29 Ekim 2002 Salı


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Atina, Türkiye'nin lokomotifi oldu...

     Geçen hafta Avrupa Birliği Devlet ve Hükümet Başkanlarının Genişleme konusunun ele alındığı doruk toplantısında ilk defa, Türkiye ile ilgili ılıman rüzgarların estiğini hissettim.
     Doruktan birkaç hafta önce Verheugen (AB Genişleme temsilcisi) ile konuşuyordum. Bu toplantının gündeminde Türkiye’nin bulunup bulunmadığını sorduğumda bana, "Türkiye konuşulmayacak. Diğer aday ülkeler ve AB bütçesi tartışılacak" demişti.
     Tam aksi gerçekleşti. Her toplantıda bir yanından Türkiye’ye değinildi. Verheugen dahi, gazetecilerle konuşurken bu gerçeği kabul etmek zorunda kaldı ve "Türkiye yok dedik, her yerde karşımıza Türkiye çıktı" dedi.
     Bu doruğun sonuçları açıklandığında, nedense Türk medya’sı "Yine tarih verilmedi" diye tepki gösterdi. Oysa, bırakın tarih verilmesini, Türkiye gündemde dahi değildi.
     Dışa yansıması "olumsuzmuş" gibi görünen Brüksel doruğu aslında, tam aksine Türkiye ile ilgili rüzgarların ılımanlaştığı sinyalleriyle dolu geçti.
     Bundan önce sık sık "Türkiye’yi hazmedemeyiz. Durun bakalım, daha beklememiz lazım. Önce 10 ülke, ardından Bulgaristan ve Romanya, ilerde de Türkiye..." sözlerini duyardık. En büyük sorunun Almanya olduğu, hatta geçen haftaki doruğun açıklaması içinde Türkiye paragrafının dahi Alman temsilci tarafından kısıtlı tutulduğu söyleniyordu.
     Oysa tam tersi gerçekleşti.
     Doruk öncesinde Başbakan ve Dışişleri Bakanları, ilk defa Türkiye’ye tarih verilmesinden söz ettiler. Ancak bunun nasıl bir tarih olacağı da belli değil.
     Herkes "tarih" denince başka birşey anlıyor. Önümüzdeki 7 hafta içinde birşeylerin değişeceği belli. Bu değişimin ilk rüzgarları Brüksel’de hissedildi.
     Almanya’nın esnekleşme sinyalleri vermesi üzerine, AB koridorlarında da farklı sözler duyulur oldu. Hele Bulgaristan ve Romanya’ya da 2007’de tam üyelik sözü verilince, geriye bir tek Türkiye’nin kalması, AB üzerindeki baskıyı arttırmaya başladı.
     "Herkesi içeri alıp, Türkiye’yi tek başına kapı dışında bırakmanın sorumluluğu büyük olur. Türkleri tatmin edecek bir orta yol bulmalıyız" yaklaşımı yavaş yavaş yaygınlaşıyor. Şimdi önemli olan bu ortamın üzerine gitmek ve seçim sonrasında AB Başkentlerine bastırmak gerekiyor.
     Brüksel doruğunda benim en çok dikkati çeken, Yunanistan’ın adeta lokomotif rolü alması ve bunu da hiç çekinmeden göstermesiydi. Simitis-Papandreu ikilisi Türkiye kompleksini tamamen bırakmışlar. O kadar ki, Yunan Dışşileri Bakanı Papandreu ile koridorda karşılaştığımız zaman bana " AKP’yi seçimlere girmeden kapatırlarsa, burada çok ters tepki çıkar" diyebiliyor, Alman Vakıflarının "gizli ittifak" yapmaları ile ilgili dava açılmasını hayretle karşıladığını saklamıyordu.
     Aynı Yunanistan doruk sırasında , Türkiye paragrafının iyileştirilmesini sağlıyor, yıllardır sorun yaratan Avrupa Ordusu konusunda, Türkiye’yi rahatsız etmeyecek bir formüle yeşil ışık yakıyor ve Ankara’nın en duyarlı olduğu bir konuyu gündemden çıkarıyordu.
     Simitis-Papandreu ikilisi, bir süre öncesine kadar "Türkiye her görüldüğü yerde engellenmeli ve AB dışında tutulmalı" şeklinde özetlenebilecek Yunan politikasını tam tersine çevirmiş durumdalar.
     Neden?
     "Yunanistan bütün bunları neden yapıyor? Kıbrıs’ta istediği çözümü sağlamak için mi böyle hareket ediyor?" diye sordum. Yunanlı yetkililerin yanıtları hep aynı oldu.
     "Hayırödediler. "Yunanistan’ın AB’ye girmiş bir Türkiye ile sorunlarını daha kolay çözümleyebileceğini gördüğünü, Kıbrıs’ta çözüm olmasa dahi, bu politikanın değişmeyeceğini" söylediler.
     Başta da belirttiğim gibi, rüzgarlar değişmeye başladı. Türkiye belki istediği herşeyi elde edemeyecekir, ancak Kopenhag’dan eli boş dönmeyecektir. Hem de kendi kendine tuzaklar kurmasına, komplo teorileri üretmekten kurtulamamasına rağmen, Ankara’nın belirli bir oranda tatmin edilmesi anlayışı giderek yaygınlaşıyor.
     Peki "tarihönedir?
     Tarihten ne kastediyoruz?
     Bizi "tarih" anlayışımız ile AB’nin vermek istediği "tarih" arasında ne fark var?
     Bu soruların yanıtlarını merak ediyorsanız, yarın yine bu köşe’de buluşalım...
     
