Bu tanışıklık onu, "vatan şairi" Namık Kemal’e ve onun "Vatan Kasidesi"ne sürükleyecekti.
     
     3. İTTİHATÇILAR
     Mustafa Kemal, İstanbul’a ilk kez 18 yaşında geldi. Harbiye 2. sınıfına geçtiğinde dünya yeni bir yüzyıla girmenin heyecanındaydı. 20. yüzyılın, "istibdat"ın nihayete ereceği asır olması bekleniyordu. Bunun savaşını verenler Harbiye’de İttihat ve Terakki (İT) Cemiyeti adlı gizli derneğin içinde örgütlenmeye başlamışlardı. Dernek, Fransız Devrimi’nin 100. yıldönümünde kurulmuştu. Fikirlerinin kökeni gibi, hayallerinin rejimi de Batı’daydı. Bugün bir genç öğrenci, nasıl düşünsel yapılanmasının ilk tuğlalarını üniversitede örüyorsa, Mustafa Kemal de, sonu cumhuriyete çıkacak düşünce serüvenine Harbiye’de başladı denilebilir.
     
     4. FİKRİ MİRAS
     Bu aşamada, imparatorluk topraklarında Mustafa Kemal’in devraldığı fikri mirasa da değinmek gerek. Yüzyılın dönüm noktasında Padişah’ın baskı rejimine karşı direniş ve hürriyetçi fikirler çoktan filizlenmişti. Muhalefetin sığındığı liman, Makedonya’da örgütlenen mason localarıydı. İttihat Terakki, o localar içinde yayılmış ve çalışmıştı. Örgütün Abdullah Cevdet, Ahmet Rıza, Tunalı Hilmi gibi ideologları Batı düşüncesini benimsiyorlar ve Latin harflerine geçişi, tesettürün kaldırılmasını, kadın erkek eşitliğini savunuyorlardı. Bu görüşleri savundukları Meşveret, İçtihad gibi dergilerin takipçileri arasında, İttihat ve Terakki’nin yeni üyesi Mustafa Kemal de vardı. Meşrutiyet ilan edildiğinde bu fikirlerin özgürce savunulmasına da tanıklık edecekti.
     
     5. SOFYA TECRÜBESİ
     Tarihçi İlber Ortaylı’ya göre Sofya Ataşemiliterliği dönemi Atatürk’ün hayatında ileriye dönük projelerini biçimlendirdiği, toplumsal, siyasal, kültürel modernleşme atılımını yakın örnekleriyle izlediği bir laboratuvar olmuştur. Mustafa Kemal, bağımsızlığını yeni kazanmış bir ülkenin başkentinde görev yaparken, 10 yıl sonra kendisinin yaşayacağı deneyimi bizzat gözleme şansı buldu. Sofya, onun uzun süre yaşadığı ilk Batı kentiydi. Batılılaşma, insan hakları, kadın özgürlüğü, müzik devrimi gibi konular Sofya’da kafa yorduğu başlıklar arasındadır. Şu cümleleri 1914’te orada söylemiştir: "Peçeyi kaldırmak gerek. Erkekler şapka giymeli. Bir erkek birden fazla kadınla evlenmemeli. Erkek ve kadın eşit olmalı."
     
     6. VE KİTAPLAR...
     Mustafa Kemal’in sonu cumhuriyete varacak düşünce serüvenini özetlerken, okuduğu kitaplardan da söz etmeliyiz. Hiç kuşkusuz, doğduğu kentten, okuduğu okuldan, okuldaki arkadaşlarından, görev yerlerinden, savaştığı cephelerden derlediği izleri zihninde bir teorik çerçeveye oturtan ve onu cumhuriyet idealine yönlendiren manivela, okuduğu kitaplar olmuştur. Atatürk’ün kütüphanesini inceleyenler, o dönem özellikle 1916’da doğu cephesinde okuduğu birkaç kitabın onda bıraktığı izleri önemserler: Şehbenderzade Ahmet Hilmi’nin "Allah’ı İnkâr Mümkün mü" adlı kitabı onu pozitivizmle tanıştıran kitaptır mesela... Namık Kemal’in "Siyaset ve Edebiyat Makaleleri", Mehmet Emin’in, Tevfik Fikret’in yazı ve şiirleri de başucu kitapları arasındadır. Sonraları listeye J.J. Rousseau’nun "Toplum Sözleşmesi", İsmail Hakkı Babanzade’nin "Anayasa Hukuku" gibi kitapları da eklenecek ve Gazi Paşa, bu kitaplarda hep aynı kelimenin altını çizecektir: "Cumhuriyet!"
     
     candundar@superonline.com
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Cumhuriyet ve partisi

Melih AŞIK
Savaşa doğru

Fikret BİLA
Cumhuriyet

Hasan CEMAL
En büyük bayram, 29 Ekim kutlu olsun!

Güneri CIVAOĞLU
Değişecek

Can DÜNDAR
Avrupa’dan kopmayacağız

Abbas GÜÇLÜ
Eğitim konusunda partiler ne vaat ediyor? (2)

Sami KOHEN
Mutlu ve umutlu olmak günü...

Derya SAZAK
Putin’in utancı

Meral TAMER
AKP ve CHP’ye: Okul kitapları bedava olsun

Güngör URAS
Onuncu Yıl marşı ile kutluyoruz

Serpil YILMAZ
Vaat bile edemiyor değil mi?

M. Ali BİRAND
Atina, Türkiye'nin lokomotifi oldu...

© 2002 Milliyet