      * * *
     
KOPENHAG’A KADAR 3 AŞAMA YAŞANACAK
     AB, Türkiye konusundaki kararını 12-13 Aralık Kopenhag doruğunda verecek. 13 aday ülkeden 10’unun 2004’te, Bulgaristan ve Romanya’yı 2007’de tam üye yapacak ve geriye sadece Türkiye kalacak.
     Türkiye’nin eli boş bırakılmak istenmiyor.
     Hem AB’ye zaman kazandıracak, hem de Türkiye’ye kapının açıldığı izlenimini verecek bir formül aranıyor.
     Brüksel’de önümüzdeki 7 hafta içinde AB’nin tutumunu etkileyecek 3 aşamadan söz ediliyor:
     1. SEÇİMLER’den AB karşıtı olmayan bir koalisyonun çıkmasına çok önemi veriliyor. Bu bağlamda AKP, AB karşıtı olarak nitelenmiyor ve CHP’li bir koalisyon Brüksel’i tatmin edecek gibi görülüyor.
     2. KIBRIS’ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın ortaya koyacağı çözüm paketinin kabul veya reddedilmesi, AB’nin Kopenhag kararını etkileyecek önemli bir unsur sayılıyor.
     3. İŞKENCE’nin hiçbir şekilde yapılamayacağı ve işkence yapanların ağır biçimde cezalandırılacakları ile ilgili bir adımın atılması da yine AB’nin tutumunu etkileyecek diğer önemli bir sinyal sayılıyor.
     Bu üç aşama sırasında, Türk Başbakan ve Dışşileri Bakanının AB başkentleri turunu yapmaları ve en üst düzeyde Türkiye’nin görüşlerini anlatmaları da çok önemseniyor.
     
     mabirand@e-kolay.net
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Cumhuriyet ve partisi

Melih AŞIK
Savaşa doğru

Fikret BİLA
Cumhuriyet

Hasan CEMAL
En büyük bayram, 29 Ekim kutlu olsun!

Güneri CIVAOĞLU
Değişecek

Can DÜNDAR
Avrupa’dan kopmayacağız

Abbas GÜÇLÜ
Eğitim konusunda partiler ne vaat ediyor? (2)

Sami KOHEN
Mutlu ve umutlu olmak günü...

Derya SAZAK
Putin’in utancı

Meral TAMER
AKP ve CHP’ye: Okul kitapları bedava olsun

Güngör URAS
Onuncu Yıl marşı ile kutluyoruz

Serpil YILMAZ
Vaat bile edemiyor değil mi?

M. Ali BİRAND
Atina, Türkiye'nin lokomotifi oldu...

© 2002 Milliyet